
İhtiyari arabuluculuk anlaşma tutanakları uygulamada giderek artan sıklıkla “fesih işlemini hızlı bir ilam görünümüne büründürme” aracına dönüştürülmektedir. Bu eğilime karşı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/9390 E., 2026/1065 K. sayılı ve 10.02.2026 tarihli kararı, ciddi bir içtihat duvarı örüyor: Psikiyatrik tedavi gören, ağır sedasyon ilacı kullanan ve gerçek alacağının çok altında bir tutara fesih günü imza atan işçinin tutanağı — üç bağımsız hukukî zeminde — geçersizdir.
Bu içtihat incelemesinde kararın olgusal arka planını, her bir geçersizlik gerekçesini ve uygulamaya yönelik çıkarımları ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
1. Davanın Özeti ve Uyuşmazlık Konusu
Dava, 04.09.2024 tarihli ve 2024/485548 numaralı ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı üzerine kuruludur. Taraflara göre tablo şöyledir: işçi çelik üretim/kaynak montaj bölümünde 14.05.2018’den bu yana — yani yaklaşık 6 yıl 4 ay boyunca — çalışmakta; aylık brüt ücreti 51.808,50 TL düzeyindedir. İşçiye göre ödenmesi gereken net alacak tutarı 156.058,70 TL’dir; işveren ise 5.10.2024 tarihinde 156.000 TL ödeme yaparak tutanağı “kapattığını” ileri sürmektedir.
İlk derece mahkemesi tutanağı geçersiz bularak davayı kabul etti. Davalı işveren istinaf yoluna başvurdu; Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi ise ilk derece kararını yerinde görerek istinaf başvurusunu reddetti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de temyiz incelemesinde BAM kararını onadı: tutanak her üç yargı kademesinde de geçersiz sayıldı.
2. Geçersizlik Gerekçeleri — Üç Bağımsız Zemin
Kararda geçersizlik, birbirini destekleyen üç ayrı hukukî gerekçeye dayandırılmaktadır. Bu gerekçeler bağımsız niteliktedir; her birinin tek başına varlığı tutanağın iptalini meşrulaştırmaya yeterlidir.
2.1. Gabin (TBK m.28) — Edimler Arasındaki Orantısız Dengesizlik
Türk Borçlar Kanunu’nun 28. maddesi, bir sözleşmede edimler arasında aşırı oransızlık bulunması, bu durumun karşı tarafın zor durumundan, deneyimsizliğinden veya düşüncesizliğinden yararlanılarak sağlanması halinde aşırı yararlanma (gabin) hükümleri çerçevesinde iptale kapı aralar. Kararın olgularında işçinin altı yılın üzerinde kıdemi bulunmakta; bu kıdem süresine ve ihbar tazminatına, fazla çalışmaya, yıllık izne ilişkin doğru bir hesaplama yapıldığında ortaya çıkacak gerçek alacak, anlaşılan tutarın çok üzerinde kalacaktır. Yargıtay, “işveren karşısında zayıf konumda bulunan işçinin açısından tutanağın oldukça orantısız bir ödeme niteliği taşıdığını” açıkça saptamıştır. Bu tespit, gabin koşullarının somut olayda oluştuğunu ortaya koymaktadır.
2.2. Gerçek Bir Müzakere Ortamının Sağlanmamış Olması
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK), arabuluculuğu “tarafların kendi çözümlerini üretmesini sağlamak için iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren” bir yöntem olarak tanımlar. Bu tanımın özü müzakeredir. Arabulucu bir “imza memuru” değil, gerçek bir kolaylaştırıcıdır. Kararın olayında fesih, arabuluculuk başvurusu, arabulucu görevlendirmesi ve anlaşma tutanağının imzası tamamıyla aynı günde gerçekleşmiş; işçiye süreci değerlendirip düşünebileceği herhangi bir zaman tanınmamıştır. Yargıtay bu durumu “arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı” şeklinde nitelendirmekte ve tutanağın geçersizliğini bu zemine de dayandırmaktadır.
2.3. Arabuluculuğun Amacına Aykırı Kullanımı
Yargıtay’ın bu kararında vurguladığı ve son yıllarda içtihat bütününde yerleşen ilke şudur: “Arabuluculuk yöntemi, fesih işlemi ve buna bağlı ödemelerin yapılması amacıyla salt bir araç olarak kullanılamaz.” İşçinin ileride dava açmasını engellemek için arabuluculuğa başvurulması, kurumun işlevini tahrip eden bir kötüye kullanımdır. Mahkeme, somut olayda mevcut bir uyuşmazlığı gerçek anlamda çözme iradesi değil, “salt dava açma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla hareket edildiği” sonucuna varmaktadır.
3. Gabin (TBK m.28) ve İhtiyari Arabuluculuk Tutanaklarının İptali
Gabin kurumunun ihtiyari arabuluculuk tutanağı bağlamında uygulanması, Yargıtay’ın son dönem kararlarında belirginleşen bir eğilimi yansıtmaktadır. TBK m.28 uyarınca gabin üç unsuru birlikte gerektirmektedir: edimler arasında aşırı oransızlık (objektif unsur), tarafın zor durumda bulunması, deneyimsizliği veya düşüncesizliği (sübjektif unsur) ve bu durumdan karşı tarafın bilerek yararlanması (kötüye kullanma unsuru).
İş ilişkisinin yapısal güç dengesizliği gözetildiğinde, işveren karşısında mali ve psikolojik baskı altındaki işçinin fesih günü — ve özellikle psikiyatrik tedavi sürecinde — imzaladığı tutanakların gabin koşullarını kolaylıkla karşılayabileceği görülmektedir. Yargıtay bu kararda, işçinin somut kıdem süresinin gerektirdiği alacak ile tutanakta yer alan tutarı karşılaştırarak “oldukça orantısız” nitelendirmesini yapmış; gabin gerekçesini tutanağın geçersizliğine dayanak olarak açıkça kabul etmiştir.
4. Psikiyatrik Hastalık, Sedasyon İlacı ve İrade Özgürlüğü
Somut davanın en dikkat çekici boyutu, işçinin ruh sağlığı durumunun tutanağın geçerliliğine olan etkisidir. Kararda yer alan olgulara göre davacı; Çorlu Devlet Hastanesi’nden 06.06.2024, 07.08.2024 ve Ağustos 2024 tarihli raporlarla “karışık anksiyete ve depresif bozukluk” tanısı almış, 29.08.2024 tarihli raporda ise aldığı ilaçlara bağlı sedasyon ve uyuşukluk nedeniyle iş kazası riski taşıdığı belgelenmiştir. Dinlenen tanıklar da işçinin ilaç kullanmaya başladıktan sonra yorgunluk, kafa karışıklığı ve bilişsel yavaşlama yaşadığını, bilinci ve algıları zayıflamış biçimde cevaplar verdiğini ortaya koymuştur.
Bu tablo, TBK’nın irade sakatlığı hükümlerinin yanı sıra doğrudan gabin değerlendirmesini de beslemektedir. İşçinin fesih günü ruhsal olarak sağlıklı, bilişsel olarak tam kapasitede, süreci bilinçlice müzakere edecek durumda olmadığı tıbbi belgelerle sabittir. Arabuluculuk kurumunun işleyebilmesi için aranan “tarafın kendi çözümünü üretmesi” koşulu, irade kapasitesi kısıtlı bir katılımcı açısından anlamlı biçimde gerçekleşmiş sayılamaz.
İşçi açısından tutanak iptalini düşünen avukatlar için bu karar, tedavi belgelerinin ve tanık ifadelerinin stratejik değerini bir kez daha teyit etmektedir. Fesih tarihine yakın veya eş zamanlı düzenlenen psikiyatri, nöroloji ya da dahiliye raporları; kullanılan ilaçlar ve bilinen yan etkileri (sedasyon, dikkat bozukluğu, karar verme güçlüğü) ile birlikte mahkemeye sunulduğunda, gabin ve irade fesadı iddialarının ispatında belirleyici delil niteliği taşıyabilir.
5. Arabuluculuğun Amaç Dışı Kullanımı: Yargıtay’ın Tutumu
6325 sayılı HUAK’ın temelinde irade serbestisi yatar: taraflar, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklarda, bağımsız bir üçüncü kişi aracılığıyla kendi çözümlerini üretirler. Bu tasarımın “bir uyuşmazlığın varlığını” ve “gerçek müzakereyi” ön koşul olarak içerdiği aşikârdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, özellikle 2024 sonrasındaki kararlarında, aşağıdaki örüntülere sahip ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının HUAK hükümlerine aykırı olduğunu tutarlı biçimde kabul etmiştir:
Yargıtay 9. HD 2024/13061 E., 2025/348 K. sayılı kararında da benzer bir tespite yer vermiş; fesihle aynı günde başlatılan ve tamamlanan ihtiyari arabuluculuk süreçlerinde, tutanağın içeriğinin gerçek bir müzakerenin ürünü olduğunun ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. 2025/9390 sayılı karar, bu çizginin devamı ve pekiştirilmesidir.
6. Hukuki Sonuçlar ve Pratik Tablo
İhtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliğine hükmedilmesinin hukuki sonuçları şunlardır:
6.1. Yapılan Ödemenin Akıbeti
Tutanağın geçersizliği, ödemenin iade edilmesi anlamına gelmez. İşveren tarafından yapılan ödeme, kıdem tazminatı ve diğer alacaklara mahsup edilmek üzere avans niteliğini korur. İşçi, gerçek alacağı ile ödenen tutar arasındaki fark için dava açabilir. Kıdem tazminatı dilekçesi örneği için sitemizin ilgili sayfasına başvurulabilir.
6.2. Dava Şartı Arabuluculuk Zorunluluğu
İhtiyari arabuluculuk tutanağının iptali bir tespit davası niteliği taşımaktadır. Tutanağın iptali sonrasında işçi, asıl işçilik alacaklarını talep etmek üzere dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa başvurması gerekmektedir. İşe iade ile ilgili arabuluculuk süreçleri hakkında Yargıtay’ın güncel içtihadını inceleyebilirsiniz.
6.3. Dava Açma Süresi
Tutanak iptalinde süre meselesi, geçersizliğin türüne göre ikiye ayrılmaktadır. İrade fesadı (hata, hile, korkutma) ile gabin iddialarına dayalı davalarda TBK m.37 ve 39 uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre geçerlidir; bu süre, fesadın ya da gabinin farkına varıldığı veya baskının ortadan kalktığı tarihten işlemeye başlar. Buna karşın arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmamış ya da usulüne uygun yapılmamış olduğu iddiaları, bir yargılama geçerliliği sorununa ilişkin olduğundan 1 yıllık süreye bağlı değildir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bu makale yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Somut uyuşmazlıklarda bir iş hukuku avukatından görüş alınması önerilir.
SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.









