• ÖZET :
  • Yasal düzenlemelere göre, yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin verilmesi aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. İddia ve savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir. Tahkikat, ön incelemede saptanan çekişmeli hususlar üzerinden yürütülecektir.
  • Ayrıca, genel geçer ifadelerle, somut vakıalara dayanmadan dava açmanın önüne geçmek amacıyla HMK’de 194. maddenin 1. fıkrası ile “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2). Somutlaştırma yükümlülüğü gösterilen veya sunulan delilin hangi konunun ispatı için belirtildiğinin bildirilmesidir. İspat konusu olmayan bir delilin sunulması ya da gösterilmesinin hiçbir önemi bulunmamaktadır.

Hukuk Genel Kurulu         

2017/2442 E.  ,  2020/292 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı 3. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar tarafların temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı erkek dava dilekçesinde; zamanla meydana gelen fikir ayrılıkları nedeniyle davalı ile tartışmaya başladıklarını ve şiddetli geçimsizliğin başladığını, müşterek evden kendisini kovduğunu, bu nedenle yaklaşık 15 yıldır ayrı yaşadıklarını, evliliklerinin fiilen sona erdiğini ileri sürerek boşanmalarına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı kadın cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaların doğru olmadığını, davacı ile 27 yıl birlikte yaşadıklarını, davacının hiçbir sebep yokken kardeşinin karısı ile kaçıp evi terk ettiğini, hâlen de o kadınla birlikte yaşadığını ve onunla evlenmek için kendisinden ayrılmak istediğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 15.07.2014 tarihli ve 2013/850 E., 2014/517 K. sayılı kararı ile; davalının eşine hakaret ettiği, müşterek evi terk ederek birlik görevlerini yerine getirmediği, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, davalı lehine aylık 250,00TL tedbir nafakasına, yasal koşulları oluşmadığından davalının yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.06.2015 tarihli ve 2014/27248 E., 2015/12812 K. sayılı kararı ile;
“… Hüküm, davacı erkek tarafından, tedbir nafakası yönünden, davalı kadın tarafından ise, tüm yönlerden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin gösterilmesi gereklidir (HMK m. 119/1). İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m. 25). Davacı, ön inceleme aşaması tamamlanana kadar, davalının hakaret ettiği ve evi terk ederek birlik görevlerini yerine getirmediği vakıasını ileri sürmemiştir. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan bir vakıa esas alınarak davalıya kusur yüklenemez. Açıklanan nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma sebebine göre davacı erkeğin tüm, davalı kadının bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/919 E., 2015/938 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; dava dilekçesinde yer alan “fikir ayrılığı nedeni ile tartışmalar başladı, tartışmalar zamanla çekilmez boyutlara vardığından şiddetli geçimsizlik hasıl oldu, beni evden kovdu.” ifadeleri ile davacı tanığı Dudu’nun beyanları birlikte değerlendirildiğinde tanık anlatımındaki hakaret içeren sözlerin dava dilekçesinde tartışmalar olarak ileri sürüldüğü, yine tanık anlatımında yer alan “seni kapıya attım, istemiyorum.” beyanlarının dava dilekçesinde kovma olarak belirtildiği, tanık anlatımlarına göre eşini evden kovan davalının daha sonra müşterek evi kendisinin de terk ettiği, bu hâli ile davalının eşine hakaret ettiği, eşinin müşterek evi terk etmesini isteyerek birlik görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, mahkemece davalıya yüklenen vakıalara davacı tarafından usulüne uygun şekilde dayanılıp dayanılmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
12. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.
13. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır.
14. Somut olayda; evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığının tespitinden önce, ilk kararda mahkemece davalıya yüklenen vakıalara davacı tarafından usulüne uygun şekilde dayanılıp dayanılmadığı belirlenmelidir. Bu noktada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.
15. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1).
16. Vakıa ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarih ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca dayanılan vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK’nin 25. maddesinde düzenlenen “taraflarca getirilme ilkesi” uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
17. HMK’nin ‘’Dava dilekçesinin içeriği’’ başlıklı 119. maddesinde;
” (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.” dava dilekçesinin kapsamı düzenlenmiştir. Adı geçen madde uyarınca davacının dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini göstermesi gerektiği gibi taleplerini de belirtmelidir.
18. Belirtmek gerekir ki, davalı da, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesini sunmalı (HMK m.127/1), yine cevap dilekçesinde, savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermeli ve taleplerini de belirtmelidir (HMK m. 129).
19. Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nin 136/2. maddesi hükmü gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacaktır.
20. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra, ön inceleme için duruşma günü tespit edilerek taraflara duruşma gününün bildirilmesi için çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği de ayrıca ihtar edilir (HMK m. 139).
21. Bu aşamada bir diğer istisnai hükmün açıklanması gereklidir. O da, “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. madde (HMK) hükmü olup, yasa hükmü;
“(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
22. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir.
23. Yasal düzenlemelere göre, yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin verilmesi aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. İddia ve savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir. Tahkikat, ön incelemede saptanan çekişmeli hususlar üzerinden yürütülecektir.
24. Ayrıca, genel geçer ifadelerle, somut vakıalara dayanmadan dava açmanın önüne geçmek amacıyla HMK’de 194. maddenin 1. fıkrası ile “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2). Somutlaştırma yükümlülüğü gösterilen veya sunulan delilin hangi konunun ispatı için belirtildiğinin bildirilmesidir. İspat konusu olmayan bir delilin sunulması ya da gösterilmesinin hiçbir önemi bulunmamaktadır.
25. Tüm bu açıklamalar kapsamında uyuşmazlığa bakıldığında; davacı gerek dava dilekçesinde gerekse cevaba cevap dilekçesinde, ilk kararda davalıya yüklenen hakaret etme ve evi terk ederek birlik görevlerini yerine getirmeme vakıalarına dayanmamıştır. Davacının yargılamanın diğer safhalarında da bu konuda bir beyanı ya da ıslahı söz konusu değildir. Kaldı ki ilk karar davacı tarafından sadece tedbir nafakası yönünden temyiz edildiğinden ve usulü kazanılmış hak ilkesi gereğince de mahkemece direnmeye konu kararda davalıya ilk kararda yüklenen kusurların değiştirilmesi de mümkün bulunmamaktadır. Taraflarca usulüne uygun şekilde ileri sürülen ve dayanılan vakıalar esas alınarak uyuşmazlıklar çözülür ve sonuca bağlanır. Bu sebeplerle mahkemece davacı tarafından dayanılmayan vakıaların dikkate alınması, bu vakıalar değerlendirilerek davalıya kusur atfedilmesi ve buna bağlı olarak boşanma davasının reddine karar verilecek yerde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
26. O hâlde, direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Hukuk Genel Kurulu         
2017/2442 E.
2020/292 K.

Bir Cevap Yazın