ÖZET :

  • Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiştir.
  • ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiş olmakla mahkemece verilen direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen gerekçe ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
  • Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.

Hukuk Genel Kurulu

2017/1444 E. , 2020/666 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 28.08.2013 tarihli dava dilekçesinde; davalı şirket hakkında müvekkilinin hak kazandığı avukatlık ücretinin ödenmesi için gönderilen ihtarname akabinde icra takibi yapıldığını, müvekkilinin davalı şirkete karşı diğer takip borçlusu olan ve aynı zamanda davalı şirketin yetkilisi olan dava dışı Ahmet Bozkurt vekili olarak İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesinin 2012/73 E. sayılı dosyasında işçilik alacağı davası açtığını, yargılamanın devamı sırasında dava dışı Ahmet Bozkurt’un müvekkilinden habersiz olarak davalı işveren ile anlaşarak davadan feragat ettiğini, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsilen sorumlu olduğundan, dava dışı Ahmet Bozkurt ve davalı aleyhine Anadolu 18. İcra Müdürlüğünün 2013/6767 E. sayılı takip dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalının alacağın %40’ı oranından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı vekili 23.09.2013 tarihli cevap dilekçesinde; dava dışı Ahmet Bozkurt’un vekili olarak davacı tarafından müvekkiline karşı Kartal 1. İş Mahkemesinin 2012/73 E. sayılı dosyasında işçilik alacağı davasının açıldığını, davanın ilerleyen aşamasında dava dışı Ahmet Bozkurt’un tüm haklarına karşılık 22.000TL ödeme yapılması üzerine 13.03.2013 tarihinde davadan feragat ettiğini, dava dışı Ahmet Bozkurt’tan alınan ibraname ve ödeme makbuzunda vekâlet ücreti ve masraflarının da olduğunu, bu nedenle vekâlet ücretinden sorumlu olmadıklarından takibe itiraz ettiklerini, müvekkilinin davacı ile müvekkili arasındaki ücret sözleşmesinde taraf olmadığını, kaldı ki yazılı bir avukatlık sözleşmesi bulunmadığı durumda davacının talep edebileceği rakamın asgari ücret tarifesine göre hesap edileceği, davadan feragatin tek taraflı olarak yapılan bir işlem olduğu için müvekkili hakkındaki davanın öncelikle husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş, davacı yanın alacağın %20 oranından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararı:
  3. İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2013 tarihli ve 2013/488 E., 2013/210 K. sayılı kararı ile; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca sulh ile sonuçlanan işlerde her iki tarafın vekâlet ücretinden müteselsilen sorumlu olduğu, 28.11.2011 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi uyarınca, davacının müvekkili ve karşı taraftan alacağı vekâlet ücretinin ödendiği kanıtlanmadığı sürece dava dışı müvekkil ve davalının davacıya karşı vekâlet ücretinden müteselsilen sorumlu bulunduğu, davacıya feragat ile biten dava sonunda hak kazandığı ücretin ödendiğinin usulüne uygun bir şekilde kanıtlanamadığı, davalı taraf ibranamede masraf ve ücreti vekâletin de mevcut olduğunu savunmuş ve ibranamede bu husus belirtilmiş ise de; bu husus ibranamenin tarafları olan Ahmet Bozkurt ile davalı arasındaki iç ilişkiyi ilgilendireceğinden davacıya karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı ile müvekkili arasındaki ücret sözleşmesince ibranamede belirtilen 22.000TL üzerinden belirlenen 4.400TL ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 2.200TL’nin toplamı olan 6.600TL üzerinden takibin devamına ve alacak belirlenebilir olduğundan davalının 6.600TL’nin %20’si oranında icra inkâr tazminatın ödemesine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.02.2015 tarihli ve 2014/5696 E., 2015/1801 K. sayılı kararı ile;
    Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile,“…a) Dava, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
    Davacı avukat, müvekkili Ahmet Bozkurt vekili olarak İstanbul Anadolu İş Mahkemesi’nin 2012/73 E. sayılı dava dosyasında işçilik alacağı davası açtığını, yargılamanın devamı sırasında müvekkilinin davalı ile anlaşarak davadan feragat ettiğini ve vekâlet ücretini ödemediğini, vekâlet ücretinin tahsili için İstanbul Anadolu 18. İcra Müdürlüğü’nün 2013/6767 E. sayılı icra dosyasında takip başlattığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca vekalet ücretinden sulh ile sonuçlanan işlerde her iki tarafın da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek itirazın iptali ile icra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur.
    Davalı ise davacının, dava dışı Ahmet Bozkurt vekili olarak İstanbul Anadolu İş Mahkemesi’nin 2012/73 E. sayılı dava dosyasında işçilik alacağı davası açtığını, davanın ilerleyen aşamalarında davacının tüm haklarına karşılık 22.000TL ödeme yapıldığını, davacının davasından feragat ettiğini, alınan ibranamede vekâlet ücreti ve masraflarında bulunduğunu, davacının müvekkili ile yaptığı ücret sözleşmesine taraf olmadıklarını, bu nedenle sorumlu tutulamayacaklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkemece; davacı ile müvekkili arasındaki ücret sözleşmesince ibranamede belirtilen 22.000TL üzerinden belirlenen 4.400TL ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 2.200TL’nin toplamı olan 6.600TL üzerinden takibin devamına ve alacak belirlenebilir olduğundan %20 oranında icra inkâr tazminatına karar verilmiştir.
    Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde; “İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmü düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca her iki tarafın müteselsilen sorumlu olduğu avukatlık ücreti, davanın kazanılması ya da takibin sonuçlanması hâlinde, yargılama gideri olarak hasma tahmil edilecek olan ücrettir. Davacının kendi müvekkili ile aralarındaki vekâlet ilişkisine göre hak ettiği ücretten, bu ilişkinin dışında bulunan davalı sorumlu tutulamaz. Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi vekâlet ilişkisine göre alınacak ücreti kapsamamaktadır. Yanılgılı gerekçe ile bu miktardan da davalının müteselsilen sorumlu tutulması doğru değildir. Açıklanan nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
    b) Davacının vekâlet ücreti alacağına ilişkin istemi yargılamayı gerektirmektedir. Alacak hesaplanabilir ve likit değildir. Yerinde olmayan yazılı gerekçe ile icra inkâr tazminatına karar verilmesi doğru bulunmadığından kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2015 tarihli ve 2015/121 E., 2015/212 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; avukat olan davacının müvekkili ile karşı tarafın haricen anlaşarak davadan feragat etmesi hâlinde, davacı avukatın kendi müvekkili ile yaptığı avukatlık sözleşmesine göre hak ettiği ücretten davalı tarafın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince sorumlu tutulup tutulamayacağı; dava konusu vekâlet ücretine ilişkin alacağın likit olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
A) Yasal vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatına ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede;

  1. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
  2. Davalı vekilinin yasal vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenip reddedildiğinden kesinleşmiştir. Bu nedenle davalı tarafça kesinleşmiş yönlere ilişkin olarak temyiz isteminde bulunulmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
  3. O hâlde davalı vekilinin yasal vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatına ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
    B) Akdi vekâlet ücreti ve icra inkâr tazminatına yönelik temyiz itirazlarına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
    a- Akdi vekâlet ücreti:
  4. Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir.
  5. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde;
    “İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
    Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.
    İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.
    İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır.
    İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
    İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur.
    İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.”
    Hükmü yer almaktadır.
  6. Anılan yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
  7. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 05.10.2018 tarihli, 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava, davacı asilin vekil olduğu bir davada müvekkilinin davalı ile haricen anlaşarak davadan feragat etmesi nedeniyle davacı tarafın kendi müvekkili ile aralarındaki avukatlık sözleşmesine göre hak ettiği ücretten davalı tarafın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince sorumlu tutulup tutulamayacağı ve dava konusu alacağın likit olup olmadığına ilişkindir.
  8. Eldeki davanın konusu itibariyle 05.10.20018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir.
  9. Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiş olmakla mahkemece verilen direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen gerekçe ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
    b- İcra inkâr tazimantı:
  10. Özel Daire ile mahkeme arasındaki diğer uyuşmazlık konusu olan icra inkâr tazminatına ilişkin genel bir açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.
  11. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süresinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir ( Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2006, s. 230-232).
  12. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.
  13. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2020 tarihli ve 2017/3-1530 E., 2020/58 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.
  14. Bu noktada, somut olaya gelindiğinde; davacı tarafın vekâlet ücreti alacağına ilişkin istemi yargılamayı gerektirdiğinden alacak likit değildir. Mahkemece davacı taraf lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi isabetsizdir.
  15. Nitekim Özel Daire de bozma kararında aynı hususlara işaret etmiştir.
  16. Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1) Davalı vekilinin yasal vekâlet ücreti ve kötü niyet tazminatına ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
2) Davalı vekilinin:
a) Akdi vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı (III-B-a);
b) İcra inkâr tazminatına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (III-B-b),
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.09.2020 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.