Pasaportuna konulan tahdit kaldırılmadığı için hac ibadetini yerine getiremeyen başvurucunun din özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Başvurucuya ayrıca 50.000 TL tutarında manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Başvurucuya ayrıca 50.000 TL tutarında manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İlgili idare ve idare mahkemeleri başvurucunun OHAL KHK’sı ile kamu görevinden çıkarıldığını ve hakkında ceza yargılaması yürütüldüğünü, bu nedenle pasaportu üzerindeki tahdidin kaldırılmasının hukuken mümkün olmadığını belirtmiştir. İdare mahkemeleri, başvurucu hakkındaki yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmış olmasının bu davaya herhangi bir etkisi olamayacağını da ifade etmiştir. Yani kendilerinin hukuken bir değerlendirme yapmalarının mümkün olmadığını belirtmiş ve bu doğrultuda hiçbir değerlendirme yapmamıştır (ilgili mevzuatın idarenin hangi ölçütlere göre değerlendirme yapacağı hususunda herhangi bir belirlilik içermediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulunduğu AYM kararı için bkz. § 23).
Oysa OHAL döneminde de olsa pasaportların idare tarafından iptal edilmesi şeklindeki bir tedbirin OHAL’in ortaya çıkardığı tehlikelerin bertaraf edilmesi amacıyla ölçülü olduğunun söylenebilmesi, ancak böyle tedbirlerin –elbette mahkemelerce OHAL şartları da gözetilerek– hukuka uygunluğu yönünden etkili bir yargı denetiminin sağlanması yoluyla mümkün olabilir (benzer yöndeki AYM değerlendirmesi için bkz. § 24). Başka bir ifadeyle OHAL şartlarında terör örgütlerinin faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla da olsa pasaportların iptal edilmesi şeklindeki bir tedbire karşı etkili bir yargısal denetim sağlanmamasının olağanüstü durumun gerektirdiği ölçüde olduğundan bahsedilemez. 17/4/2017 tarihinde 690 sayılı KHK’yla ilgili mevzuatta yer alan “edilir” ibaresinin “edilebilir” şeklinde değiştirilmesiyle ve idarenin bu konudaki takdir yetkisine vurgu yapılmasıyla da (bkz. § 21) OHAL döneminde dahi yargının OHAL tedbiri olarak öngörülen başvuru konusu idari işlemi etkili bir şekilde denetlemesi gerekliliğine dolaylı bir atıfta bulunulduğu görülmüştür.
Sonuç olarak kamu otoritelerinin başvurucunun tedbir nedeniyle katlandığı külfet ile başvuru konusu tedbirin amacı arasında adil bir denge kurulduğu yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmadığı, bu nedenle başvuru konusu tedbirin OHAL’in gerektirdiği ölçüde olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle başvurucunun din özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Kararın Tamamına Aşağıdaki Linkten Ulaşabilirsiniz.
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr
SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.












