Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın ve buna bağlı olarak temsil yetkisinin sona ermesinin tescil ve ilânı, kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı mahiyettedir.

  • ÖZET;
  • 16/01/2002 tarih ve 5466 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 03/01/2002 tarihli ortaklar kurulu kararıyla on yıllığına şirket müdürü olarak görevlendirilen davacı, 15/07/2008 tarih ve 7105 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 01/07/2008 tarihli ortaklar kurulu kararına göre noterlikçe düzenlenen 10/06/2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılmış ve müdürlükten azledilmiştir.
  • Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın ve buna bağlı olarak temsil yetkisinin sona ermesinin tescil ve ilânı, kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı mahiyettedir. Dolayısıyla, noterlikçe düzenlenen 10/06/2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılan davacının, kanuni temsilcilik sıfatı da bu tarih itibarıyla sona ermiştir.
  • Bu durumda, 01/01/2008-10/06/2008 tarihleri arasında kanuni temsilci sıfatını haiz olan davacı adına, anılan tarih aralığına isabet eden kıst döneme ilişkin amme alacağının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/532 E. , 2021/1305 K.

“İçtihat Metni”
T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/532
Karar No : 2021/1305

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı – …
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, bir dönem kanuni temsilcisi olduğu … Yapı Malzemeleri İnşaat Turizm Nakliyat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin 2008 yılına ait kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve damga vergisi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … , … , … sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı:
15/07/2008 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilân edilen 01/07/2008 tarihli ortaklar kararı uyarınca davacının … Yapı Malzemeleri İnşaat Turizm Nakliyat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ndeki ortaklığı ve müdürlüğü sona ermiştir.
Kurumlar vergisi, mükellefin veya vergi sorumlusunun, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın 25. günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine vereceği beyanname ile yıllık olarak tahakkuk ettirilmektedir.
Dava konusu ödeme emri ile tahsili amaçlanan kurumlar vergisi 2008 yılına ait olmakla birlikte 25/04/2009 tarihine kadar beyan üzerine tahakkuk edecektir. Damga vergileri açısından ise vade tarihi 30/04/2009’dur. Bu hususlar dikkate alındığında, davacının söz konusu dönemde kanuni temsilci sıfatı olmadığından sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmış olup dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk görülmemiştir.
Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle ödeme emirlerini iptal etmiştir.
Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 26/02/2020 tarih ve E:2016/16372, K:2020/1011 sayılı kararı:
Davacı tarafından, şirketteki hissesini 01/08/2008 tarihinde devrettiği ve müdürlük görevine de son verildiği, bu hususun Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde de yayımlandığı belirtilerek dava konusu ödeme emirleri içeriği amme alacağından sorumlu olmadığı iddia edilmiş ise de, davacının 31/07/2008 tarihine kadar olan dönemde kanuni temsilcilik sıfatının bulunduğunun kabulü gerekmektedir. 31/07/2008 tarihine kadar olan dönemde şirketin vergi borçlarından sorumlu tutulabilmesi için ise öncelikle şirket ile ilgili takip işlemleri usulüne uygun şekilde tamamlanmış olmalıdır.
Bu durumda, Vergi Mahkemesince, dava konusu ödeme emirleri içeriği amme alacağı ile ilgili olarak asıl borçlu şirket adına ödeme emri düzenlenip düzenlenmediği, düzenlendi ise usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, akabinde malvarlığı araştırması yapılıp yapılmadığı hususları araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mezkûr gerekçeyle verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.
Daire bu gerekçeyle kararı bozmuştur.
… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararı:
16/01/2002 tarih ve 5466 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilânına göre davacı, 03/01/2002 tarihli hisse devri sözleşmesi ile şirkete ortak olmuş ve 10 yıllığına şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atanmıştır. 15/07/2008 tarihli ilâna göre ise 10/06/2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılmış ve müdürlük görevi de sona erdirilmiştir.
Buna göre davacının kanuni temsilci ve ortak olarak sorumluluğu 03/01/2002-10/06/2008 tarihleri arasında olup bunun haricindeki dönemler yönünden davacının sorumluluğuna gidilmesi mümkün bulunmamaktadır. Zira, kanuni temsilcilerin veya şirket ortaklarının kısmen sorumlu olduğu dönemler, kıst dönem özelliğini haiz olup dönem itibariyle birden fazla ayı içerip kendi içinde ayrılma imkânı olmayan gelir (stopaj) vergisi, geçici vergi, gelir/kurumlar vergisi gibi vergiler ile bu vergilerin beyanı üzerine tahakkuk eden damga vergileri veya birden fazla dönemi içeren cezalara ilişkin amme alacakları yönünden vergiyi doğuran olayın (davalı idarece aksine bir belge sunulmaması halinde), kıst hesap dönemi içinde ama davacının sorumlu olmadığı tarihte meydana geldiğinin kabul edilmesi hukuka ve hakkaniyete uygun olacaktır.
Vergi mahkemesi, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeye ek olarak bu gerekçeyle ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu belirtilerek aksi yöndeki gerekçeyle verilen ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘NİN DÜŞÜNCESİ: 01/01/2008-10/06/2008 tarihleri arasında kanuni temsilci sıfatını haiz olan davacı adına, anılan tarihlere isabet eden kıst döneme ilişkin amme alacağının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, dava konusu ödeme emirlerinin diğer yönlerden hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilerek yeniden bir karar verilmek üzere ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Amme alacağının asıl borçlusu … Yapı Malzemeleri İnşaat Turizm Nakliyat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin 2008 yılına ait kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve damga vergisi borçlarının şirketten tahsili olanağı kalmadığından bahisle davacı adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10 ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddeleri dayanak gösterilerek kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlenmiş ve anılan ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
16/01/2002 tarih ve 5466 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 03/01/2002 tarihli ortaklar kurulu kararıyla on yıllığına şirket müdürü olarak görevlendirilen davacı, 15/07/2008 tarih ve 7105 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 01/07/2008 tarihli ortaklar kurulu kararına göre noterlikçe düzenlenen 10/06/2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılmış ve müdürlükten azledilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Davacının hisselerini devrettiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 540 ilâ 548. maddelerinde limited şirketin yönetim ve temsil organı olan müdürler hakkındaki düzenlemelere yer verilmiş; 540. maddesinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği belirtilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Mükellefin Ödevleri” başlıklı ikinci kitabında mükelleflerce yerine getirilmesi gereken ödevler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş, “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen ve kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı ifade edilmiştir.
Diğer taraftan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6. maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasında hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kanuni temsilcilerin ödevini ve bu ödevlerin yerine getirilmemesi halinde sorumluluklarını düzenleyen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcinin takip edilebilmesi için öncelikle asıl borçlu tüzel kişilik adına hukuka uygun olarak yapılmış bir vergilendirme bulunması, bu vergilendirmenin kesinleşmesi ve tüzel kişiden usulüne uygun şekilde aranmasına karşın borcun tamamı veya bir kısmının tahsil edilememiş olması, ayrıca söz konusu borcun kanuni temsilcinin üzerine düşen ödevleri yerine getirmemesinden kaynaklanması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, amme alacağının asıl borçlusu … Yapı Malzemeleri İnşaat Turizm Nakliyat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin 2008 yılına ait kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve damga vergisi borçlarının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirleri düzenlenmiştir.
Türü itibarıyla gelir üzerinden alınan bir kazanç vergisi olan kurumlar vergisi kural olarak, bir takvim yılını kapsayan hesap döneminin sonuçlarını içeren beyanname üzerine tarh edilmektedir. Mükelleflerce beyan dışı bırakılan bir hususun vergi idaresince tespit edilmesi halinde ikmalen, re’sen veya idarece tarh yoluyla da vergi tarhiyatı yapılabilmektedir.
Kurumlar vergisi, bir takvim yılını kapsayan hesap döneminin tamamı üzerinden hesaplansa da, verginin matrahını oluşturan safi kurum kazancına ilişkin iş veya işlemler takvim yılı içerisinde farklı zamanlarda gerçekleşebilmektedir. Dolayısıyla, hesap döneminin tamamında olmasa dahi söz konusu iş veya işlemlerin gerçekleştirildiği tarih itibarıyla kanuni temsilci sıfatını haiz olunması, vergi ve buna bağlı alacaklardan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde sorumlu tutulmayı gerektirmektedir.
16/01/2002 tarih ve 5466 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 03/01/2002 tarihli ortaklar kurulu kararıyla on yıllığına şirket müdürü olarak görevlendirilen davacı, 15/07/2008 tarih ve 7105 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilen 01/07/2008 tarihli ortaklar kurulu kararına göre noterlikçe düzenlenen 10/06/2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılmış ve müdürlükten azledilmiştir.
Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın ve buna bağlı olarak temsil yetkisinin sona ermesinin tescil ve ilânı, kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı mahiyettedir. Dolayısıyla, noterlikçe düzenlenen 10/06/2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılan davacının, kanuni temsilcilik sıfatı da bu tarih itibarıyla sona ermiştir.
Bu durumda, 01/01/2008-10/06/2008 tarihleri arasında kanuni temsilci sıfatını haiz olan davacı adına, anılan tarih aralığına isabet eden kıst döneme ilişkin amme alacağının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, dava konusu ödeme emirlerinin diğer yönlerden hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalının temyiz isteminin KABULÜNE,
2- … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/10/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

Bir Cevap Yazın