ÖZET :

  • Borçlunun hâline uygun evi haciz tarihindeki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.
  • Kanunda geçen “haline münasip ev”in ne olduğu, borçlunun aylık geliri, sosyal statüsü, aile fertlerinin sayısı itibariyle küçük veya büyük bir eve ihtiyacı olup olmadığı gibi veriler dikkate alınıp incelenerek tespit edilmelidir

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2018/543 E. , 2020/325 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “meskeniyet iddiası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 14. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı 05.12.2013 tarihli dava dilekçesinde; davalı Kurumun prim borcu nedeniyle kendisi hakkında yaptığı 2010/25436 sayılı takipte maliki olduğu tapuda İzmir ili, Karabağlar ilçesi, Maliyeciler Mah. 31520 ada 4 nolu parselde kayıtlı 3 nolu bağımsız bölüme haciz konulduğunu, eşi ve kızı ile yaşadığı taşınmazı mesken olarak kullandığını, taşınmazın üzerinde bulunan ipoteğin konut kredisi nedeniyle konulduğunu ve 20.000TL ipotek borcu kaldığını, dava konusu taşınmazdan başka bir taşınmazının bulunmadığını ileri sürerek taşınmazdaki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı … vekili 03.04.2014 tarihli cevap dilekçesinde; meskeniyet nedeniyle haczin kaldırılması talebinde bulunan borçlunun taşınmazının hâline münasip olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, davacının evin değerinin 70.000TL olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılarak taşınmazın kıymetinin saptanması, borçlunun sosyal ve ailevi durumu göz önünde bulundurularak hâline münasip meskeni ne miktar para ile edinebileceğinin belirlenmesi, taşınmazın takdir edilen kıymeti borçlunun hâline münasip evi edinebileceği miktardan yüksek olması hâlinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme Kararı:
  3. İzmir 14. İş Mahkemesinin 10.02.2015 tarihli ve 2014/16 E., 2015/14 K. sayılı kararı ile; konusunda uzman bilirkişiler marifeti ile dava konusu edilen taşınmaz üzerinde keşif yapıldığı, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre taşınmazın borçlunun hâline münasip, makul bir ev olduğu, Özel Dairenin 2013/5205E., 2013/19873 K. sayılı kararında belirtildiği gibi davaya konu uyuşmazlığın yasal dayanağı olan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da haczin kaldırılması isteminin herhangi bir süreye bağlanmadığı, 6183 sayılı Kanun’un 70. maddesine göre borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceği, bir meskenin hâline uygun olup olmadığının borçlunun haciz anındaki sosyal durumu ile borçlu ve ailesinin ihtiyaçlarına göre belirleneceği gerekçesi ile davanın kabulüne, Karabağlar ilçesi, Maliyeciler Mahallesi, 31520 ada, 4 parsel, 3 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki 03.05.2012 tarihli haczin kaldırılmasına karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. İzmir 14. İş Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 24.10.2017 tarihli ve 2015/8971 E., 2017/7218 K. sayılı kararı ile;
    “… 6183 sayılı Yasanın 70. maddesine göre; borçlunun “hâline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun hâline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İş mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan hâline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmeyecektir. 6183 sayılı Yasanın tamamı incelendiğinde davacının meskeniyet iddiasını ileri sürmesi açısından herhangi bir hak düşürücü sürenin belirlenmediği görülmektedir.
    Somut olayda; Mahkemece, öncelikle haczedilen evin hâline münsip ev olup olmadığının tespiti ile, içinde emlakçılık yapan kişilerin bulunduğu bilirkişilerden mahcuzun bulunduğu yer ve konumlarını irdeler şekilde ve emsal konumda olan taşınmazların satışları hakkında da araştırma yapılmak suretiyle mahcuzun değerini irdeleyen rapor alınarak, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde aileyi oluşturan kişiler dikkate alındığında hâline münasip evi alabileceği değerin yukarıdaki kurallara göre tespitinden sonra bu miktar mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun hâline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun hâline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, (12/12-332 E. – 12/595 K. sayılı 19.09.2012 tarihli HGK ilamında da belirtildiği gibi) eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    Kabule göre de, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 36. maddesi gereğince, ilgili kanunlarda yer verilmemiş olsa dahi, Kurumun taraf olduğu davalarda, icra kovuşturmaları ile ilâmların harçlardan bağışık olduğu dikkate alınmaksızın, yargılama giderleri ile birlikte harç tutarından sorumluluğu yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. İzmir 14. İş Mahkemesinin 13.02.2018 tarihli ve 2017/539 E., 2018/22 K. sayılı kararı ile; İzmir’in büyük ve gelişmiş bir şehir olması nedeniyle konut fiyatları gözetildiğinde dava konusu evin belirlenen değeri olan 80.000TL ile aynı ya da daha düşük değerde bir evin, dava konusu evin bulunduğu mahalde veya İzmir’in başka herhangi bir yerinde satın alınabilmesinin mümkün olmadığı, bilirkişi heyet raporunda da bu durumun değerlendirildiği, bu tespit için ayrıca araştırma yapılmasının dahi usul ekonomisine uygun olmadığı, yasal düzenlemelere ve içtihatlara göre gerekli her türlü araştırmanın yapıldığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın 6183 sayılı Kanun’un 70. maddesi uyarınca borçlunun hâline münasip bir ev olup olmadığının tespitinde mahkemece alınan 20.01.2015 tarihli bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, içinde emlakçılık yapan kişilerin bulunduğu bilirkişilerden mahcuzun bulunduğu yer ile konumlarını irdeler şekilde ve emsal konumda olan taşınmazların satışları hakkında da araştırma yapılmak suretiyle mahcuzun değerini irdeleyen rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. 6183 sayılı Kanun’un 62. maddesinin 1. fıkrasında “… Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur…” düzenlemesi yer almaktadır.
  2. Kural olarak, borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları haczedilebilir. Ancak, borçlunun ve ailesinin yaşaması ve ekonomik varlığını devam ettirebilmesi için borçlunun bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Bunlar maddi hukuka göre başkalarına devredilemeyen mal ve haklar (mesela münhasıran şahsa bağlı haklar, TMK m. 23 gibi) ile 6183 sayılı Kanun’un 70. maddesinde sayılan mal ve haklardır.
  3. 6183 sayılı Kanun’un 70. maddesinin 11. fıkrası ” Borçlunun haline münasip evi “ancak evin değeri fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir” şeklinde düzenlenmiştir.
  4. Borçlunun hâline uygun evi haciz tarihindeki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.
  5. Kanunda geçen “haline münasip ev”in ne olduğu, borçlunun aylık geliri, sosyal statüsü, aile fertlerinin sayısı itibariyle küçük veya büyük bir eve ihtiyacı olup olmadığı gibi veriler dikkate alınıp incelenerek tespit edilmelidir (Muşul, T.: İcra ve iflas Hukuku, 3, Baskı, İstanbul 2008, s. 517; Yıldırım, K./ ND – Yıldırım, İcra Hukuku 4. B., İstanbul 2009, s. 145).
  6. Meskeniyet iddiasıyla açılan haczin kaldırılması davasında hâkimin davayı çözümü için kendisinin sahip olmadığı özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince bilirkişinin oy ve görüşünün alınması gerekir. Bilirkişi, kendisinden sorulan husus hakkında, özel ve teknik bir bilgiye sahip ve o konuda uzmanlaşmış olmalıdır.
  7. Mahkemece alınacak bilirkişi raporunda yukarıda belirtilen ilkelere göre borçlunun hâline uygun evi temin etmesi için gereken bedel ile haczedilen evin bedeli tespit edilmelidir. Haczedilen evin kıymeti borçlunun hâline münasip evin kıymetinden az ise davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına, fazla ise mahcuzun satılarak borçlunun hâline uygun ev alması için gerekli bedelin kendisine ödenmesine ve satışın borçlunun hâline uygun ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmamasına karar verilmelidir.
  8. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2012 tarihli ve 2012/12-332 E. 2012/595 K., 18.09.2013 tarihli ve 2013/12-134 E., 2013/1368 K., 09.12.2015 tarihli ve 2014/12-661 E., 2015/2879 K. ile 07.03.2019 tarihli ve 2017/8-1865 E., 2019/270 K. sayılı kararlarında da benzer hususlar dile getirilmiştir.
  9. Somut olayda, mahkemece inşaat mühendisi ve SPK lisanslı gayrimenkul değerleme uzmanından oluşan bilirkişi kurulundan alınan 20.01.2015 tarihli raporda; dava konusu taşınmazın balkonlar dâhil 80 m2 alanlı, 2 oda, salon, mutfak, wc ve banyodan oluştuğu, borçlunun eşi, kızı ve torunu ile birlikte ikamet ettiği, dava tarihi itibariyle borçlunun ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek asgari/minimum şartlara haiz barınmayı sağlayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren hâline münasip, makul ölçülerde ve hacimde olduğu, farklı mahalde başka bir meskenin değerinin, en az bu meskenin değeri kadar veya daha fazlası olabileceği bildirilmiştir.
  10. Söz konusu bilirkişi raporundan yukarıdaki ilke ve kurallara göre borçlunun hâline uygun evi, mahcuzun tespit edilen kıymetinden daha düşük bedelle alamayacağı anlaşılmakta olup, bu hâli ile bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişlidir.
  11. O hâlde dava konusu taşınmazın borçlunun sosyal statüsü ve aile fertlerinin sayısı itibarıyla borçlu ve ailesi bakımından makul ölçüleri aşmayan ve ikamet için zorunlu öğeleri taşıyan hâline münasip bir ev niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.
  12. Diğer taraftan gayrimenkul değerleme uzmanı; bir gayrimenkulün, gayrimenkul projesinin veya bir gayrimenkule bağlı hak ve faydaların değerlemesini yapacak gayrimenkul değerleme şirketleri tarafından istihdam edilen veya değerleme şirketleri ile sözleşme imzalamak suretiyle değerleme hizmeti veren ve Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) lisanslamaya ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde kendilerine gayrimenkul değerleme uzmanlığı lisansı verilen kişiler olarak tanımlanmaktadır. Gayrimenkul değerleme uzmanının, gayrimenkul piyasası trendlerini tanımlamak için ilgili verileri toplamak ve analiz etmek, gelecekteki değerleri etkileyebilecek faktörleri dikkate alarak, mülklerin yer aldığı arazi ve mahalleleri değerlendirmek, mülk değerlerinin oluşturulmasına yardımcı olmak için ilçe arazi değerleri ile yakındaki mülkler hakkında satış bilgileri toplamak gibi görevleri vardır.
  13. Somut olayda Özel Dairenin bozma kararında emlakçılık yapan kişilerin bulunduğu bilirkişilerden rapor alınması gerektiğine işaret edilmiş ise de, bilirkişi heyetinde bulunan gayrimenkul değerleme uzmanı dava konusu hakkında ve alınması gereken bilirkişi raporunun niteliğine göre özel ve teknik bilgiye sahip, bilirkişilik yapabilecek uzman bir kişidir. Bu nedenle davanın çözümü için ayrıca emlakçılık yapan bilirkişiden görüşünün alınması gerekmez.
  14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; borçlu ve eşinin birlikte yaşayabileceği daha küçük ölçülere sahip hâline uygun evin değerinin araştırılması gerektiğinden bu ilave gerekçeler ile direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
  15. Hâl böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak ve somut olayın özelliği gözetilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.06.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.