➡️ Mirasçılar elbirliği mülkiyetindeki taşınmazlarla ilgili tahsil ettikleri kira bedelini  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası ile diğer mirasçılardan isteyebilirler.

ÖZET :

  • Mahkemece davanın hukuki niteliğinin haksız işgalden doğan ecrimisil tazminatı olmayıp, gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu kabul edilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği…
  • Davacılar elbirliği mülkiyetindeki dükkanların davalı ortaklar tarafından kiraya verilerek kira bedellerinin tahsil edildiğini, uzun süreden beri kira gelirinden pay almak istediklerini sözlü olarak dile getirmelerine karşın kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini, bunun üzerine Düzce 5. Noterliğince düzenlenen 14.11.2012 gün ve 008408 yevmiye numaralı ihtarname ile kirayı dava dışı kiracılardan istemelerine karşın bundan da bir sonuç alamadıklarını, kira bedellerinin miktarını bilmediklerinden dava dilekçesinde tahmini bir değer gösterdiklerini ileri sürerek, son beş yıla ait kira bedellerinden miras paylarına düşen bölümün ecrimisil olarak tahsilini istemişlerdir. Her ne kadar dava dilekçesinde ecrimisil ifadesine yer verilmiş ise de dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı olmayıp, kendilerinden onay almaksızın dükkanları kiraya veren ortaklardan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.


Hukuk Genel Kurulu

2017/1257 E. , 2020/661 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacılar İstemi:

  1. Davacılar vekili; muris …’ın 1998 yılında ölümü ile geriye mirasçısı olarak davacı ve davalılar ile dava dışı …’nın kaldığını, Selamlar Köyünde bulunan 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazların da mirasçılarına intikal ettiğini, tapu kayıtlarında bahçe olarak görünmesine karşın taşınmazlar üzerlerinde konut ve dükkan olarak kullanılan binaların mevcut olduğunu, ancak davalılar tarafından dükkanlardan birinin …’e kahvehane olarak, diğer bir dükkanın ise …’a ekmek fırını olarak kiralandığını, …’ın 2013 yılı Şubat ayında dükkandan çıktığını, üzerinde bina bulunmayan diğer taşınmazın ise … isimli kişiye kiralandığını ve taşçı olan …’in burada ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davacıların miras paylarına düşen kira bedellerinin ise ödenmediği gibi davalıların hakaret, küfür ve tehditlerine maruz kaldıklarını,bu nedenle davalılar hakkında şikâyette bulunduklarını, müvekkillerinin paylarına düşen kira bedellerinin ödenmesini Düzce 5. Noterliğince düzenlenen 14.11.2012 gün ve 008408 yevmiye numaralı ihtarname ile istemelerine rağmen bundan da bir sonuç alamadıklarını, davalılardan korkan etraftaki kişilerin de şahitlik yapmaktan çekindiklerini, davacıların uzun süredir kira gelirinden pay almak istediklerini sözlü olarak da dile getirdiklerini, ancak kira bedellerini dahi bilmediklerini, bu nedenle ihtarname ve dava dilekçesinde tahmini bir değer yazıldığını, ayrıca paydaşlar arasında hukuksal semere getiren taşınmazlar hakkında intifadan men şartının aranmayacağı hususunda Yargıtay kararları bulunduğunu ileri sürerek, son beş yıllık kira bedellerinin ecrimisil olarak ödenmesi için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı … için 8.000,00TL, … için 4.950,00TL, … için 4.950,00TL ecrimisilin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalılar birlikte sundukları cevap dilekçesinde; davacıların 443 parselde bulunan ve kendileri tarafından yapılan binada oturduklarını, yine dava dışı 445 parselin üzerinde bulunan iş yeri ve meskenlerin birbirine bitişik hâlde bulunduğunu, kira kontratlarını dilekçe ekinde ibraz ettiklerini, murisin sağlığında herkesin kullanacağı yerleri belirlediğini ve ölümünden sonra bu şekilde anlaşmalarını söylediğini, dava dilekçesinde belirtilen işyerlerinden bugüne kadar herhangi bir para almadıklarını ve tüm vergileri kendilerinin ödediğini, bu konuda dava açılmasının yasal olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararı:
  3. Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2013/2 E., 2014/305 K. sayılı kararı ile; dava konu kiraya verilen binaların büyük çoğunluğunun dava konusu 442 ve 446 parsellerde kalıp küçük bir kısmının yan parsellere taştığı, mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre de taş atölyesinin davalı … tarafından …’e, kahvehane ve ekmek fırınının ise davalı … tarafından … ve …’a kiraya verildiği, …’ın ekmek fırınından çıkması üzerine buranın 5-6 aydır davalı … tarafından işletildiği, üçüncü şahıslara kiraya verilmek suretiyle hukuksal semere getiren dükkanlar için Yargıtay içtihatları doğrultusunda intifadan men şartı aranmayacak ise de davacılar tarafından kiracı olan …, … ve …’e keşide edilen ihtarnamede kira bedellerinden miras paylarına isabet eden kısımları istenerek hesap numaralarının bildirildiği, böyle olunca davacıların kira sözleşmelerine karşı koymadıkları, aksine bu kira sözleşmelerine dayanarak paylarına düşen kira bedelinin ödenmesini istedikleri, dolayısıyla davacıların üçüncü kişilerin kiracılık sıfatını kabul ettikleri, bu durumda haksız işgalden söz edilemeyeceği ve davalılardan haksız işgal tazminatı talep edilemeyeceği, davalı …’in kiracı …’ın ekmek fırını olarak kullandığı dükkandan çıktıktan sonraki kullanımı hakkında ise davacıların esasen dava dilekçesinde ecrimisil talebinde bulunmadıkları, sonradan iddia genişletilip keşifte alınan beyanlara göre hak iddiasında bulunulmuş ise de davalının kullanımı dava açıldıktan sonraki zamana denk geldiğinden ayrı bir davanın konusu olacağı gibi intifadan men şartının da bulunmadığı gerekçesi davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.02.2015 tarihli ve 2013/19173 E., 2015/2149 K. sayılı kararı ile;
    “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacılar, davalılar ve dava dışı …’nın elbirliği halinde malik oldukları, bu taşınmazlara bitişik 443 parsel sayılı taşınmazın tarafların murisi …, 445 parsel sayılı taşınmazın (davalı …’in çocukları) dava dışı… ve … adına kayıtlı olduğu, davalıların 443 parsel sayılı taşınmazda bulunan binada davacıların oturduklarını beyan ettikleri, mahkemece yapılan keşifte 446 parsel sayılı taşınmazda, zemin katında ekmek satış dükkanı ve kahvehane bulunan üst katları mesken olarak kullanılan bina ile bitişiğinde kahvehanenin eki olarak kullanılan sundurma bulunduğunun, taş atölyesi olarak kiraya verilen binanın büyük kısmının 442 parsel, küçük kısmının 445 parsel üzerinde kaldığının tespit edildiği, dinlenen tanıkların, dava konusu 442 ve 446 parseller üzerindeki ekmek satış dükkanı, kahvehane ve taş atölyesinin davalılarca kiraya verildiğini beyan ettikleri, davalı tanığı ve kiracı …’in davacılardan… ve…’nın da kira sözleşmesinde imzaları bulunduğunu, bu sözleşmelerin onların da muvafakati ile yapıldığını beyan ettiği ve davalılarca bir kısım kira sözleşmeleri sunulduğu, davacı tanığı …’nın ise dayıları olan davalıların … ile sözleşme yaparken davacılara da kira parası vereceklerini söyleyerek kira sözleşmesini …’a imzalattıklarını, onun da kira alacağını düşünerek sözleşmeyi imzaladığını beyan ettiği, davacıların davalılarla aralarında uzun zamandır husumet bulunduğunu, ağır baskı, hakaret ve tehdit altında olduklarını belirtip buna ilişkin soruşturma evrakları ile ceza mahkemesi kararlarını dosyaya ibraz ettikleri anlaşılmaktadır.
    Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazlarda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
    Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır.
    Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin ya da, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
    Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
    25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
    Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; davacılar 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan kahvehane, ekmek satış yeri ve taş ocağının davalılarca kiraya verildiği, kendilerini tehdit ve baskı altında tutarak kira gelirlerinden pay vermedikleri iddiasıyla eldeki davayı açmışlardır. Tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, davalı … tarafından kullanılan ekmek satış dükkanı için ise intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde taraflar arasındaki ceza soruşturma ve davaları ile tanık beyanlarının değerlendirilmediği görülmektedir. Kiraya verilen yerler için paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağı ve paydaşlardan bir ya da bir kaçının imzaladığı kira sözleşmesinin diğer paydaşları bağlamayacağı kuşkusuzdur.
    Hâl böyle olunca, dava konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacıların çekişmesiz olarak kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılması, yeniden tanık beyanlarına başvurulması, ekmek satış yeri olarak kullanılan dükkan bakımından intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin yukarıda değinilen ilke ve olgular dikkate alınarak değerlendirilmesi; davacıların bu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunmadığı saptanır ise davalılarca kiraya verilen kahvehane ve taş ocağı ile ekmek satış yeri ile ilgili keşfe katılan bilirkişilerce ortak düzenlenecek rapor esas alınarak davacıların payları oranında belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/276 E., 2015/359 K. sayılı kararı ile önceki karardaki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın tarafları ile dava dışı …’nın elbirliği hâlinde mülkiyetinde bulunan 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlar için davacıların dava dışı kiracılara Düzce 5. Noterliğinin 14.11.2012 tarihli ihtarnamesini göndererek taşınmazlardan miras paylarına isabet eden kira bedellerinin banka hesaplarına ödenmesini istedikleri gözetildiğinde, davalılar ile kiracılar arasındaki kira ilişkisine icazet verdikleri, dolayısıyla kira sözleşmelerinin davacılar için bağlayıcı hâle geldiğinin kabul edilip edilemeyeceği, varılacak sonuca göre davalılardan ecrimisil isteminde bulunup bulunamayacakları, ayrıca dava dilekçesinde son beş yıllık kira bedellerinden davacıların payına düşen tutarın ecrimisil olarak ödenmesinin talep edildiği hususu ile tanık beyanları dikkate alındığında, davalı …’in ekmek satış yerindeki şahsi kullanımının dava konusu edilip edilmediği, bu kullanımın dava tarihinden sonraki döneme ait olup olmadığı, tüm bu hususlara göre davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir.
  2. Mecelle’den aktarılmak suretiyle günümüz hukukunda da kullanılan ecrimisil kavramı, güncelliğini yitirmeyen bir kavramdır. Eski hukukta “emsal mal kıymeti karşılığı” olarak kullanılan ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimidir. Gerek öğreti ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tür tazminattır.
  3. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile bir haksız eylem sayılması gerektiği, başkasının taşınmazını haksız olarak işgal edip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin taşınmazı haksız olarak elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri tazmin ile mükellef olduğu vurgulanmıştır.
  4. Kira sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 299. maddesinde, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.
  5. Görüleceği üzere ecrimisilde; bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımı söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı söz konusudur.
  6. Diğer yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Miras ortaklığı” başlıklı 640. maddesinde, birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri düzenleme altına alınmıştır. Dava konusu taşınmazlar da mirasbırakan …’ın ölümü üzerine mirasçılarına intikal etmiş olup, davanın tarafları ile dava dışı …’nın elbirliği mülkiyetinde bulunmaktadır.
  7. Bir şey üzerindeki mülkiyet hakkı, bir kişiye ait olabileceği gibi birden fazla kişiye de ait olabilir. Birinci durumda “ferdi mülkiyet” söz konusu iken, ikinci ikinci durumda TMK’nın 688 ve devamı maddelerinde düzenlenen “birlikte mülkiyet” söz konusudur. Birlikte mülkiyet ise “paylı mülkiyet” ve “elbirliği mülkiyeti” şeklinde olabilir. Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti ise elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde, ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.
  8. Elbirliği mülkiyetinin hükümleri TMK’nın 702. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre; “Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.
    Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.
    Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.
    Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır”.
  9. Yukarıdaki hükümler uyarınca elbirliği mülkiyetinde malikler paydaş değil, ortaktır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bu ortaklıkta, mülkiyet hakkı bir bütün hâlinde ortaklara aittir. Ortakların tasarruf edebilecekleri bağımsız payları bulunmadığından, topluluğu doğuran sebebe göre kanun veya sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, ortaklar gerek yönetim gerekse tasarruf işlemlerinde birlikte hareket etmek ve TMK’nın 702. maddenin ikinci fıkrasına göre oy birliğiyle karar vermek zorundadırlar.
  10. Elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmazın kiraya verilmesi de kural olarak bütün ortakların oy birliği ile karar vermelerine bağlıdır. Ancak ortaklardan birinin veya birkaçının oy birliği ile karar alınmaksızın ve temsil yetkisi de olmaksızın taşınmazı üçüncü bir kişiye kiraya vermesi söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, kiralayanın malik olması zorunluluğu bulunmadığından ve kira sözleşmeleri kişisel hak doğuran sözleşmelerden olduğundan yapılan kira sözleşmesi kendi tarafları arasında hukuken geçerlidir (HGK’nın 13.10.2004 tarih ve 2004/13-461 E., 2004/532 K.). Bu husus sözleşmeyle bağlılık ilkesinin de bir sonucudur. Ne var ki, bu şekilde yapılan bir sözleşme icazet vermedikleri sürece diğer ortaklar bakımından hüküm ifade etmez. Bu nedenle kiraya veren ortak veya kiracıdan ya da her ikisinden ecrimisil talep edebilecekleri gibi kiraya veren ortaktan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde edilen menfaatin kendilerine düşen kısmının devrini de isteyebilirler.
  11. Vekâletsiz iş görme 6098 sayılı TBK’nın 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekâletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekâletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır.
  12. Vekâletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir.
  13. TBK’nın 526. maddesine göre, bir kimsenin vekâleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekâletsiz iş görmedir. Gerçek vekâletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK’nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekâletsiz iş görmede, iş görende başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir.
  14. Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.06.1958 tarih ve 1958/15 E., 1958/6 K. sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir.
  15. Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”
    “Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser – Sechönenberger – yukarıda anılan eser – Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra;
    “Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir.
  16. Gelinen bu aşamada ilgili usul hükümlerine de değinmek gerekmektedir. Davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “dava dilekçesinin içeriği” ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca “dava konusu” dava dilekçesinde gösterilmelidir. Aynı maddenin (e) bendine göre“davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri”, (g) bendine göre “dayanılan hukuki sebepler”, (ğ) bendine göre de “açık bir şekilde talep sonucu” dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlardandır.
  17. Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi çok önemlidir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK. m.194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan bu vakıalara uygulanacak hukuki sebepler de dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmıştır. Ancak hukuki sebepler zorunlu olan unsurlardan değildir. Çünkü, HMK’nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Bu hükme göre tarafların dayandığı maddi vakılara uygulanacak hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulmalı ve uygulamalıdır. Dava dilekçesinde gösterilen hukuki sebepler hâkim için bağlayıcı değilse de gösterilen vakıalara uygun şekilde doğru bir hukuki nitelendirme yapılmasının uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracağı kuşkusuzdur.
  18. Açıklanan bu yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, davacılar elbirliği mülkiyetindeki dükkanların davalı ortaklar tarafından kiraya verilerek kira bedellerinin tahsil edildiğini, uzun süreden beri kira gelirinden pay almak istediklerini sözlü olarak dile getirmelerine karşın kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini, bunun üzerine Düzce 5. Noterliğince düzenlenen 14.11.2012 gün ve 008408 yevmiye numaralı ihtarname ile kirayı dava dışı kiracılardan istemelerine karşın bundan da bir sonuç alamadıklarını, kira bedellerinin miktarını bilmediklerinden dava dilekçesinde tahmini bir değer gösterdiklerini ileri sürerek, son beş yıla ait kira bedellerinden miras paylarına düşen bölümün ecrimisil olarak tahsilini istemişlerdir. Her ne kadar dava dilekçesinde ecrimisil ifadesine yer verilmiş ise de dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı olmayıp, kendilerinden onay almaksızın dükkanları kiraya veren ortaklardan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.
  19. Hâl böyle olunca; mahkemece, kiracının ekmek fırınını tahliye etmesinden sonra davalı … tarafından kullanılmasıyla ilgili bir talebin dava dilekçesinde bulunmadığı, bu hususun sonradan iddianın genişletilmesi suretiyle ileri sürüldüğü gibi davalının bu yeri dava açıldıktan sonra kullanmaya başladığı, böyle olunca da dava tarihinde henüz talebi mümkün doğmuş bir hakkın bulunmadığı yönündeki direnme gerekçesi hukuka uygun ve isabetli ise de dava dilekçesindeki istemin ecrimisil olduğundan bahisle kurulan direnme hükmü yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı isabetli bulunmamıştır.
  20. Varılan bu sonuç uyarınca, mahkemece davanın hukuki niteliğinin haksız işgalden doğan ecrimisil tazminatı olmayıp, gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu kabul edilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi için direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekir.
  21. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, somut olayda tüm ortakların katılımı ile yapılmış geçerli bir kira sözleşmesinin bulunmadığı, davalıların kira sözleşmelerini tereke adına değil kendi adlarına imzalamış olmaları nedeniyle diğer ortakların tümü tarafından verilen bir icazetle de sözleşmelerin geçerli hâle gelmeyeceği, diğer yandan 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının somut olayda uygulama olanağının bulunmadığı, dolayısıyla vekâletsiz iş görme hükümlerinin değil, paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiği, böyle olunca da öncelikle tüm paydaşları bağlayan bir harici taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin mevcut olup olmadığı ya da davacıların kullanabilecekleri yerlerin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği, davalı … hakkında ise bizzat kullanımı ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığından bozma kararından buna ilişkin kısımların çıkarılarak, direnme kararının genişletilmiş gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
  22. O hâlde, yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.09.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında davadaki isteğin ecrimisile ilişkin olduğu noktasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel Mahkeme tarafından “davanın paydaşlar arasındaki fuzuli işgal nedeniyle ecrimisil isteğine ilişkin olduğu belirtilerek, davacıların çekişme konusu taşınmazda kiracı olan 3. kişilere keşide ettikleri ihtarnameyle kira parasından miras paylarına düşenin ödenmesini istedikleri, bu durumda davacıların 3. şahısların kiracılık sıfatını kabul ettiği, artık haksız işgalden söz edilemeyeceği” gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacıların temyizi üzerine Özel Daire tarafından “davanın, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkin olduğu, kiraya verilen yerler için paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağı ve paydaşlardan bir ya da bir kaçının imzaladığı kira sözleşmesinin diğer paydaşları bağlamayacağı, somut olayda davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, bu hususların araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinen bozma kararı verilmiş olup, bu bozma kararına karşı Yerel Mahkemece ilk hükümdeki gerekçelerle direnme kararı verilmiş olmakla; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davacıların çekişme konusu taşınmazlar için dava dışı kiracılara keşide ettikleri ihtarnameyle kira parası istemelerinin davalılar ile kiracılar arasındaki kira ilişkisine icazet verdikleri, dolayısıyla kira sözleşmelerinin davacılar için bağlayıcı hâle geldiğinin kabul edilip edilemeyeceği, ayrıca davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Davacılar; dava konusu taşınmazların davalılar tarafından 3. kişilere kiraya verildiğini, davalıların kendilerine kira gelirinden ödeme yapmadıkları gibi ağır eziyet ve baskı ile bulundukları yerden de çıkartmak istediklerini, kendilerinin kiraya verilen yerlerin tam olarak kira bedellerini dahi bilmediklerini, son çare olarak ihtarnameyle tahmini bir kira bedeli üzerinden miras paylarına isabet eden miktarları kiracılardan talep etmelerine rağmen sonuç alamadıklarını, bu nedenle son beş yıllık kiraların bedelinin miras hisselerine göre ecrimisil olarak ödenmesini istediklerini beyan ederek eldeki davayı açmışlardır.
Davalılar ise, ortak miras bırakanın sağlığında herkesin kullanacağı yeri belirlediğini, dava dilekçesinde belirtilen işyerlerinden herhangi bir para almadıklarını, davacılarla müşterek kullandıkları binaların yapım masraflarının kendileri tarafından karşılandığını, ecrimisil koşullarının oluşmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Dosya kapsamı itibariyle; dava konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazların taraflar ile dava dışı… Mıhcı adlarına elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) şeklinde ve intikal suretiyle kayıtlı olduğu, taraflar arasında ceza soruşturma ve davalarının bulunduğu, davacıların Düzce 5. Noterliği aracılığıyla 14.11.2012 tarihinde kiracı olduklarını belirttikleri üçüncü kişilere ihtarname keşide ederek, ihtarın tebliğinden itibaren… için 5/20 ve… ile… için 3/20’er miras payları oranında kira bedellerinin bildirdikleri banka hesabına yatırılmasını ihtar ettikleri anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda elbirliği mülkiyeti 701 ilâ 703. maddelerinde düzenlenmiş olup; 702. maddesinde, elbirliği mülkiyetinde gerek yönetim gerekse tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda ise, dava dışı…’in kira ilişkisinin tarafı olduğu yada kira akdine muvafakat ettiğine dair herhangi bir iddia, savunma veya bilgi, belge bulunmadığı gibi, … ile davalılar arasında da ceza soruşturması olduğuna göre, Türk Medeni Kanununun 702. maddesi uyarınca ortada tüm elbirliği ortaklarının katılımı sağlanmış, oybirliği ile yapılmış bir yönetim veya tasarruf işlemi yani geçerli bir kira ilişkisinin varlığından sözedilemez. Kaldı ki, davalıların tereke adına değil kendi adlarına yapmış oldukları bir kira akdine diğer elbirliği ortaklarının icazet suretiyle katılımları da mümkün değildir. Böylesi bir durumun kabulü kiracı bakımından akdin değişmesi sonucunu doğuracaktır ve bu da kabul edilemez.
Diğer taraftan; 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı “bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulu kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanununun 414 üncü maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908 inci maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt hâlinde, Borçlar Kanununun 414 üncü maddesi hükmüne dayanan menfaatların devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” dairdir. Eldeki davada dayanılan hukuki sebep açık olduğu gibi, çekişmeli taşınmazları kiraya vererek tasarruf edenler de taşınmazların elbirliği ortaklarından olup, taşınmazla mülkiyet ilişkisi bulunmayan üçüncü kişi olmadıklarına ve zamanaşımı ile ilgili bir ihtilaf da bulunmadığına göre anılan İçtihadı Birleştirme Kararının somut olayda uygulama olanağı kanımızca bulunmamaktadır. Farklı bir ifadeyle, somut olaya Türk Borçlar Kanununun vekâletsiz iş görme veya vekâlet hükümlerinin uygulanamayacağı kanaatindeyiz. Davalılar dahi, davacılar adına da yapılmış bir kira ilişkisinden söz etmediklerine, hatta taşınmazlarda paylaşıma göre kullanım olduğunu belirttiklerine göre, uyuşmazlığın paylı mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Gerçekten de, paydaşlar arasında tüm paydaşları bağlayan harici taksim varsa veya öteden beri fiili bir kullanım biçimi oluşmuşsa ve davalılar buna göre kendi paylarına isabet eden yerleri kiraya vermek suretiyle tasarruf ediyorlarsa, davacıların kullandıkları yerler de bulunacağından haksız işgal söz konusu olmayacaktır. Bilindiği gibi, mülkiyet hakkı çeşitli biçimlerde (tarla, konut, işyeri vb) kullanılabileceği gibi bizzat tasarruf etmeği ya da başkasına gerek rızaen gerekse akdi ilişkiyle kullandırmayı kapsayacağından, taşınmazdaki payını mesken olarak kullanan bir paydaşın, payını işyeri olarak kiraya veren paydaştan ecrimisil veya tahsil etttiği kira bedellerinden pay istemesi paylı mülkiyet hükümleriyle bağdaşmayacaktır. O halde, eldeki davada da en önce çözümlenmesi gereken husus, tüm paydaşları bağlayan bir harici taksim veya fiili kullanım biçiminin mevcut olup olmadığı ya da davacıların kullanabilecekleri yerlerin bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesidir. Ancak bu husus saptandıktan sonra davacıların, davalıların çekişmeli taşınmazlardaki birkısım yerleri kiraya vererek tasarruf etmeleri nedeniyle haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etme haklarının bulunup bulunmadığı ortaya çıkacaktır.
Öte yandan; davalılardan…’in ekmek satışına ilişkin işyerini yargılama sırasında bizzat kullanmaya başladığı, … hakkında bizzat kullanımıyla ilgili açılmış bir dava bulunmadığından Özel Dairenin bozma kararından bununla ilgili kısımların çıkarılması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca; mahkemece ortada TMK’nın 702. maddesi uyarınca tüm elbirliği ortaklarını bağlayan bir kira ilişkisi bulunmadığı gözetilerek, paylı mülkiyet hükümleri uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak çekişmeli taşınmazlarda hangi paydaşın nereyi kullandığı, tüm paydaşları bağlayan harici taksim olup olmadığı veya fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı ya da kullanılabilecek alanlar bulunup bulunmadığnın saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği ve Özel Dairenin bozma ilamından da, davadaki ecrimisil isteğinin dava tarihi öncesi çekişmeli taşınmazların kiralanarak kullandırılan dönemlere yönelik olması nedeniyle, hakkında dava açılmayan davalı …’in bizzat kullanımıyla ilgili bölümlerin çıkartılması; böylece mahkeme kararının yukarıda açıklandığı gibi genişletilmiş gerekçeyle bozulması kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılamıyoruz.