ZİYNET EŞYASI DAVALARINDA DAVA STRATEJİSİ: NEDEN YALNIZCA AYNEN İADE İSTENMELİ, TERDİTLE BEDEL NEDEN İSTENMEMELİ?

ZİYNET EŞYASI DAVALARINDA DAVA STRATEJİSİ:

NEDEN YALNIZCA AYNEN İADE İSTENMELİ,

TERDİTLE BEDEL NEDEN İSTENMEMELİ?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin Emsal Kararı Işığında

Dosya No: 2025/734 | Karar No: 2026/85 | Karar Tarihi: 17.02.2026

 

I. GİRİŞ VE KARARININ ÖNEMİ

Ziynet eşyası davaları, Türk aile hukuku uygulamasında en sık karşılaşılan ve aynı zamanda icra aşamasında en çok sorun yaratan uyuşmazlık türlerinden birini oluşturmaktadır. Özellikle boşanma davalarında birlikte görülen bu talepler, maddi değerleri bakımından büyük önem taşımakla birlikte; yargılama sürecinde kurulan hükmün şekli, icraya konulma aşamasında kritik hukuki sonuçlar doğurmaktadır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2026 tarihli ve 2025/734 Esas, 2026/85 Karar sayılı kararı, bu alandaki mevcut uygulamayı köklü biçimde sorgulayan ve avukatların dava stratejisini yeniden değerlendirmesini zorunlu kılan son derece önemli bir içtihattır. Karar, İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi ile mahkeme hükmünün kurulma tekniği arasındaki ilişkiyi mercek altına almakta; ziynet eşyası davalarında yalnızca aynen iade talebinde bulunulması gerektiğini, terditli biçimde bedel talep edilmesinin ise alacaklı aleyhine sonuçlara yol açacağını ortaya koymaktadır.

Bu makalede söz konusu kararın hukuki temeli ayrıntılı biçimde incelenecek, İİK m. 24 hükmünün nasıl işlediği açıklanacak ve pratik dava stratejisi açısından avukatların bu karardan çıkarması gereken dersler ele alınacaktır.

 

II. MEVCUT HUKUKİ ÇERÇEVE: İİK MADDE 24

A. Taşınır Teslimine İlişkin İcra Hukukunun Temel Kuralları

İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi, ilamlı icra yolunda taşınır teslimi ile ilgili temel hükümleri düzenlemektedir. Söz konusu maddenin 1. fıkrasına göre, taşınır malın teslimine ilişkin bir ilam icra dairesine ibraz edildiğinde, icra müdürü borçluya yedi günlük süre tanıyarak ilamın gereğini yerine getirmesini emreder.

Ancak asıl kritik düzenleme maddenin 4. fıkrasında yer almaktadır. Bu fıkranın 1. cümlesine göre icra müdürü, borçlunun uhdesinde bulunmayan taşınırın zorla teslimini sağlayamaz. 2. cümle ise şu hükmü içermektedir:

“Taşınır malın değeri, ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu takdirde, icra memuru tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur.”

Bu hüküm, ziynet eşyası davalarında belirleyici bir işlev üstlenmektedir. Zira ilamda ziynet eşyasının değerinin “yazılı olup olmadığı” meselesi, icranın nasıl yürütüleceğini doğrudan etkilemektedir.

B. İlamda Değerin “Yazılı Olması” Ne Anlama Gelir?

İşte kararın odak noktası da tam olarak bu sorudur: Bir mahkeme ilamında ziynet eşyalarına ilişkin değerler hangi koşullarda “yazılı” sayılacaktır?

Ankara BAM 19. Hukuk Dairesi bu soruyu son derece netti biçimde yanıtlamıştır: İlamda değerin yazılı sayılabilmesi için hükmün terditli biçimde kurulması şarttır. Yani mahkeme kararının şu şekilde formüle edilmesi gerekmektedir:

“Dava konusu ziynet eşyalarının aynen iadesine; bulunamazsa [şu kadar] TL bedelinin ödenmesine.”

Eğer mahkeme yalnızca aynen iadeye hükmetmiş ve herhangi bir bedel rakamı belirlememişse, ilamda değer “yazılı” sayılmaz. Bu durumda İİK m. 24/4’ün 2. cümlesi devreye girer ve değer tespiti icra memuruna bırakılır; üstelik bu tespit haczin yapıldığı tarihteki rayice göre yapılır.

 

III. TERDİTLİ TALEBİN YARATTIGI SORUNLAR

A. Terditli Hükmün Avantajı Zannedilen Tehlikesi

Ziynet eşyası davalarında pek çok avukat, alacaklı lehine daha güçlü bir koruma sağladığı düşüncesiyle hem aynen iade hem de bulunamazsa belirli bir bedelin ödenmesi şeklinde terditli talepte bulunmaktadır. Bu yaklaşım ilk bakışta mantıklı görünmektedir: Ziynet eşyası iade edilemezse en azından bir tazminat güvencesi olsun.

Ne var ki bu strateji, enflasyonist ekonomik koşullarda tam anlamıyla bir tuzağa dönüşmektedir. Şöyle ki:

Dava yıllar sürebilmekte, karar kesinleşene kadar uzun bir süre geçmektedir. Bu süreçte altın fiyatları ve döviz kurları dramatik biçimde değişmektedir. İlamda bedel, yargılama sırasındaki ya da bilirkişi incelemesindeki değere göre sabitlendikten sonra enflasyon karşısında eriyip gitmektedir. Öte yandan ilamda yazılı bedelin artırılması için ek bir dava açılması gerekmekte, bu da hem zaman hem de masraf anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak alacaklı, gerçek değerin çok altında kalan bir miktarla yetinmek zorunda kalmaktadır.

B. Somut Örnek: Enflasyonun Yıkıcı Etkisi

Örneğin 2021 yılında açılan bir davada bilirkişi, dava konusu altın bileziklerin değerini 20.000 TL olarak belirlemiş ve mahkeme “bulunamazsa 20.000 TL bedelinin ödenmesine” şeklinde terditli hüküm kurmuş olsun. Karar 2024 yılında kesinleştiğinde aynı bileziklerin piyasa değeri 80.000 TL’ye ulaşmış olabilir. Oysa icra takibine konulabilecek miktar yalnızca 20.000 TL’dir; zira ilamda değer sabittir.

Eğer mahkeme yalnızca aynen iadeye hükmetmiş olsaydı, icra aşamasında değer tespiti 2024 yılındaki 80.000 TL rayici üzerinden yapılacaktı. Sonuç: Terditli talep alacaklıya 60.000 TL zarar ettirmiş olacaktı.

 

IV. ANKARA BAM 19. HUKUK DAİRESİ KARARININ ANALİZİ

A. Kararın Hukuki Gerekçesi

Daire, söz konusu kararında İİK m. 24/4’ü yorumlarken şu tespiti yapmıştır: İlamda “taşınır malın değerinin yazılı olduğunun kabul edilebilmesi” için, hükmün terditli biçimde kurulması ve somut bir bedel rakamının ilamda yer alması zorunludur. Bu koşul sağlanmadığı takdirde ilamda değer yazılı sayılmaz ve icra memuru değeri bağımsız olarak takdir etmek durumundadır.

Kararın bu yorumu, İİK m. 24’ün hem lafzıyla hem de amacıyla uyumludur. Zira hükmün asıl gayesi, ilamda değer belirlenmemişse ya da bu değer tartışmalıysa, güncel ekonomik koşulları yansıtan bir tespiti güvence altına almaktır. İcra memuruna tanınan bu yetki, alacaklıyı enflasyona ve piyasa dalgalanmalarına karşı korumayı hedeflemektedir.

B. Kararın Pratik Sonucu

Dairenin ulaştığı sonuca göre, eğer mahkeme ilamı yalnızca “ziynet eşyalarının aynen iadesine” hükmediyorsa ve herhangi bir bedel belirtmiyorsa; icra aşamasında ziynet eşyalarının değeri icra memuru tarafından ve haczin yapıldığı tarihteki rayice göre tespit edilecektir.

Bu tespit mekanizması, uzun süren yargılama süreçlerinde alacaklıyı fiilen koruyan bir işlev görmektedir. İcra aşamasında yapılacak değer tespiti, o günün piyasa koşullarını yansıtacak; böylece zaman içinde yaşanan değer artışları alacaklı lehine hesaba katılmış olacaktır.

C. Şikayet Yolunun Açıklığı

Karar aynı zamanda icra müdürlüğü işlemlerine karşı şikayet yolunun nasıl işlediğini de ortaya koymaktadır. İcra müdürünün değer tespitini yanlış temelde yapması, yani ilamda yazılı bir değer varmış gibi işlem tesis etmesi, İİK m. 16 kapsamında şikayete konu olabilir. Alacaklılar, bu tür hatalı işlemlere karşı icra mahkemesine başvurarak haklarını koruyabilirler.

 

V. DAVA STRATEJİSİ: AVUKATLARIN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER

A. Temel Kural: Yalnızca Aynen İade Talep Edin

Bu kararın avukatlara verdiği birinci ve en temel mesaj şudur: Ziynet eşyası davalarında dava dilekçesinde yalnızca ziynet eşyalarının aynen iadesini talep edin; terditli olarak bedel talep etmekten kaçının.

Bu strateji, ilk bakışta alacaklıyı daha savunmasız bırakıyor gibi görünebilir. Oysa gerçek tam tersidir. Yalnızca aynen iade hükmü kurulduğunda ilamda değer yazılı sayılmaz ve icra aşamasındaki değer tespiti güncel rayice bağlanır. Bu, enflasyonist ortamda alacaklı için son derece güçlü bir koruma mekanizmasıdır.

B. Mevcut Davalarda Ne Yapılmalı?

Henüz sonuçlanmamış davalarda avukatlar talep değişikliği konusunu ciddi biçimde değerlendirmelidir. Islah yoluyla ya da HMK’nın tanıdığı imkânlar çerçevesinde terditli bedel talebinden vazgeçilebilir ve talep yalnızca aynen iadeyle sınırlandırılabilir.

Kesinleşmiş ilamlarda ise mevcut hükmün nasıl kurulduğu incelenmelidir. İlam terditli hüküm içeriyorsa, ilamda yazılı bedel üzerinden icra takibi başlatmak yerine, ilam yeniden yorumlanarak bedelin güncel tespiti için şikayet yoluna başvurulması değerlendirilebilir.

C. Bilirkişi Raporlarına Dikkat

Ziynet eşyası davalarında yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları, eğer mahkeme tarafından terditli hükme esas alınmışsa, o tarihteki değeri sabitlemiş olacaktır. Oysa yargılama birkaç yıl sürüyorsa bu değer, kararın kesinleştiği tarihte çok geride kalmış olabilir.

Bu nedenle avukatlar, yargılama süresince terditli bedel belirlenmesi için bilirkişi raporu alınmasına karşı çıkmalı; mahkemenin hükmü yalnızca aynen iade şeklinde kurmasını talep etmelidir.

D. Karşı Taraf Avukatları İçin Not

Borçlu tarafı temsil eden avukatlar açısından tablo ise farklıdır. Terditli hüküm kurulması, borçluyu koruyabilir; zira ilamda sabitlenen bedel, enflasyon nedeniyle zaman içinde fiilen küçülür. Bu nedenle borçlu avukatları, gerektiğinde terditli hüküm kurulmasını mahkemeden talep etmeyi değerlendirebilir.

 

VI. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME VE YARGITAY’DAN BEKLENTİLER

A. Kararın Güçlü Yönleri

Ankara BAM 19. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, İİK m. 24’ün lafzına ve amacına uygun bir yorum benimsemesi bakımından isabetlidir. Hükmün, değer tespitini icra memuruna bırakarak güncel ekonomik koşulları yansıtmasını sağlamak amacını taşıdığı açıktır. Karar bu amacı hayata geçirmektedir.

Ayrıca karar, Türkiye’nin kronik enflasyon sorunuyla boğuştuğu günümüz koşullarında pratik bir adalet anlayışını da yansıtmaktadır. Sabit bedelli terditli hükümlerin alacaklıları nasıl mağdur ettiğini gözlemleyen daire, bu mağduriyetin önüne geçecek bir yorum geliştirmiştir.

B. Açık Sorular

Bununla birlikte kararın bazı yanıtlanmamış soruları da bulunmaktadır. Her şeyden önce, farklı bölge adliye mahkemelerinin aynı konuda ne yönde karar verdiği bilinmemektedir. İçtihat birliğinin sağlanabilmesi için Yargıtay’ın bu konuyu ele alması büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan şu soru da yanıt beklemektedir: Terditli hüküm kurulmuş olsa dahi, ilamda yazılı bedel ile haczin yapıldığı tarihteki rayiç değer arasındaki derin uçurum, alacaklı tarafından ayrı bir davayla giderilebilir mi? Bu konu henüz yeterince tartışılmamıştır.

C. Yargıtay’dan Beklentiler

Türk hukuk uygulamasında bağlayıcı içtihat oluşturabilmek için Yargıtay’ın bu meseleyi ele alması gerekmektedir. BAM kararları yargı çevreleri bakımından bağlayıcı olmakla birlikte, ulusal düzeyde içtihat birliği ancak Yargıtay kararlarıyla sağlanabilmektedir. Bu nedenle konunun Yargıtay 12. Hukuk Dairesi gündemine girmesi yakından takip edilmelidir.

 

VII. SONUÇ

Ankara BAM 19. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2026 tarihli kararı, ziynet eşyası davalarındaki yerleşik pratiklerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kararın özü şudur: Alacaklı avukatları, müvekkillerini enflasyona ve piyasa dalgalanmalarına karşı korumak istiyorlarsa terditli bedel talebinden vazgeçmeli, yalnızca aynen iade hükmü kurulmasını sağlamalıdırlar.

Bu strateji, görünürde alacaklıyı daha az güvencede bırakıyor gibi izlenim verse de gerçekte daha güçlü bir koruma mekanizması sunmaktadır. Zira aynen iade hükmü üzerine yürütülen icra takibinde değer tespiti, o günün ekonomik koşullarına göre yapılmakta; böylece uzun yargılama süreçlerinin alacaklıya yüklediği enflasyon maliyeti telafi edilmiş olmaktadır.

Hukuk pratiğinin içinde yer alan avukatlar için bu karardan çıkarılacak pratik ders açıktır: Ziynet eşyası davalarında dilekçenizi yalnızca aynen iade talebiyle sınırlı tutun. Terditli talep, müvekkil için güvence değil; risk anlamına gelebilir.

 

KARAR BİLGİLERİ

Mahkeme: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi

Dosya No: 2025/734 | Karar No: 2026/85 | Tarih: 17.02.2026

Konu: İİK m. 24/4 kapsamında ziynet eşyasına ilişkin ilamlı icrada değer tespiti

Yayımlayan: Sanal Hukuk


SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Scroll to Top