Vekalet ücretinin avukatlık ücret sözleşmesinde belirtilen tarihte ödenmemesi üzerine avukatın istifa etmesi haklı bir istifadır.

Vekalet Ücretinin Ödenmemesi – Avukatın Haklı İstifası

Avukatlık ücret sözleşmesinde 500.000 USD vekalet ücretinin 10.12.2006 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmasına rağmen vekalet ücretinin 10.12.2006 tarihinde ödenmemesi üzerine avukatın istifa etmesi haklı bir istifadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2022/445 Esas 2023/440 Karar

➡️ HGK ; Sözleşmeden doğan avukatlık ücretine ‘Akdi Vekâlet Ücreti’, yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretine ise ‘Yasal Vekâlet Ücreti’ ya da ‘Karşı Taraf Vekâlet Ücreti’ denilmektedir.

➡️ Avukatın yürüttüğü icra takibinde, sözleşmeden aksine hüküm yoksa, alacak tahsil edilmeden veya aciz vesikası alınmadan akdi Vekalet Ücreti talep edilemeyeceğinden davacı avukatın muaccel olmayan alacağı için açtığı itirazın iptali davasının reddi gerekir.

Avukatlık Ücreti

  • ÖZET ;

  • UYUŞMAZLIK
  • Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aynı taşınmazlarla ilgili olarak müvekkili … adına takip ettiği birden fazla dava bulunan davacı avukatın yalnızca Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/5 Esas sayılı dosyası yönünden vekillikten istifa ettiğini belirtip devamında o dosyada taşınmazda hak iddiasında bulunan karşı taraf vekili olarak yargılamaya katıldığı olayda, kadastro mahkemesinde görülen dava ile ilgili vekâlet ücreti ödenmediği için yapıldığı ileri sürülen bu istifanın haklı olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre istifa tarihi itibarıyla kesinleşmemiş olan Kemer Kadastro Mahkemesinin 2006/6 Esas sayılı davası yönünden davacının vekâlet ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
  • İVekâlet sözleşmesi, somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386 ncı maddesinin 1 inci fıkrasında “Vekalet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler” şeklinde tanımlanmıştır.
  • Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir. Avukatlık sözleşmesi ise, her iki tarafa borç yükleyen, ücret karşılığında ivazlı nitelikte olan, belli bir hukuki yardımın yapılmasını öngören ve sözleşmenin bir tarafını mutlaka avukatın oluşturduğu sözleşme türüdür.
  • Avukatlık sözleşmesi, sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi avukatın istifası ya da müvekkilin azli ile de sona erebilir.
  • Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesi “Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir. Şu kadar ki münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur” hükmünü içermekte olup vekâlet sözleşmesi vekil ile müvekkil arasında güven unsuruna dayanan bir sözleşme olması nedeniyle yanlar dilediği zaman sözleşme ilişkisine son verebilir.
  • Bu durumda sözleşme ilişkisi devam ederken vekil her zaman istifa edebileceği gibi müvekkil de onu her zaman azletme hakkına sahiptir. İstifa ve azil hakkı tek taraflı ve karşı yana varması gereken irade beyanı ile kullanılır ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği gibi azil ve istifa beyanı kural olarak herhangi bir şekle bağlı değildir.
  • 19. Bu yöndeki bir irade açıklamasında azle yahut istifaya neden olan sebeplerin açıklanması gerekmese de bu husus dava konusu olduğunda azil ve istifa iradesinin haklı bir nedene dayanılarak kullanıldığını ileri süren ve ispat yükü altında olan taraf azil/istifanın haklılığına ilişkin sebep ve delillerini ileri sürebilir.
  • Avukatlık Kanununun 171/1 inci maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2 nci maddesinde düzenlenen “…avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır” hükümleri gereğince avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini talep edemez.
  • Azil ve istifanın haklılığı bilhassa takip edilen iş henüz sonuçlandırılmadan gerçekleştirilmişse önem taşır.
  • Avukatlık Kanunu’nun 174/1 maddesinin “Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret istiyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır ” şeklindeki açık hükmü gereği, vekâletten haklı bir neden olmadan istifa eden avukatın, herhangi bir zarar şartı olmadan da müvekkile karşı sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anılan düzenlemeye göre, haksız olarak işi bırakan, vekaletten istifa eden avukat, ücrete hak kazanamadığı gibi, aksine bir hüküm mevcut değilse aldığı peşin ücretleri, kullanmadığı masraf avanslarını da iş sahibine iade etmek zorundadır.
  • Bununla birlikte haksız azil (Avukatlık Kanunu, m. 174/2) hâlinde olduğu gibi, avukatın haklı olarak vekillikten istifa etmesi durumunda, işe devam etme olanağı mevcut olmadığından, avukat, haklı istifa tarihi itibariyle muaccel olan vekalet ücreti alacağının ödetilmesini talep edebilir.
  • Gerek istifa gerekse azilde avukatın ücreti hak edip etmediği yönündeki bir değerlendirmede esas alınan haklı sebep kavramı kanunda tanımlanmamıştır. Azlin yahut istifanın haklı olup olmadığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4 üncü maddesi çerçevesinde hâkim tarafından belirlenir. Söz konusu belirlemede hâkim somut olayın özellikleri ve dürüstlük kuralına göre (TMK m.2) sözleşme ile bağlı kalmanın taraflar için çekilmez hâle gelip gelmediğini göz önünde bulundurur.
  • Somut olayda taraflar arasındaki anlaşmazlığın ortaya konulabilmesi için öncelikle davacı avukat ile müteveffa … arasındaki sözleşme ilişkisinin ve devamında vekâlet ücreti iddiasına konu davadaki yargısal sürecin aktarılması gerekir.
  • Vekâlet ücreti istemine konu dava olan müteveffa … ve diğer on sekiz kişi 20.09.1977 tarihinde bir kısım taşınmazlar için açtıkları kadastro tespitine itiraz davası yargılaması Kemer Kadastro Mahkemesinin 1995/140 Esas sayılı dava dosyası üzerinden devam ederken, davacı avukat … 02.02.2000 tarihli vekâletnameyi sunarak … vekili olarak yargılamaya katılmıştır. Daha sonra … ve … arasında 01.07.2003 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalanmış ve bahsi geçen kadastro tespitine itiraz davasındaki hukuki yardımın karşılığı olarak 500.000USD vekâlet ücretinin 10.12.2006 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Yargılamaya 2007 yılından itibaren … vekili olarak hem davacı hem de dava dışı bir başka avukat iştirak etmiştir. Kadastro Mahkemesi bozma sonrası verdiği 14.09.2007 tarihli, 2006/6 Esas, 2007/14 Karar sayılı kararla dava konusu taşınmazların bir kısmının … adına tesciline karar verilmiştir. … lehine kısmen kabul yönündeki bu karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 15.05.2009 tarihinde onanmış, karşı tarafın karar düzeltme talepleri ise 29.12.2009 tarihinde reddedilmiş ve karar bu suretle kesinleşmiştir.
  • Kadastro mahkemesindeki yargılamada … adına tescil kararı verilmesi üzerine söz konusu taşınmazlarda hak iddiasında bulunan Vehbi Acun mirasçıları 27.12.2007 tarihinde tapu iptal ve tescil davası açmış, Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/5 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan bu yargılamada … davalı … vekili olarak yer almışsa da 11.06.2009 havale tarihli dilekçe ile “Gördüğümüz lüzum üzerine” şeklindeki açıklamayla … vekilliğinden istifa etmiştir.
  • Yine kadastro mahkemesindeki tescil kararının akabinde … … isimli kişi de taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak … hakkında 03.12.2008 tarihinde Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/609 Esas sayılı dosyasında görülen tapu iptal ve tescil davasını açmıştır. Bu kişi taşınmazda hak sahibi olduğu ve aynı yerle ilgili dava açtığını belirterek 2008/5 Esas Sayılı dosyada 02.06.2009 tarihinde müdahale talebinde bulunmuştur.
  • 24.04.2009 tarihinde … … isimli bu kişiden vekâletname almış ve kadastro mahkemesinin … lehine tescil yönündeki kararının onanmasından sonra 11.02.2010 tarihli duruşmadan itibaren (…’dan bu yerleri taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle satın almış olduğunu iddia eden) … … vekili olarak (daha önceden … vekili olup istifa ettiği) 2008/5 Esas sayılı dava dosyasına katılmıştır.
  • Davacı direnmeye konu dava ile; kadastro mahkemesindeki yargılamada görevini başarıyla tamamlamasına rağmen avukatlık ücret sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödenmediğini ileri sürmüş ve bu bedelin tahsili yönünde başlattığı takibe vâki itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf ise avukatın görevini gereği gibi yerine getirmediği gibi kendisiyle menfaat çatışması olan karşı tarafın avukatlığını üstlendiğini, ayrıca sözleşme altındaki imzanın kendilerine ait olmadığını, bu nedenlerle vekâlet ücreti borcunun bulunmadığını savunmuştur.
  • Sözleşme altındaki imzanın …’a ait olduğunu tespit eden Mahkeme 23.06.2014 tarihinde verdiği ilk kararla; 2008/5 Esas sayılı dosyada davacı lehine yukarıda yazılı gerekçeyle kısmen kabul kararı vermiş ve her iki tarafın temyizi üzerine Özel Daire somut olay yönünden avukatın istifasının haklı olup olmadığının usule uygun şekilde tespit edilmesinden sonra ücrete hak kazanılıp kazanılmadığının tespit edilmesi gerektiği yönünde hükmü bozmuştur. Mahkeme bu bozmaya uymuş ve 2008/5 Esas sayılı dosyadaki istifanın kadastro mahkemesindeki vekâlet ücreti talebine konu davaya da sirayet ettiğini, vekâlet ilişkisinin bir bütün olduğunu benimsemiştir.
  • Bu suretle, takip edilen diğer dava dosyasındaki istifanın eldeki davaya konu iş yönünden de geçerli olduğunun Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz olduğu belirlendikten sonra, istifa anında ücret iddiasına konu dava henüz kesinleşmemiş olduğundan gerek vekâletten istifa ile ilgili olarak yukarıda yapılan genel açıklamalar gerekse somut olaya ilişkin olarak yapılan tespitler ışığında istifanın haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
  • Davacı avukat istifa nedeni olarak vekâlet ücretinin süresinde ödenmemesi sebebine dayandığından gelinen aşamada ücret borcunun muaccel hâle gelip gelmediği hususu tartışılmalıdır. Zira avukatın ücret alacağı taraflar arasındaki sözleşmenin kurulmasıyla birlikte doğmakta ise de alacağın istenilebilir hâle gelmesi için ödeme zamanın gelmesi yani muaccel olması gerekir.
  • Avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olduğunu düzenleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 73 üncü maddesindeki (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, m 62) davaya vekâletin hüküm kesinleşinceye kadar avukata davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapma yetkisi veren düzenlemesi, Avukatlık Kanunu’nun 171/1 inci maddesindeki avukatın işi sonuna kadar takip zorunluluğu kuralı ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2 nci maddesinde yer alan, ücretin, kesin hüküm elde edinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığı olduğu şeklindeki belirleme karşısında, avukatlık ücretinin kural olarak üstlenilen işin bitmesi ile muaccel olduğunun kabulü gerekir. Kural bu olmakla birlikte, taraflar arasında yapılan sözleşmede, ücretin ne zaman isteneceği konusunda özel düzenleme yapılmış olabilir zira bu yönde sözleşme yapmayı yasaklayan bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Bu yöndeki bir sözleşmeyle taraflar vekâlet ücreti için ödeme günü kararlaştırmışsa ücret sözleşmede belirtilen günde muaccel hâle gelecektir.
  • Tüm bu açıklamalar ışığında Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlık incelendiğinde; taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesinde kadastro mahkemesinde görülen dava için 500.000 USD vekâlet ücretinin 10.12.2006 tarihinde ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığı ve belirlenen vadede ücretin ödenmediği çekişmesizdir.
  • Taraflar sözleşmeyle yüklendikleri edimlerle bağlıdır. Sözleşmede kararlaştırılan tarihte davalının avukatlık ücretini ödeme borcu muaccel hâle gelmiştir. Avukatın sözleşmeye uygun şekilde ücret ödemesinin yapılmaması nedeniyle istifa etmesi bu nedenle haklı bir istifadır.
  • Davalı, davacı avukatın takip ettiği dava konusu iş kendisi lehine sonuçlandıktan ve vekâlet ücreti borcu çekişme konusu olduktan sonra avukatın söz konusu yargılama işini gereği gibi ifa etmediği savunmasında bulunmuştur. Ne var ki bu gerekçeye dayanarak bir azil iradesi ortaya koymamıştır ve vekâlet sözleşmesi davacı avukatın istifasıyla sona ermiştir. Gerek davalı savunmasında gerekse Mahkeme gerekçesinde davacının menfaat çatışması olan kişinin avukatlığını üstlenerek güven sarstığı ve bu nedenle de ücrete hak kazanamayacağı belirtilmiştir. Oysa, istifadan sonraki dönemde tezahür eden hususlar muaccel olmuş dava konusu alacağa tesir etmeyeceği gibi aynı davada karşı tarafın vekilliğinin üstlenildiği 2008/5 Esas sayılı dosya yönünden davacının vekâlet ücretine hak kazanıp kazanımadığı hususu eldeki davanın konusu değildir. Hâl böyle olunca Özel Daire kararında da belirtildiği üzere kadastro mahkemesindeki dava yönünden istifanın haklı olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekir.

SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top