
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedenine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası – İptal Talebinde Bulunulup Tescil Talebinde Bulunulmaması – Islah
- ÖZET:
- Mevcut bir tapunun geçerli bir hukuki sebebinin bulunması tapu sicilinin tutulması prensiplerinden bir tanesidir. Böyle bir sicil kaydının geçerli bir hukuki sebebinin bulunmaması, başka bir deyişle sicilin illetten mücerret olması o sicil kaydını yolsuz tescil durumuna düşürür (TMK.nun m. 1025).
- Bu şekildeki bir sicil kaydının ortadan kaldırılması konusunda açılacak davanın satışı öngören akdin iptali biçiminde değil, iptal ve tescil davası şeklinde olması gerekeceği tartışmasızdır. Satışın iptal edilmesi durumunda akit, hukuki dayanaktan yoksun kalacak ve yolsuz tescil durumuna düşecektir. Oysa davada iptal ve tescil istenilmemiş, akdin iptali talep edilmiştir. Ne varki, iptal isteğinin tapu iptali şeklinde değerlendirilmesine yargısal uygulamalarda benimsendiği gibi öğretide de kabul edilmektedir.
- Ancak, bilindiği üzere; tapu kaydına (zilyetliğe) dayanılarak açılan bir iptal davasında, ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, iptal isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkan tanımak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Değişik anlatımla sadece iptal davasının kabulüne ve tapunun iptaline karar verilmesi, tapulu bir taşınmazın sicil dışı (kayıtsız) kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, devletin bütün taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyerek sicile bağlama yolunda benimsediği-dolu pafta sistemi –genel ilke ile bağdaşmaz. Ne varki, davacı iptal değil, sadece tescil isteğinde bulunmuş ise Yargıtayın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı gözetilerek davacının ayrıca tapu kaydının iptalini de dava etmesine gerek yoktur. (YHGK 11.11.1983 Tarih, 981/8-80 Esas, 983/1162 Sayılı Kararı.)
- Somut olayda, davacı her nekadar yargılama aşamasında tapu iptali ve tescil isteği olarak talebini açıklamışsa da, usuli dairesinde bir tescil davası açılmadıkça ıslah suretiyle davanın iptal ve tescil davası olarak sürdürülmesi olanağı yoktur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
2012/4834 E. , 2012/9770 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : SAKARYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2011
NUMARASI : 2009/501-2011/191
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı satış işleminin iptaline ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, mevcut bir tapunun geçerli bir hukuki sebebinin bulunması tapu sicilinin tutulması prensiplerinden bir tanesidir. Böyle bir sicil kaydının geçerli bir hukuki sebebinin bulunmaması, başka bir deyişle sicilin illetten mücerret olması o sicil kaydını yolsuz tescil durumuna düşürür (TMK.nun m. 1025). Bu şekildeki bir sicil kaydının ortadan kaldırılması konusunda açılacak davanın satışı öngören akdin iptali biçiminde değil, iptal ve tescil davası şeklinde olması gerekeceği tartışmasızdır. Satışın iptal edilmesi durumunda akit, hukuki dayanaktan yoksun kalacak ve yolsuz tescil durumuna düşecektir. Oysa davada iptal ve tescil istenilmemiş, akdin iptali talep edilmiştir. Ne varki, iptal isteğinin tapu iptali şeklinde değerlendirilmesine yargısal uygulamalarda benimsendiği gibi öğretide de kabul edilmektedir.
Ancak, bilindiği üzere; tapu kaydına (zilyetliğe) dayanılarak açılan bir iptal davasında, ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, iptal isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkan tanımak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Değişik anlatımla sadece iptal davasının kabulüne ve tapunun iptaline karar verilmesi, tapulu bir taşınmazın sicil dışı (kayıtsız) kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, devletin bütün taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyerek sicile bağlama yolunda benimsediği-dolu pafta sistemi –genel ilke ile bağdaşmaz. Ne varki, davacı iptal değil, sadece tescil isteğinde bulunmuş ise Yargıtayın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı gözetilerek davacının ayrıca tapu kaydının iptalini de dava etmesine gerek yoktur. (YHGK 11.11.1983 Tarih, 981/8-80 Esas, 983/1162 Sayılı Kararı.)
Somut olayda, davacı her nekadar yargılama aşamasında tapu iptali ve tescil isteği olarak talebini açıklamışsa da, usuli dairesinde bir tescil davası açılmadıkça ıslah suretiyle davanın iptal ve tescil davası olarak sürdürülmesi olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler gözetilerek işlem yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacının ve davalı İ.’in bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi aracılığıyla) 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik sair nedenlerin incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



