Dilekçe Örnekleri Kira Artışı 2026 Kıdem Tazminatı Ceza Davaları Boşanma İcra Takibi Tüketici Hakları Yargıtay Kararları
POPÜLER

YASAK / TÜRKİYE KARARI


YASAK / TÜRKİYE KARARI

Büyük Daire — Başvuru No. 17389/20 — 5 Mayıs 2026

Not: AİHM Yalçınkaya Kararı’nın Türkçe çevirisine ve karara ilişkin değerlendirmelere şu bağlantılardan ulaşabilirsiniz:


KARARININ ÖZET BAŞLIKLARI

43. madde • Hükümetin, davanın Büyük Daire’ye havale edilmesi kararına yönelik yeniden inceleme talebi reddedilmiştir. • Büyük Daire tarafından, kurulun havale kararının yerindeliği denetlenemez. • Kabul edilebilir ilan edilen dava, esas hakkında yeniden karar verilmesi amacıyla otomatik olarak Büyük Daire’ye havale edilir.

Madde 35 § 3 (a) • Başvuru, başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğinde değildir.

Madde 7Nullum crimen sine legeNulla poena sine lege • Başvurucunun suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi • Bireysel sorumluluk ilkesinin sayılması – nulla poena sine culpa • Yerel mahkemelerin, suçun zaman dilimiyle sıkı bir şekilde sınırlı olan bireysel ve bağlamsal bir ceza sorumluluğu değerlendirmesi yoluyla, iç hukukta öngörülen kasıt unsurunu tespit edememesi • Başvurucunun eğitim alanındaki faaliyetlerine dayanılması; ancak bu faaliyetlerin örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve başvurucunun sorumluluk düzeyinin tespit edilmemesi • Başvurucunun, bir dini hareketten terör örgütü ilan edilen bir yapıya dönüşen organizasyonun bu değişiminden haberdar olduğu ve bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğü kanıtlanmaksızın, örgütün gelişimi hakkındaki genel mülahazalara dayanılması • Kişisel sorumluluğun tespit edilmesi için gerekli olan zihinsel bağlantının varlığı olmaksızın cezalandırılmama hakkının ihlali.

Madde 3 • Aşağılayıcı muamele • Başvurucunun hapishanedeki gözaltı koşullarının birikimli olarak asgari şiddet düzeyine ulaşması.

Kayıt Bürosu tarafından hazırlanmıştır. Mahkemeyi bağlayıcı değildir.

STRAZBURG — 5 Mayıs 2026

Bu karar nihaidir ancak redaksiyonel düzeltmelere tabi olabilir.


HEYET

Yasak/Türkiye davasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Büyük Daire olarak şu üyelerden oluşan heyetle:

Başkan Mattias Guyomar; Yargıçlar: Ivana Jelić, Lado Chanturia, Ioannis Ktistakis, Kateřina Šimáčková, Faris Vehabović, Jolien Schukking, Gilberto Felici, Saadet Yüksel, Anja Seibert-Fohr, Peeter Roosma, Ana Maria Guerra Martins, Anne Louise Bormann, Úna Ní Raifeartaigh, Artūrs Kučs, Mateja Đurović, Juha Lavapuro; ve Kayıt Memuru Yardımcısı Abel Campos.

7 Mayıs 2025, 5 Kasım 2025 ve 11 Şubat 2026 tarihlerinde kapalı oturumda görüşerek aşağıdaki kararı vermiştir.


GİRİŞ

1. Dava, başvurucunun Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi ve ayrıca Çorum Cezaevi’nde cezasını çekmesi sırasında maruz kaldığı gözaltı koşullarıyla ilgilidir. Dava, Sözleşme’nin 7. ve 3. maddeleriyle ilgili sorunları gündeme getirmektedir.


USUL

2. Dava, 2 Nisan 2020 tarihinde Türk vatandaşı Şaban Yasak (“başvurucu”) tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurudan (no. 17389/20) kaynaklanmaktadır.

3. Başvurucu, Mariakerke’de (Belçika) avukatlık yapan J. Vande Lanotte ve J. Heymans tarafından temsil edilmiştir. Türkiye Hükümeti kendi temsilcisi tarafından temsil edilmiştir.

4. Başvuru, başlangıçta Mahkeme’nin İkinci Dairesi’ne tahsis edilmiştir. 19 Şubat 2021 tarihinde Hükümete, Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri kapsamındaki şikayetler tebliğ edilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmı (özellikle 6. madde kapsamındaki şikayet) kabul edilemez ilan edilmiştir.

5. 27 Ağustos 2024 tarihli bir kararda, İkinci Bölüm Dairesi, Çorum Cezaevi’ndeki gözaltı koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikayeti ve 7. madde kapsamındaki şikayeti oybirliğiyle kabul edilebilir bulmuştur. Daire, oybirliğiyle, Sözleşme’nin 3. veya 7. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

6. 26 Kasım 2024 tarihinde başvurucu, Sözleşme’nin 43. maddesi uyarınca davanın Büyük Daire’ye sevk edilmesini talep etmiştir. 16 Aralık 2024 tarihinde Büyük Daire’nin bir heyeti bu talebi kabul etmiştir.

7–10. Büyük Daire üyeleri belirlendi, taraflarca ek yazılı görüşler ve üçüncü taraf müdahil görüşleri (BM Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Ben Saul, Avrupa Ceza Avukatları Birliği ve İtalyan İnsan Hakları Federasyonu) sunuldu.

11. 7 Mayıs 2025 tarihinde Strazburg’da kamuya açık duruşma gerçekleştirildi. Duruşmanın ardından, Büyük Daire Başkanı Marko Bošnjak görev süresi sona erince davadan çekildi; yerine Mattias Guyomar geçti.


OLAYLAR

I. DAVANIN ARKA PLANI

A. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve olağanüstü hâl ilanı

12. 15 Temmuz’u 16 Temmuz 2016’ya bağlayan gece, “Yurtta Sulh Konseyi” adını kullanan bir grup askerî personel demokratik yönetimi devirmeye teşebbüs etmiştir. Darbe girişimi sırasında 8.000’den fazla askerî personel Parlamento binası ve cumhurbaşkanlığı yerleşkesi dâhil pek çok stratejik binayı bombalamış, Genelkurmay Başkanını rehin almış, köprüleri ve havalimanlarını tanklar ve zırhlı araçlarla bloke etmiş ve sokaklara çıkan göstericilere ateş açmıştır. Hükümet’in sunduğu rakamlara göre 250’den fazla kişi hayatını kaybetmiş, 2.000’den fazla kişi yaralanmıştır.

13. Ertesi gün ulusal yetkililer, darbe girişiminin sorumluluğunu Pennsylvania’da ikamet etmekte olup 24 Ekim 2024’te hayatını kaybeden Fetullah Gülen ile bağlantılı ağa —FETÖ/PDY— atfetmiştir.

14–16. 16 Temmuz 2016’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ceza soruşturması başlatmış; 20 Temmuz’da üç aylık olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl yedi kez uzatılmış ve 18 Temmuz 2018’de kaldırılmıştır. 21 Temmuz 2016’da Türkiye, AİHS m. 15 kapsamında derogasyon bildiriminde bulunmuştur.

B. FETÖ/PDY’nin bir terör örgütü olarak tanımlanması

17–21. Türk hukukuna göre bir yapının terör örgütü olarak nitelendirilmesi ancak yargı kararıyla mümkündür. FETÖ/PDY’yi terör örgütü olarak tanıyan ilk yerel mahkeme kararı 16 Haziran 2016 tarihli, ilk istinaf mahkemesi kararı 7 Mart 2017 tarihli, Yargıtay’ın ilgili kararları ise 24 Nisan ve 26 Eylül 2017 tarihlidir. Milli Güvenlik Kurulu, örgütü “terör örgütü” olarak ilk kez 26 Mayıs 2016 tarihli basın açıklamasında sınıflandırmıştır.


II. DAVANIN KOŞULLARI

22. Başvurucu 1987 yılında doğmuş olup başvurunun yapıldığı tarihte Çorum’daki L tipi cezaevinde hapis cezasını çekmekteydi. Hâlen Almanya’da ikamet etmektedir.

A. Başvurucunun gözaltına alınması ve ifadeleri

23–28. 26 Ocak 2017’de başvurucunun evinde arama yapılarak cep telefonu, sabit disk, dizüstü bilgisayar gibi dijital cihazlar ele geçirilmiştir. 30 Ocak 2017’de başvurucu Nevşehir Emniyet Müdürlüğü’ne kendiliğinden teslim olmuş ve FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle gözaltına alınmıştır.

Polis ifadesinde başvurucu; üniversite yurdunda iken örgütle bağlantılı birkaç etkinliğe katıldığını ancak örgüt adına herhangi bir görev üstlenmediğini, iş arayışında referans edinmek amacıyla harekete yaklaştığını beyan etmiştir. Tanıklar B.A. ve Y.B.’nin ifadeleri kendisine okunmuş; başvurucu bu tanıkları tanımadığını ve kod adı kullanmadığını belirtmiştir.

29. 6 Şubat 2017’de Çorum Sulh Ceza Hâkimliği, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklanmasına karar vermiştir.

B. İddianame

30–36. 4 Ağustos 2017 tarihli 71 sayfalık iddianamede Çorum Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun TCK m. 314/2 kapsamında silahlı terör örgütü üyeliğiyle suçlanmasını talep etmiştir. İddianamede:

  • FETÖ/PDY, sui generis bir silahlı terör örgütü olarak tanımlanmış; örgütün dinî bir örtü kullandığı, devlet kurumlarına sızmayı hedeflediği ve 15 Temmuz darbe girişimiyle nihai amacını açığa vurduğu ileri sürülmüştür.
  • Başvurucuya ilişkin deliller şunlardan oluşmaktadır: (a) Tanıklar B.A., Y.B., A.B. ve H.E.’nin ifadeleri; (b) E.B.’ye ait telefon hattının HTS kayıt analizi; (c) Bank Asya’daki bankacılık işlemleri; (d) Çorum Eğitim Hizmetleri A.Ş. tarafından ödenen sosyal güvenlik primleri.

C. Soruşturma sırasında elde edilen deliller

1. Tanık İfadeleri

B.A.nın beyanları (§§ 39–42): 7 Aralık 2016’da alınan ifadesinde B.A., etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirterek 2010–2015 yılları arasında örgüt faaliyetlerine katıldığını; ancak örgütün gerçek amacını 15 Temmuz darbe girişiminde anladığını beyan etmiştir. Başvurucuyu “Recep” veya “Şaban” kod adıyla tanıdığını, onun örgüt içinde BBTM düzeyinde sorumluluk üstlendiğini ifade etmiştir. 8 Aralık 2016’da fotoğraflar üzerinden başvurucuyu teşhis etmiştir. 26 Şubat 2018’de istinabe ifadesini yinelemiştir.

Y.B.’nin beyanları (§§ 43–45): 10 Ocak 2017’de alınan ifadesinde Y.B., 2007’den beri örgütle bağlantılı olduğunu, 2010–2014 yılları arasında Çorum’da bölge sorumlusu ve ardından BBTM olarak görev yaptığını, başvurucunun da aralarında olduğu dört BBTM’den birini tanıdığını beyan etmiştir. ByLock ve Kakao Talk aracılığıyla başvurucu ile iletişim kurduğunu, 2013 yılında örgüt organizasyonuyla Kosova ve Kuzey Makedonya’ya birlikte gittiğini belirtmiştir. 13 Ocak 2017’de fotoğraflardan teşhiste bulunmuştur. 12 Şubat 2018 tarihli istinabe ifadesinde önceki beyanlarını doğrulamıştır.

A.B.’nin beyanları (§§ 46–49): 2–3 Şubat 2017’de alınan 34 sayfalık ifadesinde A.B., etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirterek başvurucunun örgüt içindeki görev silsilesini şöyle anlatmıştır: ev imamı (2010 öncesi) → BTM (2011–2012) → BBTM (2012–2013) → bölge talebe sorumlusu (2013–2014, 20–25 ev). 2014 sonunda örgütün, başvurucuyu kamu hizmetine giriş sınavına hazırlanmak üzere Ankara’ya gönderdiğini ifade etmiştir. SGK primlerinin Çorum dershanesi tarafından örgüt adına ödendiğini ve Bank Asya’ya hiyerarşik üstünün talimatıyla 10.000 TL yatırdığını eklemiştir. 11 Şubat 2017’de fotoğraflardan teşhiste bulunmuştur. 8 Kasım 2017 tarihli istinabe ifadesinde önceki beyanlarını teyit etmiştir.

H.E.’nin beyanları (§ 50): 11 Şubat 2017 tarihli ifadesinde H.E., “Recep”i BBTM’lerden biri olarak tanıdığını, Çorum’daki özel dershaneye ait olduğunu ve kod adı ile gizlilik tedbirlerinin faaliyetlerin gizliliğini korumaya yönelik olduğunu beyan etmiştir. Fotoğraflardan başvurucuyu teşhis etmiştir.

A.S.’nin beyanları (§ 51): 3 Ocak 2018 tarihli ifadesinde A.S., başvurucunun örgüt içindeki baş bölge sorumlusu E.B.’nin yetkisi altında faaliyet yürüttüğünü ifade etmiştir.

2. HTS kayıtları (§ 52)

11 Temmuz 2016 tarihli raporda E.B.’nin telefon hattının HTS analizi, başvurucunun E.B.’nin irtibat kurduğu kişilerden biri olduğunu ortaya koymuştur; ancak rapor görüşmelerin sıklığı, tarihleri veya içeriği hakkında ayrıntı içermemektedir.

3. SGK primleri (§ 53)

30 Ocak 2017 tarihli rapora göre başvurucunun SGK primleri Çorum Eğitim Hizmetleri A.Ş. tarafından ödenmiştir.

4. Bank Asya (§ 54)

13 Şubat 2017 tarihli yazıda, başvurucunun Bank Asya’da hesap açtığı ve Ocak 2014’te 2.000 TL yatırdığı, sonraki aylarda ek yatırımlar yapıldığı, hesabın 19 Kasım 2014’te kapatıldığı belirtilmiştir. Bu para yatırmaların maaş ödemelerinden kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.

D–E. Yerel mahkemelerdeki yargılama

56–63. Çorum Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama: 23 Ağustos 2017’de iddianame kabul edilmiş; 27 Kasım 2017’deki duruşmada başvurucu tüm suçlamaları reddetti. 14 Şubat 2018’deki son duruşmada başvurucu SEGBİS aracılığıyla katıldı ve beraatını talep etti.

64–70. Mahkeme kararı: Çorum Ağır Ceza Mahkemesi, oybirliğiyle başvurucuyu TCK m. 314/2 uyarınca silahlı terör örgütü üyeliğinden 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme kararında önce FETÖ/PDY’nin özelliklerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuş (yapı, hiyerarşi, darbe girişimi), ardından başvurucuya ilişkin delilleri değerlendirmiştir:

“Yukarıda atıfta bulunulan tüm deliller ışığında, bir dereceye kadar süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren başvurucunun eylem ve faaliyetlerinin, terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu sonucuna varılması uygun olacaktır.”

71–74. İstinaf (Samsun BAM, 3 Temmuz 2018): Mahkûmiyet onanmıştır.

75–76. Yargıtay (21 Ocak 2019): Mahkûmiyet onanmıştır.

77–78. Anayasa Mahkemesi (25 Şubat 2020): Başvurucunun tüm şikâyetleri reddedilmiştir.

F. Başvurucunun gözaltı koşulları

79–95. Başvurucu 6 Şubat 2017’de Çorum L tipi cezaevine sevk edilmiş; 8 Mart 2018’e kadar F-5, ardından F-10 biriminde tutulmuştur.

Kapasite: Başlangıçta 477 kişilik olarak tasarlanan cezaevi, 2006’da 1.000, 2008’de 1.250, 2012’de 1.670 kapasiteye çıkarılmıştır. Ranzaların eklenmesiyle maksimum kapasite 1.592’ye ulaşmış; ancak fiilî tutuklu sayısı 1.950–2.000 olmuştur.

F-5 birimi (13 ay, § 81): Mahkûm sayısı 37–47 arasında değişmiş; kişisel alan 5,13–6,52 m² olmuştur. Her biri 30 ranzadan oluşan standart kapasiteyi sürekli aşan birimde başvurucu, ilk dört ayda ortak alanda yerde yatak üzerinde uyumak zorunda kalmıştır.

F-10 birimi (3 yıl+, § 82): Mahkûm sayısı 27–42 arasında değişmiş; kişisel alan 4–6 m² olmuştur. Yine dönüşümlü uyku sistemi uygulanmıştır.

Hijyen ve su (§§ 83, 89): Her birimde iki tuvalet ve iki duş bulunmaktaydı. Başvurucunun iddiasına göre sıcak su haftada iki kez, kişi başına 50 litre ile sınırlı sağlanmıştır; soğuk su 2017 başında günde yalnızca iki kez sunulmuştur.

Başvurucunun uyku koşulları (§ 86): Başvurucu, toplamda yaklaşık 14 ay boyunca yerde yatak üzerinde uyuduğunu ileri sürmüştür: F-5’te aralıksız 4 ay, F-10’da aylık dönüşümle yaklaşık 10 ay. Bu süre zarfında mahremiyet yokluğu, gece boyunca yapay ışığa maruz kalma ve sürekli gürültü yaşadığını beyan etmiştir.

Şikayetler ve iç hukuk yolları (§§ 90–95): İdare ve Gözlem Kurulu (15 Ekim 2018), Ceza İnfaz Hakimi (21 Şubat 2019), Çorum Ağır Ceza Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi (3 Eylül 2020) tüm şikayetleri reddetmiştir. Aralık 2020’de cezaevi idaresi nakil teklif etmiş; başvurucu 17 Aralık 2020 tarihli mektupla koşullardan memnun olduğunu belirterek teklifi reddetmiştir.


İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA

I. ULUSAL MEVZUAT VE UYGULAMA

A. Ulusal mevzuat

TCK m. 21 (Kasıt): “Suçun işlenmesi, kasıt varlığına bağlıdır. Kasıt, suçun hukuki tanımındaki unsurların iradi ve bilinçli olarak gerçekleştirilmesidir.”

TCK m. 30 (Hata): Suçun fiilî unsurlarından habersiz olan kişi kasten hareket etmiş sayılmaz.

TCK m. 220 (Suç örgütü): Suç örgütü kurma/yönetme 4–8 yıl, üyelik 2–4 yıl; silahlı ise ceza dörtte bir ile yarı oranında artırılır.

TCK m. 314 (Silahlı terör örgütü): Kurma/yönetme 10–15 yıl (fıkra 1); üyelik 5–10 yıl (fıkra 2).

TMK m. 1 (Terörizm tanımı), m. 2 (Fail tanımı), m. 3 (Terör suçları), m. 7 (Terör örgütleri): İlgili hükümler aktarılmıştır.

B. İlgili iç hukuk içtihadı

Anayasa Mahkemesi 4 Ağustos 2016 kararı (§ 103): AYM, iki üyesini FETÖ/PDY bağlantısı gerekçesiyle görevden almış; örgütün yapısını, devlet kurumlarına sızma yöntemini ve gizli operasyonel tekniklerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur.

Metin Birdal kararı — AYM, 22 Mayıs 2019 (§§ 105–107): FETÖ/PDY üyeliğinin tespitinde “bireysel ve sürekli katkı”nın kanıtlanması gerektiği; kişinin örgütün niteliği ve amaçlarından haberdar olduğunun, örgüte katılmak istediğinin ve aktif katkısının gösterilmesi şartı ortaya konulmuştur.

Adnan Şen kararı — AYM, 15 Nisan 2021 (§§ 108–111): FETÖ/PDY’nin başlangıçta ahlaki-eğitimci bir hareket olarak algılandığı; bu nedenle ceza mahkemelerinin her sanığın örgütün gerçek niteliği hakkındaki bilgisini dikkatle değerlendirmesi gerektiği belirlenmiştir. TCK m. 30’un uygulanmasına açık kapı bırakılmıştır.

Bilal Celalettin Şaşmaz kararı — AYM, 18 Ekim 2022 (§ 112): Sohbet toplantılarına katılım, yasal sendikaya üyelik ve HTS temasları tek başına örgütün hiyerarşik yapısıyla organik bağı kanıtlamaya yetmez. Kişinin fiilleri işlerken bu örgütün terörist niteliğinin farkında olduğunu ispat etmeden mahkûmiyetin verilmesi, suç ve cezaların kanunîliği ilkesini ihlal eder. İhlal kararı.

Yargıtay kararları (§§ 113–123):

  • 24 Nisan 2017 (E.2015/3, K.2017/3): FETÖ/PDY’yi terör örgütü olarak niteleyen ilk Yargıtay kararı.
  • 26 Eylül 2017: İlk kararı onayan Genel Kurul kararı. FETÖ/PDY’nin sui generis niteliği, yedi katmanlı hiyerarşisi ve silahlı yapısı ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Alt kademedeki üyeler için TCK m. 30 hata savunmasına açık kapı bırakılmıştır.
  • 24 Ekim 2017 (E.2017/1809, K.2017/5155): HTS kayıtları, dini tartışma toplantılarına katılım, yasal sendika üyeliği ve gazete aboneliği tek başına organik bağı kanıtlamaz; sanığın örgütün nihai amacından haberdar olduğunu gösteren delil gerekir. Bozma kararı.

II. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA

BM MSHS m. 15: İşlendiği tarihte ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil nedeniyle kimse suçlu bulunamaz. BM İnsan Hakları Komitesi, suçun her unsurunun kanıtlanması gerektiğini belirtmiştir.

Venedik Komisyonu Görüşü (Mart 2016): TCK m. 314 kapsamında silahlı örgüt üyeliğine ilişkin Yargıtay kriterlerinin (süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk ve hiyerarşik bağ) sıkı biçimde uygulanması önerilmiştir. Zayıf delillere dayalı mahkûmiyetin AİHS m. 7 sorununa yol açabileceği uyarısında bulunulmuştur.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri: 7 Ekim 2016 memorandumunda, darbe öncesinde yasal olarak faaliyet gösteren örgütle salt ilişki kurmanın suç sayılmaması gerektiği; Temmuz 2019 raporunda ise silahlı terör örgütü üyeliği suçunun aşırı geniş yorumunun sürdüğü belirtilmiştir.


HUKUK

I. USULE İLİŞKİN ÖN İTİRAZLAR

A. Hükümetin Büyük Daire heyetinin kararının yeniden değerlendirilmesi talebi

131–134. Mahkeme, dava taraflarından birinin talebi üzerine usulüne uygun biçimde sevk edilen davalarda, heyetin kararının uygunluğunu değerlendirmenin Büyük Daire’nin görevi olmadığını belirtmiş ve Hükümetin bu talebini reddetmiştir.

B. Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması

135–137. Başvurucunun önce başvurusunun reddedilmesini talep edip ardından Büyük Daire’ye sevk istemesi şaşırtıcı görünse de bireysel başvuru hakkının “kötüye kullanılması” olarak değerlendirilemez. Mahkeme, Hükümetin bu itirazını reddetmiştir.


II. SÖZLEŞME’NİN 7. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI

A. Daire kararı

139–145. Daire, oybirliğiyle 7. maddenin ihlal edilmediğine karar vermişti. Gerekçesinde, mevcut davanın yalnızca ByLock delilinin belirleyici olduğu Yüksel Yalçınkaya davasından farklı olduğunu vurgulamış; yerel mahkemelerin çeşitli deliller ışığında suç kastını yeterince tespit ettiğini belirtmişti.

B. Esas

1. Tarafların argümanları

Başvurucu (§§ 146–162): Başvurucu şu temel argümanları ileri sürmüştür:

  • FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak tanımlanması kendisinin suçlandığı dönemde gerçekleşmemişti; F. Gülen beraat etmişti.
  • Aleyhindeki deliller (SGK primleri, BBTM görevi, kod adı, telefon görüşmeleri, Bank Asya mevduatı) münferiden ve bir bütün olarak terör örgütüne bilerek katılımı kanıtlamamaktadır.
  • Eylemleri sırasında örgütü ahlaki-eğitim hareketi olarak tanıyordu; terörist niteliğinden habersizdi.
  • Suçun kasıt unsurunun bireyselleştirilmiş değerlendirmesi yapılmadan mahkûmiyet verilmesi, AİHM içtihadını ihlal etmektedir.

Hükümet (§§ 163–175):

  • Yüksel Yalçınkaya kararında TCK m. 314/2’nin yeterince öngörülebilir olduğu saptanmıştır.
  • Başvurucu BBTM düzeyinde sorumluluk üstlenmiş, kod adı kullanmış ve örgütün eğitim yapılanmasında aktif rol almıştır.
  • Yerel mahkemeler hem maddi hem manevi unsuru tespit etmiş; faaliyetlerin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ortaya konulmuştur.
  • Aralık 2013 sonrasında da faaliyetlerin sürdürülmesi örgütün niteliğinin bilindiğini gösterir.
2. Üçüncü taraf görüşleri

BM Özel Raportörü (§§ 183–188): Yasallık ilkesinin, manevi unsurun kanıtlanması şartını içerdiğini; bir örgütün “gizli” niteliğinin kast çıkarımı için yeterli sayılamayacağını; bireysel suç kastının somut delillerle tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Avrupa Ceza Avukatları Birliği (§§ 189): Fiil ve kasıt unsurlarının ayrıca kanıtlanması gerektiğini; örgütün sonradan terörist olarak tanımlanmasının geriye dönük mahkûmiyeti haklı kılmadığını belirtmiştir.

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu (§ 190): TCK m. 314 uygulamasında ispat yükünün tersine çevrildiğini eleştirmiştir.

3. Mahkemenin değerlendirmesi
a. İlgili genel ilkeler (§§ 191–195)

§ 191: Sözleşme’nin 7. maddesi, nullum crimen, nulla poena sine lege ilkesini ve ceza yasalarının sanık aleyhine genişletici yorumlanmaması ilkesini içermektedir.

§ 192: İç hukukun yeterli açıklıkta olması tek başına yetmez; yerel mahkemelerin bu hukuku makul olmayan biçimde yorumlayıp uygulaması da 7. madde ihlali doğurabilir.

§ 193: 7. madde, kişisel sorumluluğu usulüne uygun olarak tespit edilmeden hiç kimsenin cezalandırılmayacağı ilkesini (nulla poena sine culpa) güvence altına almaktadır. Bu ilke kapsamında:

  • Sorumluluk, kolektif suçluluğa veya irtibat yoluyla suçluluğa dayandırılamaz; sanığa bireyselleştirilmelidir.
  • Sadece maddi fiillerin değil, mens rea‘nın (zihinsel bağlantının) da tespit edilmesi zorunludur.
  • Hukuki veya olgusal varsayımlar 7. madde ile mutlak biçimde bağdaşmaz değildir; ancak kişinin suçlamadan aklanmasını imkânsız hâle getiren varsayımlar sınırı aşar.

§§ 194–195: Mahkeme, ulusal yargı organlarının yerine geçmez; ancak mahkûmiyetin 7. maddeye uygun bir hukuki temele dayanıp dayanmadığını denetler. Yerel mahkemelerin hukuku genişletici yorumlaması ve suçun manevi unsurunu göz ardı ederek suçu kusursuz sorumluluğa benzetmesi, 7. maddeyi ihlal eder.

b. Genel ilkelerin mevcut davaya uygulanması

Ön gözlemler (§§ 196–199):

§ 196: Mahkeme, yerel mahkemeler tarafından tespit edilen olgular temelinde hareket edecektir. 7. madde kapsamında başvurucunun cezai sorumluluğu hakkında karar verme yetkisi Mahkeme’ye değil, iç hukuk makamlarına aittir; Mahkeme yalnızca mahkûmiyet edilen fiillerin öngörülebilir bir suç tanımına girip girmediğini değerlendirir.

§ 198: Yüksel Yalçınkaya kararında Mahkeme, (i) FETÖ/PDY’nin sonradan terör örgütü olarak tanımlanmasının tek başına 7. madde ihlali sonucu doğurmadığına, (ii) F. Gülen’in 2008’deki beraatının sonraki nitelendirmeyi kendi başına dışlamadığına ve (iii) TCK m. 314/2’nin yeterince öngörülebilir olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme bu sonuçlardan ayrılmak için neden görmemektedir.

Mevcut davada karara bağlanacak mesele (§§ 200–201):

Mahkeme, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyetin, suçun tüm unsurlarının bireyselleştirilmiş biçimde usulüne uygun tespit edilip edilmediğini belirlemekle yükümlüdür.

Terör örgütü üyeliği suçunun kasıt şartı (§§ 202–203):

§ 202: Bu suç, vahim bir suçtur; herkesin kişisel cezai sorumluluğu usulüne uygun biçimde tespit edilmeden cezalandırılmama hakkı bulunmaktadır. Cezai sorumluluk, sanığa bireyselleştirilmeli ve açıkça manevi unsurun tespitini içermelidir.

§ 203: TCK m. 314/2, Yargıtay içtihadı uyarınca doğrudan kastı (dolus directus) gerektirmektedir. Bu kriter; kişinin örgütün niteliği ve şiddet içeren amaçlarından haberdar olduğunu, örgütün bir parçası olmayı arzuladığını ve sürekli bir iştirak iradesi gösterdiğini kanıtlamayı içerir. Yargıtay, Bilal Celalettin Şaşmaz kararını izleyen AYM içtihadı da bu şartı koymuştur.

Mevcut davada ulusal mahkemelerin manevi unsuru tespit etmesi (§§ 204–213):

§ 204: Örgütün uzun süreli varlığı ve topluma nüfuzu gözetildiğinde, suçun unsurlarının bireyselleştirilmiş temelde tespit edilmesi daha da zorunlu hale gelmektedir.

§ 205 (Suçun zamansal unsuru): İddianame, başvurucunun üyeliğinin iddia edildiği zaman dilimini açıkça belirtmemiştir. Mevcut delillerden bu zaman diliminin 2014 yılı sonlarına —darbe girişiminden yaklaşık bir buçuk yıl öncesine— rastladığı çıkarılabilmektedir. İlk derece mahkemesi kararı, başvurucunun 2014’e kadar yürüttüğü faaliyetlerin neden gerekli manevi unsuru taşıdığını açıklamamıştır.

§ 206: Aralık 2013 sonrası bağlantıların sürdürülmesi, ilgili bir faktör olabilir; ancak bu durum ulusal mahkemeleri, iddia edilen suçun zamansal çerçevesiyle sınırlı bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmaktan muaf tutmaz.

§ 207: Özellikle isnat edilen fiillerin şiddet eylemleriyle doğrudan bağlantısının bulunmadığı durumlarda özel bir özen gerekmektedir.

§ 208: Başvurucuya isnat edilen eylemlerin tamamı, örgütün eğitim kanadıyla ilgilidir. Örgüt uzun yıllar boyunca “ahlaki-eğitimsel bir hareket” olarak algılanmış; bu durum birçok kişinin örgütün gerçek hedeflerinin farkında olmaksızın yasal yapılarıyla bağlarını sürdürmelerine yol açmıştır. Bu tablo, kasıt unsurunun bireyselleştirilmiş değerlendirmesini daha zorunlu kılmaktadır.

§ 209: Hükümet, başvurucunun BBTM konumundan hareketle askerî hücrelerin varlığını öngörebilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, manevi unsurun somut delillere dayalı olarak tespit edilmesinin zorunlu olduğunu; ulusal mahkemelerin örgütün stratejik kanatlarıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağın varlığını tespit etmeden esasen başvurucunun eğitim alanındaki rolüne dayandıklarını belirlemiştir.

§ 210: Yargıtay, yedi katmanlı hiyerarşiyi kabul etmiş olmasına rağmen, ulusal mahkemeler başvurucunun bu hiyerarşide hangi konumda olduğunu açıklamamıştır.

§ 211: Mevcut koşullara benzer olgulardan kasıt çıkarımı yapılabilir; ancak bu, davanın somut olgularına sıkı sıkıya bağlı, bireyselleştirilmiş bir analize dayanmalıdır. Başlangıçta dini bir grup olarak algılanan yapıya ait olmak tek başına, başvurucunun gerekli kasıt unsuruna sahip olduğu sonucunu doğuramaz.

§ 212 (Temel tespit): Yerel mahkemeler, başvurucunun eylemleri ve rolüne ilişkin somut deliller ışığında mens rea’sını hiçbir şekilde değerlendirmeye almamıştır. Bu, cezai sorumluluğun bireyselleştirilmiş biçimde değerlendirilmesi gerekliliğinin temel bir ihlalidir. İlk derece mahkemesi kararının ilgili bölümü, mahkemenin delilleri sıraladığını ve kasıt unsurunun başvurucunun örgütün terörist amaçlarından haberdar olduğunu nasıl kanıtladığını açıklamaya çalışmadan sonuca ulaştığını ortaya koymaktadır.

§ 213: Bu yaklaşım, kişisel sorumluluğun tespit edilmesi için gerekli olan zihinsel bağlantının varlığı olmaksızın cezalandırılmama hakkını güvence altına alan Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal etmektedir.

Sonuç (§ 214)

Mahkeme, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (11’e karşı 6 oyla).


III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI

A. Daire kararı

216–218. Daire, kabul edilebilirlik itirazını reddederek başvuruyu esastan incelemiş; başvurucunun zaman zaman yerde uyumak zorunda kalması ve sınırlı kişisel alana rağmen, genel gözaltı koşullarının (asgari standartların altında olmayan alan, dış avluya düzenli erişim, sağlık tesisleri, doğal ışık) ciddiyet eşiğine ulaşmadığına karar vermiştir. İhlal bulunmamıştır.

B. Tarafların beyanları

Başvurucu (§§ 219–220): Aşırı kalabalık nedeniyle 14 ay boyunca yerde uyumak zorunda kaldığını, 37 mahkumla 90 m²’yi paylaştığını, yetersiz sağlık tesislerine maruz kaldığını, gece aydınlatması ve gürültü nedeniyle uyku bozukluğu yaşadığını, kültürel/eğlence programlarından kasıtlı olarak dışlandığını ve yetersiz ısıtmadan ötürü sıkıntı çektiğini ileri sürmüştür.

Hükümet (§§ 221–224): Yerde uyumanın yetkililerce dayatılmadığını, mahkumlar arasındaki anlaşmayla gerçekleştiğini; sunulan delillerin 3. madde ihlalini doğrulamadığını savunmuştur.

C. Mahkemenin değerlendirmesi

1. Davanın kapsamı (§§ 225–227)

Büyük Daire, Çorum Cezaevi’ndeki maddi gözaltı koşullarına ilişkin şikayeti tüm yönleriyle inceleyecektir.

2. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğuna ilişkin ön itirazı (§§ 228–231)

İlerde ve Diğerleri/Türkiye (2023) kararına atıfla, Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuru dışında, Türk hukukunun tutuklu kişiye etkili önleyici/telafi edici bir iç hukuk yolu sağladığı sonucuna yeterli kesinlikte varılamaz. Hükümetin ön itirazı reddedilmiştir.

3. 3. maddeye dayalı şikayet
a. Genel ilkeler (§§ 232–236)

Muršić/Hırvatistan [BD] kararındaki testler hatırlatılmıştır:

  • Kişisel alan < 3 m² → İhlal için güçlü varsayım
  • 3–4 m² arası → İhlal ancak diğer olumsuz koşullarla birleşince
  • > 4 m² → Alan sorun teşkil etmez; diğer koşullar değerlendirilir
b. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması (§§ 237–247)

§ 237: Başvurucu 6 Şubat 2017’den itibaren tutulmuş; cezaevi 1.950–2.000 kişiyle fiilî kapasitesini aşmıştır.

§ 238: Başvurucu iddiaları inandırıcı ve ayrıntılı biçimde açıkladığından ispat yükü Hükümete geçmektedir.

§ 239: F-5’teki kişisel alan 3,6–4,6 m² (13 ay); F-10’daki kişisel alan 4–6 m² (yaklaşık 3 yıl) olmuştur. Kişisel alanın 3 m²’nin altına düşmediği belirlenerek güçlü varsayım uygulanmamış; ancak diğer koşullar incelenmiştir.

§ 240: Tuvalet kapıları ayrılmış, sıcak ve soğuk suya erişim sağlanmış, 64,36 m²’lik açık avlu günde 8–12 saat kullanılabilir olmuş, 10 büyük pencere havalandırma ve doğal ışık sağlamıştır. Genel koşullar, ilke olarak Sözleşme güvenceleriyle uyumlu görünmektedir; ancak bu koşullar gözaltı süresi bağlamından bağımsız değerlendirilemez.

§ 241–244 (Uyku koşulları): Mahkeme, başvurucunun toplamda yaklaşık 14 ay boyunca (F-5’te kesintisiz 4 ay, F-10’da dönüşümlü biçimde yaklaşık 10 ay) yerde yatak üzerinde uyumak zorunda kaldığını tespit etmiştir. Bu süre zarfında:

  • Ortak alanlarda, mahremiyetin bulunmadığı koşullarda uyumuştur.
  • Gece boyunca yapay ışığa maruz kalmıştır.
  • Sürekli insan gelip gitmesi nedeniyle uyku kesintiye uğramıştır.

§ 244: Uygun uyku koşullarından bu kadar uzun süreli yoksun kalma, başvurucu için özellikle ağır bir fiziksel ve psikolojik yük oluşturmuştur. “Bir mahkum, bir yatak” ilkesine açıkça aykırıdır.

§ 245–246: Gözaltı süresince cezaevi kronik bir aşırı kalabalık içindeydi. Kapasiteyi aşan tutuklu sayısı nedeniyle iki tuvalet–iki duş ile birden fazla birimi paylaşan 30–47 kişi; avlunun kısıtlı boyutundan kaynaklanan sınırlı açık hava egzersizi imkânı; en az Temmuz 2018’e kadar kültürel/eğlence faaliyetlerine erişimin kısıtlı olması: tüm bu koşullar, aşırı kalabalıktan kaynaklanan olumsuzlukların zararlı etkisini şiddetlendirmiştir.

§ 247: Bu eksikliklerin 4 yılı aşkın süre boyunca devam etmesi, geçici veya istisnai olmaktan uzaktır. Tüm koşulların birikimli etkisi, gözaltının doğasında bulunan kaçınılmaz acı düzeyini aşmıştır ve Sözleşme’nin 3. maddesinin asgari ağırlık eşiğine ulaşmıştır.

Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir (9’a karşı 8 oyla).


IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Zarar (§§ 249–255)

Maddi zarar (§ 253): Başvurucu 44.550 Euro maddi zarar talep etmiştir. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bağlantı görmemiş; tutuklandığı sırada işsiz olan başvurucunun gelir kaybı iddiasını spekülatif bulmuştur. Talep reddedilmiştir.

Maddi zarar — 7. madde (§ 254): Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya kararındaki yaklaşımı izleyerek, başvurucunun CMK m. 311/1(f) uyarınca yeniden yargılama talep edebileceğini belirtmiştir. Bu hukuk yolunun özenle ve Mahkeme’nin tespitlerine uygun biçimde uygulanması koşuluyla, 7. madde ihlali açısından en uygun çözüm yolu yeniden yargılamadır. 7. maddenin ihlal edildiği yönündeki tespit, yeterli adil tazminat teşkil etmektedir.

Manevi zarar — 3. madde (§ 255): 3. madde kapsamındaki kötü koşullara maruz kalan kişinin acısı salt ihlal tespitiyle giderilemez. Mahkeme, başvurucuya 2.800 Euro manevi tazminat hükmetmiştir.

B. Masraflar ve harcamalar (§§ 256–261)

  • Yerel mahkemeler ve Daire nezdindeki masraflar: 4.050 Euro
  • Büyük Daire nezdindeki masraflar: 5.000 Euro
  • Toplam: 9.050 Euro

HÜKÜM

Mahkeme:

  1. Büyük Daire heyeti kararının yeniden incelenmesi yönündeki Hükümet talebini oybirliğiyle reddetti;
  2. Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı yönündeki ön itirazı oybirliğiyle reddetti;
  3. İç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön itirazı oybirliğiyle reddetti;
  4. 11’e karşı 6 oyla, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi;
  5. 9’a karşı 8 oyla, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi;
  6. 11’e karşı 6 oyla, 7. madde ihlali tespitinin yeterli adil tazminat teşkil ettiğine karar verdi;
  7. 11’e karşı 6 oyla, davalı Devletin üç ay içinde 3. madde kapsamında başvurucuya 2.800 Euro manevi tazminat ödemesine karar verdi (gecikme faizi: ECB marjinal borç verme faizi + 3 puan);
  8. 15’e karşı 2 oyla, davalı Devletin üç ay içinde başvurucuya 9.050 Euro masraf ve harcama ödemesine karar verdi;
  9. Başvurucunun adil tazminat talebinin geri kalan kısmını oybirliğiyle reddetti.

AYRI GÖRÜŞLER

Karara aşağıdaki ayrı görüşler eklenmiştir:

(a) Yargıçlar Vehabović, Schukking, Chanturia, Yüksel, Seibert-Fohr, Roosma, Guerra Martins ve Ní Raifeartaigh’ın ortak kısmen aykırı görüşü (3. madde ihlali bulunmadığı yönünde): Muršić testinin doğru uygulanmadığı; kişisel alanın hiçbir zaman 3 m²’nin altına düşmediği; avlu erişimi, aydınlatma ve diğer telafi edici faktörlerin dikkate alınmadığı; başvurucunun nakil teklifini reddetmesinin önem taşıdığı ileri sürülmüştür.

(b) Yargıç Guerra Martins’in kısmen muhalefet görüşü (7. madde kapsamında manevi tazminat verilmesi gerektiği yönünde): İhlalin ciddiyeti, başvurucunun ek yük altına sokuldması ve salt ihlal tespitinin yetersizliği gerekçesiyle para tazminatı verilmesi savunulmuştur.

(c) Yargıçlar Lavapuro, Jelić, Ktistakis, Šimáčková ve Đurović’in kısmen muhalefet görüşü (her iki madde için para tazminatı verilmesi gerektiği yönünde): İki mutlak hakkın eşzamanlı ihlali karşısında soyut tespitin yeterli olmadığı vurgulanmıştır.

(d) Yargıçlar Vehabović, Chanturia, Felici, Yüksel, Ní Raifeartaigh ve Kučs’un ortak muhalefet görüşü (7. madde ihlali bulunmadığı yönünde): Sorunun mens rea değerlendirmesiyle ilgili olduğu; bu durumun 7. madde değil, 6. madde kapsamında ele alınması gerektiği; Yüksel Yalçınkaya kararının bu davaya genişletilmesinin 6. ve 7. maddeler arasındaki sınırı önemli ölçüde aşındırdığı ileri sürülmüştür.

(e) Yargıç Ní Raifeartaigh’ın muhalefet görüşü (7. madde kapsamında): Uzun bir analizde mens rea‘nın hem 6. hem de 7. maddede rol oynadığı; ancak genel hukuk düzeyindeki soruların 7. madde, bireysel yargılamadaki delil değerlendirmesinin ise 6. madde kapsamında ele alınması gerektiği savunulmuştur.


Abel Campos — Yazı İşleri Müdür Yardımcısı | Mattias Guyomar — Başkan


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Sanal Hukuk – Footer
Scroll to Top