• ÖZET :
  • İNANÇ SÖZLEŞMESI-CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ HUKUK MAHKEMESINE ETKİSİ
  • İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
  • İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir (Özkaya, E.; İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 6. Baskı, sayfa 61).
  • Böyle olunca inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen tarafın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmesi gerektiği kuşkusuzdur.
  • Diğer taraftan, inanç sözleşmesinin yazılı olması koşulu bir geçerlilik şartı olmayıp ispat şartıdır. İnançlı işlemin yazılı delilini inanç sözleşmesi oluşturmaktadır. Kazandırıcı işlem resmî şekilde yapılsa dahi inanç sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerekli olmayıp sadece yazılı yapılması zorunlu ve yeterlidir.
  • Tapulu bir taşınmazın inançlı işlemle temlikinde, inançlı işlemin yazılı biçimde yapılması gerekli ve yeterli olup, yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararının gereğidir.
  • Uygulamada, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin “tanık” dahil her türlü delil ile kanıtlanabileceği kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2005 tarihli ve 2005/14-677 E., 2005/774 K.; 14.11.2019 tarihli ve 2017/1-1254 E., 2019/1197 K. sayılı kararları).
  • Yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
  • Bu noktada, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde de durulmasında yarar vardır.
  • Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı TBK’nın 74. (mülga 818 sayılı BK’nın 53.) maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
  • Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
  • 818 sayılı BK’nın “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesi; “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez” hükmünü; aynı yönde düzenleme içeren 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi de; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmünü taşımaktadır.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu        

 2019/737 E.  ,  2020/1021 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalılar vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılardan …, … ve …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 18.02.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı akrabaları olan… ve…ile çok sayıdaki şirketin ortağı olduğunu, üç ortağın yan yana üç arsa satın alarak bu arsalar üzerine villa yaptırdıklarını, esasen arsaların üç ortak tarafından alındığını ve ortaklar adına tescili gerekirken üç taşınmazın da …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına tescil edildiğini, bu arsalardan dava konusu 13066 ada 19 parsel sayılı taşınmazın da müvekkiline ait olduğu hâlde bahsi geçen şirket adına tescil edildiğini, arsalar alınırken şirket yöneticisi olan müvekkilinin arsa alımını yapan ve vekâlet verilen kişiye yazılı talimatının bulunduğunu, talimatta taşınmazların şirket adına tescil edilmesi ve gerçek malikleri olan…, … ve …’ün istedikleri zaman onların adına devri hususunun yazılı olduğunu, bu durumun Ankara 21. Noterliğinin 06.05.2002 tarih ve 19063 yevmiye sayısı ile tasdik olunan davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketinin 01.05.2002 tarih ve 26 karar sayılı Ortaklar Kurulu Kararından da anlaşıldığını, kararda 19 numaralı parseldeki konutun davacıya tahsis edildiğinin belirtildiğini, davacının elektrik, su ve doğalgaz aboneliklerinin tesisi için vekâletname verdiğini, ayrıca taşınmazın satın alındığı günden beri davacı tarafından kullanıldığını, sonrasında ise şirket ortaklarından…’un hileli ve dolanlı işlemlerle davacıyı aldatarak, şirketi temsil yetkisini ele geçirdiğini, bir vergi davasının kaybedildiğini ve şirketlere ait tüm mal varlığının haczedilebileceğini söyleyerek mal varlıklarının başka kişilere devredilerek korunması gerektiği yönündeki ısrarları sonucunda …, … ve…’un toplanarak 14.11.2003 tarihli kararla…’a temsil yetkisi verildiğini, bu sözleşmede belirlenen esaslara göre şirketlere ait taşınır ve taşınmaz malların 15.05.2012 tarihinde bila bedel gerçek maliklerine iade edilmek üzere üçüncü kişilere muvazaalı olarak devredilmesi konusunda anlaştıklarını, bu kapsamda dava konusu 19 parsel sayılı taşınmazın da önce davalılardan …’a, yaklaşık yirmi gün gibi çok kısa bir süre sonra da diğer davalı şirket …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San ve Tic. Ltd. Şirketine devredilerek bu şirket adına tescil edildiğini, en son olarak da davalı …’e temlik edildiğini, devredilen mal varlıklarının iade edilmesi gereken 15.05.2012 tarihi yaklaşırken şirket ortakları … ile dava dışı …’a karşı grup şirketlerin yönetimini ele geçirmek isteyen diğer ortak… arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle…’un hileli ve dolamlı işlemlerle mal varlıklarını arkadaş yahut yakın akraba olan gerçek ve tüzel kişiler üzerinden üçüncü şahıslara devrederek ortaklarından kaçırdığını, …’un bu hileli davranışları nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmalar sonucunda hakkında Ankara 1, 5 ve 9. Ağır Ceza Mahkemelerinde nitelikli dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik suçlarından dolayı ceza davaları açıldığını, soruşturmalar sırasında ifade veren ….. ile …..’in …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San ve Tic. Ltd. Şirketinin emanetçi olduğunu ve …Grup Şirketlerine ait malları bedelsiz olarak devraldıklarını kabul ettiklerini, davalı …’e yapılan devrin de gerçek değerin çok altında olduğu gibi adı geçenin böylesine değerli bir mal edinecek ekonomik durumunun bulunmadığını, son malik olan bu kişinin villayı hiç görmediğini, adresini dahi bilmediğini, sadece tapuda satın aldıktan sonra müvekkiline haber gönderdiğini, bir süre sonra da yüksek bir bedel karşılığında davacıya devredebileceğini söyleyerek haksız çıkar sağlamaya çalıştığını, müvekkilinin teklifi kabul etmemesi üzerine Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiyle dava açtığını, açtığı davanın derdest olduğunu, çekişme konusu taşınmazın ilk satışından itibaren tüm devirlerin muvazaalı ve batıl olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar Cevabı:
5.1. Davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi vekili; dava konusu taşınmazın davacı tarafından satın alınmasına karşın tapuda müvekkili şirket adına tecil edildiği iddiasını kabul ettiklerini, şirket ortaklar kurulunun 01.05.2002 tarihli kararı ile taşınmazın davacı kullanımına tahsis edilmesindeki amacın da bu olduğunu, müvekkili şirketin de aralarında bulunduğu …Grup Şirketlerinin 2003 yılında yaşadığı mali kriz sonrası olası icraları önlemek maksadıyla şirket malvarlıklarının bila bedel üçüncü kişilere devredildiğini, bu şirketlerin ticari hayatta atmış yılını doldurduğunu, seneler boyunca imzaladığı sözleşmeler ve kullandığı krediler nedeniyle tüm borçlarını ödemesine karşın şirket ortağı…’un kendine çıkar sağlamak maksadıyla taklit imzalarla kullandığı kredi borçlarının ödenmediğini ve hâlihazırda şirketlerin toplam 67.230.254,35TL borcu bulunduğunu, bu konuda hukuk ve ceza davaları açılarak şirket mallarının iadesinin sağlanmaya çalışıldığını belirterek, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
5.2. Davalı … vekili; ilk olarak zamanaşımı itirazında bulunduklarını, taşınmazın müvekkili tarafından 2003 yılında satın alınıp sonra da satıldığını, dava dilekçesindeki olayların müvekkili ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, müvekkilinin bahsi geçen şirketlerin ortağı olmadığı gibi davacı ile de hukuki ilişki ve ortaklığının bulunmadığını, davacıyla şirket ortakları arasındaki muvazaanın sicil kaydına güvenerek taşınmazı satın alan müvekkilini bağlamadığını, dava dilekçesinde müvekkiline yönelik tek bir iddianın dahi bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
5.3. Davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili; dosyaya sunulan 14.11.2003 tarihli protokolün sahte olduğunu, davacının müvekkili şirket aleyhine daha önce Ankara 6. Ticaret Mahkemesinin 2012/265 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, mahkemece protokol aslının ibrazı için davacıya kesin süre verildiğini ancak kesin süreye rağmen belgenin sunulamadığını ve bu nedenle davanın reddedildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını, davacının söz konusu protokolün aslını yaklaşık yirmi ay sonra Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/236 E. sayılı dosyasına sunduğunu, bu dosyada protokol üzerinde imza incelemesi yapıldığını ve… adına atılan imzanın taklit olduğunun belirlendiğini, dosyaya sunulan belgede müvekkili şirkete yükümlülükler getirilmesine karşın belgede müvekkili şirketin ne kaşesi ne de yetkilisine ait imzanın bulunmadığını, davacının… ile aralarında meydana gelen mal kavgasına müvekkilini alet etmeye çalıştığını, taşınmazın şirket tarafından satın alındığını ve yine 2012 yılında görülen lüzum üzerine üçüncü bir şahsa satıldığını, davacının uzun zamandır müvekkili şirkete yönelik hukuk dışı faaliyetlerine devam ettiğini, ancak taşınmazın …’dan önceki sahibinin …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi olduğunu, davacı ve oğlunun ise bu şirketin müdürü olup şirketin içini boşalttıklarını, ayrıca taraf muvazaasının yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, ancak davacının sunduğu tek yazılı delilin sahte olduğu gibi müvekkilinin imzasını da taşımadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
5.4. Davalı … vekili; dava dilekçesindeki anlatımın şirket ortağının “hile” ve “korkutması” eylemi olarak anlaşıldığını, bu durumda da bir yıllık hak düşürücü süre bulunduğunu ve sürenin geçirildiğini, ayrıca aktif ve pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, zamanaşımı süresinin de dolduğunu, esasa ilişkin olarak ise müvekkilinin taşınmazı yatırım amacıyla satın aldığını, devir işleminden önce satıcı ile müvekkili arasında 10.04.2012 tarihli protokol düzenlendiğini, müvekkilinin satış bedelinin bir kısmının altın ve döviz olarak ödediğini, tapudaki devirden bir gün önce de satışı yapan şirkete bankadan 200.000,00TL ödeyip fatura aldığını, müvekkilinin MTA’dan emekli olup, maddi durumunun son derece iyi olduğunu, tapu, trafik, banka kayıtları gibi mal varlığını gösterir kayıtlar incelendiğinde bu durumun anlaşılacağını, taşınmazı satın aldıktan sonra davacı ile müvekkilinin görüştüğünü, davacının zamana ihtiyacı olduğunu ve tahliye edinceye kadar kira ödeyeceğini söylediğini, ancak tahliyenin gerçekleşmemesi üzerine Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/320 E. sayılı dosyasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açtıklarını, davacının da sırf zaman kazanmak için bu davayı açtığını, taşınmazı şirket adına kaydettirdiği iddiasının doğru olmadığını, bedelin davacı tarafından mı yoksa şirket tarafından mı ödendiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini, muvazaa zincirinden bahseden davacının müvekkilini son halka olarak göstermeye çalıştığını, taşınmazın yaklaşık dokuz yıl hiç el değiştirmeyerek …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı kaldığını, davacı adına çok sayıda icra takibi yapılınca hiç sahibi olmadığı taşınmaz için dava açtığını, ancak kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağını, tapudaki kayda güvenerek mal edinen müvekkilinin iyi niyetli malik olduğunu, kendi işlemi dışındaki hiçbir işlemi bilmediğini, bilmesinin de beklenemeyeceğini, dava dilekçesinde anlatılan olaylarla müvekkilinin herhangi bir ilgisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.03.2016 tarihli ve 2015/45 E., 2016/143 K. sayılı kararı ile; davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, taşınmazın ilk edinilmesi sırasında davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına tescil işleminin inançlı işlem olduğuna dair o dönem şirket ortaklarınca kaleme alınmış ve imzalanmış doğrudan bir belgenin dosya arasında bulunmadığı, ancak davacı vekilinin inanç sözleşmesine delalet ettiği iddiası ile üç ayrı belgeye dayandığı, bunlardan ilkinin 15.01.1998 tarihli …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına şirket müdürü … imzalı Arsa Alım ve Tescil Talimatı başlıklı belge; diğerinin 06.05.2002 tarihli …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi ortaklar kurulunca imzalanmış konut tahsisi hakkındaki karar sureti; bir diğerinin ise 14.11.2003 tarihli ve altında …, … ve… imzası bulunan Protokol başlıklı belge olduğu, diğer mahkemelerde yapılan incelemede 14.11.2003 tarihli protokol altında…’a atfedilen imzanın adı geçen kişinin eli ürünü olmadığı belirtilmiş ise de şirket ortakları…ve …’e atfedilen imzaların bu şahısların eli ürünü olduğu, diğer iki belge altındaki imzaların da adı yazılı imza sahiplerine ait olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, söz konusu iki belge yazılı delil olarak kabul edilmese bile Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda açılan davada ileri sürülen iddialar, deliller ve dava dosyasında bulunan 01.05.2002 tarihli konut tahsis kararı birlikte değerlendirildiğinde inançlı işlem yönünden yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilerek bu çerçevede davacı tanıklarının dinlendiği, davacı tanıklarının da taşınmazların ilk edinildiği tarihte paraların her bir şirket ortağınca ödenmesine rağmen bir kısım mali sebepler ve dava dışı…’un yönlendirmesi sonucunda davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına kaydedildiğini, bu şirketle ilgili kesinleşen bir vergi cezası olduğu ve…’un yönlendirmesi ile bu şirkete ait mallar ile diğer grup şirketlerine ait malların tanıdık ve akraba gerçek kişilere ya da şirketlere devredildiğini, devredilen kişi ve şirketlerin sonradan…’un kontrolüne geçmesi nedeniyle diğer mallar ile birlikte dava konusu taşınmazın bahsi geçen şirkete ve dolayısıyla asıl sahibi olan davacıya iade edilmediğini beyan ettikleri, tapu kayıtlarında her üç taşınmazın aynı ve yakın tarihlerde benzer kişilere devredilmiş olması da göz önüne alındığında tanık beyanlarının devir olgusu ile örtüştü, ceza dosyası, soruşturma dosyası muhteviyatı, tapu kayıtları, keşfen tespit edilen bulgular, tanık anlatımları ve diğer tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın başlangıçta …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi ortaklarının müşterek kararları uyarınca satın alındığı, her ortağın kendisi adına alınan arsanın parasını ödediği ancak arsaların sahibi ve ortağı oldukları bu şirket adına tescil ettirdikleri, sonrasında her üç ortağın aldıkları arsalara inşaat yaptırdıkları ve en başından bu yana her üç ortağın yaptırdıkları evlerde ihtilafsız şekilde 2013 yılına kadar oturdukları, 2012 yılında ortaklar arasında doğan uyuşmazlığın ceza soruşturmasına konu edildiği, bu meyanda dava dışı şirket ortağı…’un şirketlerde kurmuş olduğu hakimiyete istinaden taşınmazın davalı … ve …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketine bedelsiz olarak devredildiği, davacı ile arasında çıkan hukuki ve cezai ihtilaflar nedeniyle taşınmazın davacıya iadesini engellemek amacıyla kendi bünyesinde çalışan diğer davalı …’e devrini temin ettiği, taşınmazın …’a satışından itibaren yapılan tüm satışların gerçek bir satış işlemi olmadığı, davalı … ile davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi yetkilisi ve aynı zamanda dava dışı…’un kayınbiraderi olan …’ın ve yine…’un çalışanı olan …’ün dava konusu taşınmazın ilk olarak davacı tarafından satın alındığını bildikleri, dolayısıyla davacı ile …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi ve devamında yapılan inançlı işlemlerden bilgileri bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı bütün davalılar tarafından süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 21.03.2017 tarihli ve 2016/10805 E., 2017/2149 K. sayılı kararı ile; “…Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; mahkemenin gerekçeli kararında belirtildiği üzere taşınmazın ilk edinilmesi sırasında davalı …İnş. San. ve Maden Tic. Ltd. Şirketi adına tescili işleminin inançlı işlem olduğuna dair o dönem şirket ortaklarınca kaleme alınmış ve imzalanmış doğrudan bir belge dosyada bulunmamaktadır. “Arsa alım ve tescil talimatı” başlıklı 15.1.1998 sayılı ve Konut Tahsisi hakkında 1.5.2002 tarihli ve 14.11.2013 tarihli “protokol” başlıklı belge ve “tutanak” başlıklı belgelerde davalıların imzası bulunmadığından yazılı delil veya delil başlangıcı sayılacak bir belge değildir. Taraflar arasında 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen inanç sözleşmesini kanıtlayacak belge bulunmadığı gibi, karşı tarafın elinden çıkmış “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge de yoktur. Davacı taraf, davalılar ile aralarında inanç sözleşmesinin varlığını yazılı delil veya delil başlangıcı ile kanıtlayamamıştır. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru…” görülmeyerek karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 2018/495 E., 2019/52 K. sayılı kararı ile bozma kararında arsa alım ve tescil talimatı başlıklı 15.01.1998 tarihli belge, konut tahsisi hakkındaki 01.05.2002 tarihli belge ve şirket ortaklarından ikisi tarafından imzalanan 14.11.2013 tarihli protokol başlıklı belge ile tutanak başlıklı belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek tanık dinlenmek suretiyle verilen karar doğru bulunmamış ise de dosya kapsamında yer alan diğer tüm kayıt ve belgeler, özellikle protokol başlıklı belgede her üç şirket ortağının taahhüt ettikleri edimleri sonradan yerine getirdikleri ve imzası bulunan şirket ortakları…ile Gıyasi Öztürk’ün belge içeriğini kabul ve tekrar ettikleri gözetildiğinde belgede…’a atfedilen imzanın onun eli ürünü olmadığına ilişkin teknik inceleme raporu mevcut olsa da olayın niteliği dikkate alındığında somut olayda inançlı işleme yönelik yazılı delil başlangıcı olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla bozma kararına iştirak edilmediği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalılardan …, … ve …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemi ile açılan eldeki davada, dosya içeriği ile tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde davacı tarafça dayanılan 15.01.1998 tarihli “Arsa Alım Ve Tescil Talimatı” başlıklı belge; 06.05.2002 tarihli “Konut Tahsis Kararı” ile 14.11.2003 tarihli “Protokol” ve “Tutanak” başlıklı belgelerin delil başlangıcı olarak kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre davacı tanık beyanları ile inanç sözleşmesinin kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
13. Bilindiği üzere Türk Hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19.) maddesinde yer alan “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir.
14. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
15. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir (Özkaya, E.; İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 6. Baskı, sayfa 61).
16. Böyle olunca inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen tarafın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmesi gerektiği kuşkusuzdur.
17. Diğer taraftan, inanç sözleşmesinin yazılı olması koşulu bir geçerlilik şartı olmayıp ispat şartıdır. İnançlı işlemin yazılı delilini inanç sözleşmesi oluşturmaktadır. Kazandırıcı işlem resmî şekilde yapılsa dahi inanç sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerekli olmayıp sadece yazılı yapılması zorunlu ve yeterlidir.
18. Tapulu bir taşınmazın inançlı işlemle temlikinde, inançlı işlemin yazılı biçimde yapılması gerekli ve yeterli olup, yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararının gereğidir.
19. Uygulamada, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin “tanık” dahil her türlü delil ile kanıtlanabileceği kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2005 tarihli ve 2005/14-677 E., 2005/774 K.; 14.11.2019 tarihli ve 2017/1-1254 E., 2019/1197 K. sayılı kararları).
20. Yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
21. Bu noktada, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde de durulmasında yarar vardır.
22. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı TBK’nın 74. (mülga 818 sayılı BK’nın 53.) maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
23. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
24. 818 sayılı BK’nın “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesi; “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez” hükmünü; aynı yönde düzenleme içeren 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi de; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmünü taşımaktadır.
25. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
26. Ancak, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.1975 tarihli ve 1971/T-406 E., 1975/1 K. sayılı kararı).
27. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi bir engel oluşturmaz (HGK’nın 16.09.1981 tarihli ve 1979/1-131 E., 1981/587 K. sayılı kararı; Çenberci, M.: Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s.22 vd.).
28. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.1989 tarihli ve 1989/11-373 E., 1989/472 K.; 18.12.2018 tarihli ve 2018/19-699 E., 2018/1950 K.; 12.03.2020 tarihli 2018/19-1100 E., 2020/289 K. sayılı kararları).
29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; dava konusu 19 parsel sayılı taşınmaz 25.08.1998 tarihinde davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi, 13.11.2003 tarihinde davalı …, 29.12.2003 tarihinde davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi, en son olarak da 13.04.2012 tarihinde davalı … adına tescil edilmiş olup, yapılan tüm tescillerin edinme sebebi tapu kaydında satış olarak gözükmektedir. Dava dilekçesinde bahsi geçen 6 parsel sayılı taşınmaz 01.10.1998 tarihinde, 24 parsel ise 20.01.1998 tarihinde davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına satış suretiyle tescil edildikten sonra, 6 parsel 13.11.2003 tarihinde dava dışı Zafer Tankal adına tescil görmüş ve 29.12.2003 tarihinde davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketine satış suretiyle temlik edilmiştir. 24 parsel sayılı taşınmaz ise 13.11.2003 tarihinde …, 29.12.2003 tarihinde davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına tescil edilmiş, son olarak 15.03.2011 tarihinde satış suretiyle dava dışı Mehmet Serhat Şirvan’a devredilmiştir.
30. Davacı, akrabaları olan… ve…ile birlikte çok sayıdaki şirketin ortağı iken yukarıda bahsi geçen taşınmazların üç ortak tarafından satın alınarak üzerlerine villa yaptırdıklarını, taşınmazların ortaklar adına tescili gerekirken ileride kendilerine iade edilmek kaydıyla ortağı oldukları …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi adına tescil edildiğini, ancak sonradan… isimli ortağın grup şirketleri yanında davalı …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketinin yönetimini de ele geçirerek, hileli ve suç teşkil eden eyemlerle şirketlere ait mal varlıklarını kendi yakın akraba, arkadaş ve bir kısım şirketlere aktardığını, bu kapsamda dava konusu taşınmazın da diğer davalılara temlik edilerek kendisinden kaçırıldığını ve iade edilmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
31. Davacının aynı zamanda dava dışı…ile birlikte suç duyurusunda bulunması üzerine, ortağı sıfatıyla hak sahibi oldukları …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketi ve başka şirketlerdeki hisselerinin müştekilerin bilgisi ve iradesi dışında usulsüz olarak şüpheli …’un suç işlemek için örgüt oluşturup diğer şüphelilere devrettiği, bu eylemi yaparken dört ayrı şirketin noter tasdikli pay defterlerini yok ederek sahte yeni pay defteri oluşturduğu, şüphelilerin bu eylemlerini örgüt iradesi ve hiyerarşisi içinde gerçekleştirdikleri belirtilerek, … ve çok sayıdaki şüpheli hakkında suç işlemek için örgüt kurma, şirket yöneticilerinin dolandırıcılığı, resmî belgeyi yok etme ve sahte yeni resmî belge düzenlemek suçlarından dolayı 20.05.2013 tarih ve 2013/1114 sayılı iddianame ile ceza davası açıldığı, iddianamenin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/236 E. sayılı dosyasında kabul edilerek, şüphelilerin yargılandığı anlaşılmaktadır.
32. Yine davacı …’ün şikâyeti üzerine, 2003 yılında girilen mali kriz nedeniyle oluşabilecek haciz tehdidine karşı şüpheli… ile müştekinin ortağı oldukları ve aralarında …İnşaat Sanayi ve Maden Ticaret Limited Şirketinin de bulunduğu bir kısım grup şirketlerine ait mal varlıklarının bila tarihli tutanakta belirtilen şahıslara bedelsiz olarak devredildiği, yapılan sözleşme gereği haciz tehdidi kalktığında söz konusu şirket mallarının tekrar iadesi gerekirken, şüpheli…’un kendi yönetiminde ve talimatı ile hareket eden diğer şüphelileri kullanarak, söz konusu şirket mallarını usulsüz olarak başka şahıs ve şirketlere devrettiği, yetkilisi olduğu şirketlere ait kredi borçlarının şirketlerden tahsil edilememesi sonucunda ise bankaların müşteki …’ün de aralarında bulunduğu ortaklara yönelmesini sağladığı ve boşa çıkan şirket mallarını kendi menfaati doğrultusunda kullandığı belirtilerek, şüpheli…’un beş kez olmak üzere diğer şüpheliler ile birlikte cezalandırılması istemiyle haklarında şirket yöneticisinin dolandırıcılığı suçundan dolayı 21.02.2014 tarih ve 2014/314 sayılı iddianame ile ceza davası açıldığı, iddianamenin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/127 E. sayılı dosyasında kabul edilerek, şüphelilerin yargılandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
33. Bu hususlar dışında davacı ile dava dışı … isimli şahsın şikayeti üzerine, adı geçen …’ün eşi ve dava konusu taşınmazda ara malik olarak gözüken …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketinin ortağı olan …’e ait şirket hisselerinin onun ölümünden sonra vekâlet son bulduğu hâlde şüpheli … tarafından kullanılan vekâletname ile diğer şüpheli …’a sembolik bir bedelle devredildiği, her iki şüphelinin de bu durumu bildikleri ve bu şekilde …’ün mirasçılarına intikal etmesi gereken hisseleri …’a naklettikleri belirtilerek, adı geçen şüphelilerin dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından dolayı cezalandırılmaları istemi ile 09.01.2015 tarih ve 2015/86 sayılı iddianame ile ceza davası açılmış olup, bu iddianame de Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/39 E. sayılı dosyasında kabul edilmiştir.
34. Özel Daire bozma kararından sonra ise davacı … ve …’ün şikayetleri üzerine, 10.12.2018 tarih ve 2018/14968 sayılı iddianamede; yukarıdaki paragrafta yazılı iddianameyle Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ceza davası sonucunda şüpheliler … ile …’in iştirak hâlinde resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından yargılanarak mahkumiyetlerine karar verildiği ancak kararın henüz kesinleşmediği belirtildikten sonra, şüpheli …’ın davalı …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına mali kriz nedeniyle bedelsiz olarak devredilen ve kriz sonrası malikine iadesi gereken dava konusu 19 parsel sayılı taşınmazı, o tarihteki gerçek değeri 1.600.000,00TL olmasına karşın 475.000,00TL gibi çok düşük bir bedelle diğer şüpheli …’e temlik ettiği, son kayıt maliki olan … ile …’ın eskiden tanıştıkları, taşınmazı satın almadan önce …’ü tanıyan ve taşınmazda oturduğunu bilen …’ün ise onunla bir iletişim kurmadığı gibi taşınmazı da görme ihtiyacı duymadığı, dolayısıyla devir işleminin gerçek bir satış akdine dayalı işlem olmayıp, mal kaçınmaya yönelik hileli ve muvazaalı bir işlem olduğu belirtilerek, adı geçen şüpheliler hakkında ticari faaliyetleri sırasında dolandırıcılık suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
35. Tüm bu açıklamalardan görüleceği gibi eldeki davada dayanılan maddi olguların tamamı aynı zamanda dört ayrı ceza davasına konu edilmiş bulunmaktadır.
36. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece ceza davalarına ait bütün dosyaların getirtilerek incelenmesi, eldeki dava ile dayanılan belgelere etkisinin tartışılması ve gerek görülür ise sonucu beklenerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasa hükümlerine uygun değildir.
37. O hâlde, mahkemece verilen direnme kararı yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar …, … ve …Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.