ÖZET :

  • Haksız ödendiği ihtilaflı olmayan sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemelerinin davacıdan istirdadı gereken tutar 5510 Sayılı Kanun Borçlar Kanunu’na göre özel kanunun olduğu için mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre değil 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi hükümlerine göre talep edilebilir.
  • Uyuşmazlık konusu somut olayda, belirtilen ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede; 5510 sayılı Kanunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre özel nitelikte olduğu, bu kapsamda 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır.
  • Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un özel düzenleme içeren 96. maddesi hükmünün genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip olduğu tartışmasızdır.
  • Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2011 tarihli ve 2011/10-476 E., 2011/584 K.; 06.07.2011 tarihli ve 2011/21-402 E., 2011/472 K., 15.06.2011 tarihli ve 2011/21-362 E., 2011/409 K.; 15.06.2012 tarihli ve 2012/21-196 E, 2012/396 K.; 22.02.2017 tarihli ve 2014/21-2464 E, 2017/308 K. ile 26.04.2017 tarihli ve 2015/21-2370 E., 2017/861 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
  • Somut olayda; davacının 01.05.1992 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı aldığı, 01.06.1996 tarihinden itibaren de kocasının sigortalılığından dolayı aynı Kanuna göre ölüm aylığı bağlandığı, her iki aylık için de sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapıldığı, 27.05.2009 tarihinde durumun fark edilmesi üzerine dul aylığı üzerinden 01.01.2003-26.06.2009 tarihleri arasında ödenen sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemeleri toplamı borç çıkarılarak bu aylıktan kesilmeye başlandığı, eldeki davanın da bu nedenle açıldığı anlaşılmıştır.
  • Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; 1479 sayılı Kanun’un Ek 7 ve 4784 sayılı Kanun’un 1. maddeleri ile 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı hükümleri dikkate alındığında; davacıya aynı Kanun kapsamında aldığı aylıklardan sadece birisi için sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapılması gerektiğinden Kurumun borç tahakkuk işlemi hatalı olmadığı gibi, esasen bu hususta mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık yoktur.
  • Yine davacının Kurumu yanıltıcı bir eyleminin bulunmadığı, yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işleminden kaynaklandığı da ihtilaflı değildir.
  • Bu durumda yukarıda açıklandığı üzere; sonradan yürürlüğe giren ancak 1479 sayılı Kanun’un 67. maddesine göre daha lehe hükümler içeren, aynı zamanda 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre uygulanma önceliği bulunan 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Karar İçeriği
Hukuk Genel Kurulu

2017/1954 E. , 2020/913 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “Tespit, Kurum İşleminin iptali ve İstirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Adana 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … Başkanlığı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı … Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 18.08.2009 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline Bağ-Kur emeklisi olan müteveffa eşinden dolayı %75 oranında dul maaşı bağlandığını, son aylarda maaşından kesinti yapıldığı gibi, 510,00TL maaş almakta iken 5.611,00TL fazla ödeme yapıldığından bahisle her ay 125,00TL ek kesintiye gidildiğini, son üç ayda 250,00TL maaş ödendiğini, 1479 sayılı Kanun’un 45. maddesine göre %75 oranında bağlanan maaşın 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında aynen devam edeceğinin hüküm altına alındığını, bu nedenle kesintilerin haksız ve kanuna aykırı olduğunu, aynı zamanda müktesep hak kuralını ihlal ettiğini ileri sürerek, dul maaşından yapılan kesintinin kaldırılarak kesintilerin iadesi ve almakta olduğu dul aylığının %75 oranında ödemeye devam edilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
  2. Davacı vekili 24.12.2014 harç tarihli ıslah dilekçesinde; davacının Sosyal Güvenlik Kurumundan zorla ve hileyle para almadığını, aylığında fazlalık olduğunu bilemeyeceğini, fazla ödemelerinin sebepsiz zenginleşme sayılması gerektiğini, davacı da kötü niyetli olmadığından elinde kalanı vermekle yükümlü olduğunu, aylığını ihtiyaçları için harcayan davacının elinde bir şey kalmadığına göre iade ile yükümlü olduğu bir miktar bulunmadığını belirterek, talebini ıslah etmek sureti ile, Kurumun 01.01.2003-26.06.2009 tarihleri arasında 6.092,93TL borçlandığından bahisle yaptığı kesintilerin kanuna aykırı olduğundan borçlu olmadığının tespitine, kesintilerin 01.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya geri ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

  1. Davalı … Başkanlığı (SGK/Kurum) vekili 27.04.2010 tarihli cevap dilekçesinde; 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle davacıya tahsis yapıldığını, aynı zamanda müteveffa eşinden dolayı da aynı Kanun’a göre %75 oranında ölüm (dul) aylığı bağlandığını, 1479 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesinin 3396 sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasında sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki ayrı aylığı birlikte alanlara bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödeneceğinin hükme bağlandığını, ayrıca 4784 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1. maddesi hükümlerine göre 2003 yılı Aralık ayından başlamak üzere sadece bir aylıktan dolayı sosyal destek yardımı tahakkuk ettirilmesi gerekirken, sehven ve yasaya aykırı olarak 2009 yılına kadar iki aylığa birden sosyal yardım zammı ve sosyal destek yardımı ödendiğini, bu nedenle 1479 sayılı Kanun’un Ek 7 ile 67. maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca yapılan yersiz ödemelerin kesildiğini, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin de aynı yönde olduğunu, yersiz ödemelerin bu suretle tahsili sonunda dul aylığının normal seyrine döneceğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    İlk Derece Mahkemesi Kararı:
  2. Adana 2. İş Mahkemesinin 05.02.2015 tarihli ve 2009/622 E., 2015/29 K. sayılı kararı ile; davacıya hakettiğinden fazla sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapıldığı ancak fazla ödemenin davalı Kurumun hatasından kaynaklandığı, davacının hileli ve kusurlu davranışı bulunmadığı, iyi niyetli olduğundan Borçlar Kanunu’na göre elinde bulunan kısım için sorumlu olduğu ancak davacının yapılan ödemeleri zati ihtiyaçları için kullandığı, iade etmesi gereken bir miktar bulunmadığı ayrıca süresinde talepte bulunulmadığı gerekçesiyle davacının borçlu olmadığının tespiti ile Kurum işleminin iptaline, kesintilerin yasal faizleri ile birlikte davacıya iadesine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  3. Adana 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … Başkanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  4. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 15.02.2016 tarihli ve 2015/8421 E., 2016/1841 K. sayılı kararı ile; “…1992 yılından itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alan davacıya 1996 yılından itibaren kocasının sigortalılığından aynı Kanun kapsamında ölüm aylığı bağlandığı, her iki tahsis dosyasından sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapılamayacağının belirlenmesi üzerine, yersiz ödenen ödemelerin borç kaydedilerek aylıklarından kesinti yapılması sonucu, eldeki davanın açıldığı anlaşılmakla davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun Ek 7. maddesi ile 4784 sayılı Kanunun 1. maddesi ve bu maddeye dayalı çıkarılan Bakanlar Kurulunun 2003/5145 sayılı kararının 3. maddesidir.
    1479 sayılı Kanunun Ek 7. maddesinde sigortalılara ödenecek sosyal yardım zammı düzenlenerek, üçüncü fıkra hükmü ile sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki ayrı aylığı birlikte alanlara, 1479 sayılı Kanuna göre ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alanlara veya iki sigortalıdan da ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine yalnız bir aylık üzerinden sosyal yardım zammı ödeneceği belirtilmiştir.
    4784 sayılı Kanunun 1. maddesine dayalı olarak çıkarılan 15.01.2003 tarihli ve 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında da, yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı alanlara ödenecek sosyal destek ödemesi düzenlendikten sonra, aynı kararın 3. Maddesinde 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre iki aylığı birlikte alanlara bu aylıklardan birisi için sosyal destek ödemesi yapılacağı belirtilmiştir.
    Yukarıda geçen yasal düzenlemeler çerçevesinde eldeki davaya konu uyuşmazlık irdelendiğinde, 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık ve ölüm aylığı alan davacının, her iki aylık üzerinden sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi alması mümkün olmadığından Kurumun borç tahakkuku işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
    5510 sayılı Yasanın 96. maddesi, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
    a)Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
    b)Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren (Değişik ibare:13.02.2011-6111 S.K./44.mad) yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, (Değişik ibare:13.02.2011 – 6111 S.K./44.mad) yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
    Belirtilen nedenlerle; 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir.
    Hâl böyle olunca, davacının iki ayrı tahsis dosyası üzerinden sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi alması konusunda Kurumu yanıltıcı bir eyleminin bulunmadığının anlaşılması karşısında, davacıya yapılan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemine dayandığı ve bu halde 5510 sayılı Kanunun 96. Maddesinin 1. Fıkrasının (b) bendinin davacı hakkında uygulanması gerektiği gözetilerek, davacıya bu çerçevede yersiz ödenen ve istirdadı gereken sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi tutarı belirlenerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  5. Adana 2. İş Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli ve 2016/102 E., 2016/258 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten kanunların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacağı, bu nedenle aksine bir hüküm de içermediğinden yürürlük tarihinden önceki ödemelere 5510 sayılı Kanun’un 96/1-b maddesinin uygulanamayacağı, davacının sonradan çıkan kanuna göre sorumlu tutulmasının usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  6. Direnme kararı süresi içinde davalı … Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yersiz ödendiği ihtilaflı olmayan sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemelerinin davacıdan istirdadı gereken tutarının 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre mi yoksa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre mi belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 1479 sayılı Esnaf Ve Sanatkarlar Ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun (1479 sayılı Kanun) 45. maddesinde; “Ölen, sigortalının tahsis yapılmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlerde belirtilen oran ve şartlarla aylık bağlanır veya toptan ödeme yapılır.
    Ölen sigortalının 42 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının veya 44 üncü madde gereğince tespit edilecek toptan ödeme miktarının,
    a) Dul karısına % 50 si, tahsis yapılacak çocuğu bulunmıyan dul karısına % 70’i, …Aylık veya toptan ödeme şeklinde verilir” düzenlemesi bulunmaktadır.
  2. Aynı Kanun’un Ek 7. maddesinde ise, 1479 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık alanlara 01.03.1981 tarihinden itibaren her ay için 1.000,00 lira sosyal yardım zammı verileceği ve bu zamların aylıklar ile birlikte ve peşin olarak ödeneceği hükme bağlanmıştır.
  3. Ancak 1479 sayılı Kanun’un Ek 7. maddenin üçüncü fıkrasına göre, “1479 sayılı BAĞ-KUR Kanununa göre, ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alanlara veya iki sigortalıdan da ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine, bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödenir”.
  4. Öte yandan 15 Ocak 2003 tarihli ve 24994 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4784 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Esnaf Ve Sanatkârlar Ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu İle Tarımda Kendi Adına Ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Gelir Veya Aylık Almakta Olanlara Sosyal Destek Ödemesi Yapılması Hakkında Kanun’un (4784 sayılı Kanun) 1. maddesi ile sözü edilen sosyal güvenlik kanunları kapsamında gelir veya aylık almakta olanlara 01.01.2003-31.12.2003 tarihleri arasında, genel bütçeden karşılanmak üzere, almakta oldukları aylık veya gelirlerine ilave olarak sosyal destek ödemesi yapılacağı ve sosyal destek ödemesinin miktarı ile usul ve esaslarını belirlemeye ve bu ödemeleri yukarıda sayılan kanunlar uyarınca aylık ve gelir tutarlarına göre aylar itibarıyla farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
  5. 15 Ocak 2003 tarihli ve 24996 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlük kazanan 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında 01.01.2003 tarihinden itibaren ödenecek sosyal destek ödemesinin miktarı belirlenmiş, 3. maddede ise 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre iki aylığı birden alanlara bu aylıkların birisi için sosyal destek ödemesi yapılacağı düzenlenmiştir.
  6. 1479 sayılı Kanun’un 67. maddesinin ikinci fıkrasında yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin hükme yer verilmiş olup, buna göre “…sigortalılara veya hak sahibi kimselerine Kurumca fuzulen ödendiği anlaşılan her türlü aylık yardımlar 55 inci maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydiyle, ilgililerin, sonraki her çeşit istihkaklarından, kesilmek suretiyle geri alınır”.
  7. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96. maddesinde;
    “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
    a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
    b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
    Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
    Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
    Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır.
  8. 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 1479 sayılı Kanun’un 67. maddesinde yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesinin öngörüldüğü, yersiz ödeme hâlinde iade yükümünün kapsamının farklı hukuki durumlara özgü olarak değişiklik göstermediği görülmektedir.
  9. Ancak, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi ile 1479 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun ile ödeme yükümünün kapsamı sigortalının iyi niyetli veya kötü niyetli oluşunun tespitine göre farklılaştırılarak, kayıtsız şartsız iade öngören 1479 sayılı Kanun’un 67. madde hükmüne göre lehe bir düzenleme getirilmiştir.
  10. Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 63. madde hükmünün uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
  11. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63. maddesi uyarınca iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması hâlinde, kötü niyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır.
  12. 818 sayılı Kanun’un 63. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi de sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğindedir.
  13. Şu duruma göre, karşımıza aynı konu hakkında bir tarafta genel kanunda kabul edilen yasa kuralı, bir tarafta özel nitelikte kanunda yeralan düzenleme çıkmaktadır.
  14. Bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
  15. “Yasaların çatışması” olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda; a)Sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori), b)Özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur), c)Açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir, biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılmaktadır.
  16. Uyuşmazlık konusu somut olayda, belirtilen ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede; 5510 sayılı Kanunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre özel nitelikte olduğu, bu kapsamda 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır.
  17. Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un özel düzenleme içeren 96. maddesi hükmünün genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip olduğu tartışmasızdır.
  18. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2011 tarihli ve 2011/10-476 E., 2011/584 K.; 06.07.2011 tarihli ve 2011/21-402 E., 2011/472 K., 15.06.2011 tarihli ve 2011/21-362 E., 2011/409 K.; 15.06.2012 tarihli ve 2012/21-196 E, 2012/396 K.; 22.02.2017 tarihli ve 2014/21-2464 E, 2017/308 K. ile 26.04.2017 tarihli ve 2015/21-2370 E., 2017/861 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
  19. Somut olayda; davacının 01.05.1992 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı aldığı, 01.06.1996 tarihinden itibaren de kocasının sigortalılığından dolayı aynı Kanuna göre ölüm aylığı bağlandığı, her iki aylık için de sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapıldığı, 27.05.2009 tarihinde durumun fark edilmesi üzerine dul aylığı üzerinden 01.01.2003-26.06.2009 tarihleri arasında ödenen sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemeleri toplamı borç çıkarılarak bu aylıktan kesilmeye başlandığı, eldeki davanın da bu nedenle açıldığı anlaşılmıştır.
  20. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; 1479 sayılı Kanun’un Ek 7 ve 4784 sayılı Kanun’un 1. maddeleri ile 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı hükümleri dikkate alındığında; davacıya aynı Kanun kapsamında aldığı aylıklardan sadece birisi için sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapılması gerektiğinden Kurumun borç tahakkuk işlemi hatalı olmadığı gibi, esasen bu hususta mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık yoktur.
  21. Yine davacının Kurumu yanıltıcı bir eyleminin bulunmadığı, yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işleminden kaynaklandığı da ihtilaflı değildir.
  22. Bu durumda yukarıda açıklandığı üzere; sonradan yürürlüğe giren ancak 1479 sayılı Kanun’un 67. maddesine göre daha lehe hükümler içeren, aynı zamanda 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre uygulanma önceliği bulunan 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
  23. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında 5510 sayılı Kanun’un 96.maddesinde “Bu Kanun kapsamındaki” ifadesi kullanıldığından 1479 sayılı Kanun’dan kaynaklanan uyuşmazlıkta uygulanamayacağı, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
  24. Öyleyse; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  25. Direnme kararında “18.09.2009” olan dava tarihinin “17.03.2016” olarak gösterilmesi ise, mahallinde her zaman düzeltilebilecek bir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve işin esasına etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
  26. Şu hâlde direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı … Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

  1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, 01.01.2003-26.06.2009 tarihleri arasında yersiz ödendiği ihtilaflı olmayan sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemelerinin davacıdan istirdadı gereken tutarının 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre mi yoksa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre mi belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
  2. Yerel mahkemenin “davacıya hakettiğinden fazla sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi yapıldığı ancak fazla ödemenin davalı Kurumun hatasından kaynaklandığı, davacının hileli ve kusurlu davranışı bulunmadığı, iyi niyetli olduğundan Borçlar Kanunu’na göre elinde bulunan kısım için sorumlu olduğu ancak davacının yapılan ödemeleri zati ihtiyaçları için kullandığı, iade etmesi gereken bir miktar bulunmadığı ayrıca süresinde talepte bulunulmadığı, kanunların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacağı, bu nedenle aksine bir hüküm de içermediğinden yürürlük tarihinden önceki ödemelere 5510 sayılı Kanun’un 96/1-b maddesinin uygulanamayacağı, davacının sonradan çıkan kanuna göre sorumlu tutulmasının usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu” gerekçesi ile davacının borçlu olmadığının tespiti ile Kurum işleminin iptaline, kesintilerin yasal faizleri ile birlikte davacıya iadesine direnme kararı, çoğunluk görüşü ile “01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren kurum hatası nedeni ile bağlanan aylıkların geri alınmasında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/b maddesinin uygulanması gerektiği, özel düzenleme olduğu ve daha lehe hükümler getirdiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanamayacağı” gerekçesi ile Özel Dairenin bozma kararı benimsenerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur.
  3. Kanunlar kural olarak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren, yürürlükte bulundukları dönem içinde ortaya çıkan olay ve ilişkilere uygulanırlar.Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin uymasına bağlıdır.
  4. Hukuk devletinde devlet, hukuk güvenliğini sağlama yükümlüdür. Hukuki güvenlik ilkesi kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların Geriye Yürümezliği İlkesi” uyarınca yasalar kural olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olamaması hukukun genel ilkelerinden “‘Kazanılmış Hakların Korunması” ilkesinin gereğidir.
  5. Yasa koyucuyu önceye etkili kural getirmekten engelleyen genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Önceye etki kavramı, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki zamana uygulanabilirliği konusu ile ilgilidir. Önceye etki özgürlükçü bir anayasanın temel koşullarına, hukuk düzeninin güvenilirliğine aykırı düşer ve bu yüzden kural olarak caiz değildir. Kişiler hukuka uygun davranışlarından dolayı daha sonra zarar görmeyeceklerinden emin olmalıdırlar. Önceye etki yasağı hukuk güvenliği ve vatandaş için güveninin korunmasını sağlar. Kazanılmış olan haklara saygı ancak bu şekilde gerçekleşir. Önceye etki yasağı, yaşamları Anayasal garanti altında olan fertlerin beklenmedik hak kayıplarına uğramasını engellemek için tanınmıştır. (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd). Anayasadaki “hukuk devleti ilkesi” yasa koyucuya bir yasanın kabulünden önceki zaman bakımından aleyhe sonuçlar doğuran bir yasa kabulü için dar sınırlar çizmektedir (ÖZEKES Muhammet, Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C:II, Ankara, 2010, 2759-2875).
  6. Çıkarılan yasa önceden oluşan güveni sağlıyor, kazanılmış hakları koruyorsa açık hüküm olmasa da istisna olarak geçmişe uygulanmalıdır. Önceye etki yasağında istisna için gerekli sebep, hukuki işlemin inşası sırasında mevcut olmalıdır. Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise önceye etki kabul edilmelidir.
  7. Mülkiyeti koruma kapsamına, edime hak sağlayan sigorta olayları dahildir. Önceden doğmuş bir sigorta olayının edim sağlayıcı etkisi kolaylıkla ortadan kaldırılamaz. Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).
  8. Getirilen kuralın önceye etkili olmasında, sigortalı lehine yorum, amaca uygunluk yorumu, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun kamusal nitelikte olması, maddi hukukun yetersizliği (her zaman, hayatın değişen sosyal akışı içinde gelişen tüm olayları ve ayrıntıları kurallaştırma gücüne sahip olmaması), çıkarlar dengesi ve adalet duyguları gerekçe olarak dikkate alınmalı, ayrıca, süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış (ucu açık) hukuki durumlara yeni kanununderhal uygulanması esası ölçü olarak alınmalıdır.
  9. Somut uyuşmazlıkta, 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle davacıya tahsis yapıldığı, aynı zamanda müteveffa eşinden dolayı da aynı Kanun’a göre %75 oranında ölüm (dul) aylığı bağlandığı, 1479 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesinin 3396 sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasında sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki ayrı aylığı birlikte alanlara bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödenmesi, ayrıca 4784 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 2003/5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1. maddesi hükümlerine göre 2003 yılı Aralık ayından başlamak üzere sadece bir aylıktan dolayı sosyal destek yardımı tahakkuk ettirilmesi gerekirken, kurum hatası nedeni ile sehven ve yasaya aykırı olarak 2009 yılına kadar iki aylığa birden sosyal yardım zammı ve sosyal destek yardımı ödendiğini, bu nedenle 1479 sayılı Kanun’un Ek 7 ile 67/2. maddeleri hükümleri uyarınca yapılan yersiz ödemelerin kesildiği anlaşılmaktadır.
  10. Davacıya bağlanan aylıklarda, sosyal yardım zammı ve sosyal destek priminin bağlanan iki aylık için 1479 sayılı kanunun Ek 7 ve 67/2 maddeleri uyarınca ödenmesi 2003 yılı aralık ayından başlamıştır. 5510 sayılı kanun ise 01.08.2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 01.10.2008 tarihine kadar yersiz ödemeler 1479 sayılı kanun hükümlerine göre yersiz ödeme olup, bu tarihte geri alınması 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabidir. Bu tarihten sonra ise artık 5510 sayılı kanunun 96/a maddesi uyarınca yersiz ödemeleri geri alınması bu özel hükme tabi olacaktır. Yeni düzenlemede Borçlar Kanununun aksine, sebepsiz zenginleşen elinden çıkmış olduğunu ispat etse de geriye doğru beş yıllık yersiz ödemeleri geri vermek zorundadır. Aldığı aylıkları elinden çıkaran ve bu nedenle geri ödememesi gereken davacının 818 sayılı hükümler daha lehinedir. Nitekim mahkemenin de saptadığı gibi 01.10.2008 tarihinden önceki yersiz ödemeler elinden çıktığı için geri istenmesi olanaklı değildir.
  11. Aylıklar bağlandığı tarihte 1479 sayılı ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri yürürlüktedir. Kurumun hatalı işlemi nedeni ile sebepsiz zenginleşen davacı sigortalı hakkında 01.10.2008 tarihinden önceki yersiz ödemeler için 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümleri olan 61 ve devamı maddeleri uygulanmalıdır. Anılan hükümlerden 63. maddeye göre ise “sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Açıklanan nedenler ve yerel mahkemenin sonuç itibari ile “kanunların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacağı, bu nedenle aksine bir hüküm de içermediğinden yürürlük tarihinden önceki ödemelere 5510 sayılı Kanun’un 96/1-b maddesinin uygulanamayacağı, davacının sonradan çıkan kanuna göre sorumlu tutulmasının usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu” gerekçesi ile verdiği direnme kararı isabetlidir. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne yukarda açıklanan gerekçelerle katılınmamıştır.