• Davacı şirket aleyhine davalı tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı ödeme yapılmadan önce kanun yoluna başvurulması ve Sulh Ceza Mahkemesince idari para cezasının yeniden belirlenmesi karşısında mahkemece belirlenen bu miktarı mahkeme kararına itiraz süresi olan 7 günlük süre içerisinde ödeyen davacının 5326 sayılı Kanunun 17/6 maddesinde öngörülen indirimli ödeme imkânından yararlanabilir.
  • İdari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesine başvurulmasının tahsil işlemlerini durdurmadığı, idari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçünün tahsil edileceği, peşin ödemenin kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemediği, diğer bir anlatımla, para cezasına karşı kanun yoluna başvurmadan önce ödeme yapılmasının ve sonrasında başvuruda bulunulmasının ilgilinin bu haktan yararlanması için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Peşin ödeme indiriminden faydalanılmasının ön koşulu yargı yoluna başvurmadan idari para cezasının ödenmesidir.
  • Böylece hem idari işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı ilkesine uygun düzenleme yapılmış hem de Kurum tarafından aleyhine para cezası düzenlenen tarafa bir imkân tanınmış olup erken ödeme teşvik edilerek para cezasının bir an önce Hazineye aktarılması amaçlanmıştır.
  • Kabahatler Kanunu’nda peşin ödemenin kanun yoluna başvurma hakkını engellemeyeceği açık bir şekilde düzenlendiği gibi kanun yoluna başvuru hâlinde faydalanılan peşin ödeme indiriminin iptal edileceği yönünde bir kurala da yer verilmemiş olmakla, peşin ödeme indirimi düzenlemesi kişilerin hak arama hürriyetine aykırılık sonucunu doğurmamaktadır.
  • Davacıya tebliğ edilen 20.09.2010 tarihli borç bildirim belgesinde ödeme şekli, peşin ödeme indiriminin uygulanma süresi, itiraz hakkı, itiraz edilecek mercii ile süresinin de belirtildiği dikkate alındığında davacıya gerekli bilgilendirmenin yapıldığı ve davacının idari para cezasının işleyişine yönelik süreç hakkında aydınlatıldığı anlaşılmakla hak arama özgürlüğünün zedelendiğinden de söz edilemez.

Karar İçeriği
Hukuk Genel Kurulu

2017/1329 E. , 2020/1040 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 25.04.2012 tarihli dava dilekçesinde; davalı … (Kurum) tarafından müvekkili şirket aleyhine düzenlenen 76.643,00TL idari para cezasına itiraz ettiklerini, Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2011 tarih ve 2010/1302 değişik iş sayılı kararı ile itirazın 39.725,00TL için kabul edildiğini, müvekkili şirket tarafından 09.06.2011 tarihli dilekçe ile gerekçeli sulh ceza mahkemesi kararı eklenerek, kurulan hüküm gereği davaya konu para cezasının peşin ödeme indirimi yapılarak ödenmesi için davalı Kuruma başvurulduğunu, Kurumun bu başvuruya 10.06.2011 tarihli yazı ile bakiye miktar olan 36.918,00TL para cezasının 7 gün içinde ödenmesi ve peşin ödeme indirimi yapılmayacağı şeklinde cevap verdiğini, bunun üzerine müvekkilinin 7 günlük süre içerisinde para cezasının tamamını 21.06.2011 tarihinde ihtirazı kayıtla ödediğini, düzenlenen ilk idari para cezasına yapılan itirazın kabulü ile idari para cezasının kısmen iptal edilerek geçersiz hâle geldiğini, mahkeme hükmü gereği tespit edilen miktarın da yapılan tebliğ üzerine 7 gün içerisinde ödendiğini, yeni tahakkuk eden para cezasını peşin ödeyen müvekkiline peşin ödeme indirimi uygulanması gerekirken fazla tahsilât yapıldığını ileri sürerek peşin ödeme indirim tutarı olan 9.229,50TL’nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı vekili 27.06.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacı hakkında düzenlenen idari para cezasına ilişkin 20.09.2010 tarihli ve 151627 sayılı bildirim yazısının davacıya tebliğ edildiğini, yazı içeriğinde davacıya Sulh Ceza Mahkemesine başvuru veya idari para cezasının tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde ödenmesi hâlinde peşin ödeme indirimi uygulanacağı şeklinde seçimlik haklar tanındığını, davacının da bu seçimlik haklardan Sulh Ceza Mahkemesine başvuru hakkını kullandığını, davacı hakkında tesis edilen idari para cezasının kesinleşmesi beklenen bir ceza olmadığı gibi itiraz edilmesinin sürelerin işlemesini de durdurmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin İlk Kararı:
  3. Ankara 4. İş Mahkemesinin 15.11.2012 tarihli ve 2012/518 E., 2012/1809 K. sayılı kararı ile; davaya bakma görevinin genel mahkemelere ait olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine ve kararın kesinleşmesini takiben dosyanın görevli Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
  4. Mahkemece verilen bu kararın taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya görevli ve yetkili Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı:
  5. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2013 tarihli ve 2012/626 E., 2013/166 K. sayılı kararı ile; davalının idari para cezasını yanlış hesapladığı, davacının da kanuni hakkına dayanarak itiraz ettiği ve itirazında haklı görülerek alacağın daha az olduğuna karar verildiği, mahkemece hesaplanan borcu davacının peşin ödediği, bir kimsenin ceza mahkemesine itiraz etme hakkını kullanmasının bir kusur gibi değerlendirilemeyeceği bu nedenlerle peşin ödeme indirimden faydalanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  7. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 13.05.2014 tarihli ve 2013/12225 E., 2014/7630 K. sayılı karar ile; “……5326 sayılı Kabahatler Kanunu 17/6. maddesinde, kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisinin gerçekleştireceği, idarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçünün tahsil edileceği ve peşin ödemenin, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemeyeceğine dair düzenleme getirilmiştir. Yasanın açık hükmünden de anlaşılacağı üzere peşin ödeme indiriminin ön şartı kanun yoluna başvurulmamış olmasıdır.
    Davaya konu olayda; davacı önce tahakkuk ettirilen idari para cezasına karşı itiraz kanun yoluna başvurmuş, sonrasında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından belirlenen miktarı peşin ödeyerek peşin ödeme indirimi talebinde bulunmuştur.
    Şu halde peşin ödeme indirimi için yasanın aradığı ön koşul gerçekleşmemiş olduğundan açılan davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir….” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  8. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/543 E., 2014/675 K. sayılı kararı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17/6 maddesinin hak arama hürriyetini engellediği, davalının peşin ödeme indirimi yapmamakta şeklen haklı ancak hukuken haklı olmadığı, hem fahiş hesap hatası yapıldığı hem de davacının hatalı cezayı ödedikten sonra hak arama yoluna gidebileceği gerekçesi ile peşin ödeme indirimi uygulanmadığı, hukukun açık ihlali karşısında kendisinden hakkaniyete uygun olmayan para cezasını ödemesi istenen davacının temel hak ve hürriyetlerden olan hak arama hürriyetini kullanmasının cezalandırıldığı, İdarenin hak ve yetkilerini kullanırken titiz olmasının beklendiği, para cezası hesaplamasında titizlik göstermeyip mükellefin Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmeden para cezasını ödemesini beklemenin hukuk devleti anlayışına uygun düşmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir
    Direnme Kararının Temyizi:
  9. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı şirket aleyhine davalı tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı ödeme yapılmadan önce kanun yoluna başvurulması ve Sulh Ceza Mahkemesince idari para cezasının yeniden belirlenmesi karşısında mahkemece belirlenen bu miktarı mahkeme kararına itiraz süresi olan 7 günlük süre içerisinde ödeyen davacının 5326 sayılı Kanunun 17/6 maddesinde öngörülen indirimli ödeme imkânından yararlanıp yararlanmayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. İdari para yaptırımları, yasada açıkça öngörülen idari ihlaller nedeniyle, bir yargı kararına gerek olmadan, yasanın doğrudan doğruya idari mercilerce karar verebileceğine izin verdiği ve bir miktar paranın alınması sonucunu doğuran idari yaptırım türüdür. Toplumun dirlik, esenlik ve sağlığını korumak, kollamak ve tedbirler almak şeklindeki kamusal faaliyetlerin icrası sırasında, idari organlara tanınan üstün bir yetkidir (Oğurlu, Y.: İdari Yaptırımlar Karşısında Yargısal Korunma,1. Baskı, Ankara, 2000, s.34, s.88).
  2. Bu genel tanımdan sonra uyuşmazlığın çözümü için yasal mevzuatın incelenmesinde yarar vardır.
  3. 4857 sayılı İş Kanununun (4857 sayılı Kanun/İK) “İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar” başlıklı 108. maddesi ;
    “Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. (Değişik ikinci cümle: 13/2/2011-6111/79 md.) 101 inci ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır.” şeklindedir.
  4. 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un (4904 sayılı Kanun) “İdari para cezaları” başlıklı 20/son maddesi ;
    “Bu Kanunda düzenlenen idari para cezaları, Kurum ile çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerince verilir, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre Kurumca tahsil edilir ve Kurum bütçesine gelir kaydedilir. Tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizi ile birlikte tahsil edilir. Kanun yoluna başvurulması, idari para cezalarının takip ve tahsilini durdurmaz. İdari para cezaları hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
  5. Gerek 4857 sayılı Kanun da gerekse de 4904 sayılı Kanunda atıf yapılan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun/ Kabahatler Kanunu) “İdari para cezası” başlıklı 17. maddesi ise;
    “ (1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir.
    (2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.
    (3) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen idarî para cezalarının ilgili kanunlarında 1/6/2005 tarihinden sonra belirlenen oranın dışındaki kısmı ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idarî para cezaları Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Sosyal güvenlik kurumları ile mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları kendi bütçelerine gelir kaydedilir. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen idarî para cezaları ise, ilgili kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının verdiği para cezaları, kendi kanunlarındaki hükümlere tâbidir. Kişinin ekonomik durumunun müsait olmaması halinde, idarî para cezasının, ilk taksitinin peşin ödenmesi koşuluyla, bir yıl içinde ve dört eşit taksit halinde ödenmesine karar verilebilir. Taksitlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesi halinde, idarî para cezasının kalan kısmının tamamı tahsil edilir.
    (4) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararlar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderilir. Sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında aksine hüküm bulunmadığı takdirde, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendileri tarafından tahsil olunur. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen ve Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gerekmeyen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında özel hüküm bulunmadığı takdirde genel hükümlere göre tahsil olunur.
    (5) İdarî para cezası tamamen tahsil edildikten itibaren en geç bir ay içinde durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirilir.
    (6) Kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilâtını derhal kendisi gerçekleştirir. İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.
    (7) İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
  6. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir.
  7. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
  8. Bütün idari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlanmaktadır. Bu şekilde idari işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlanması, idari yaptırımlara da bu karinenin uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bir idari yaptırım kararının alınması ve uygulanması da kural olarak hukuka uygunluk karinesinden istifade etmektedir (Kurt, H.:İdari Yaptırımlara Karşı Güvenceler,Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVIII, Y. 2014, Sa. 1, s. 133).
  9. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesine başvurulmasının tahsil işlemlerini durdurmadığı, idari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçünün tahsil edileceği, peşin ödemenin kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemediği, diğer bir anlatımla, para cezasına karşı kanun yoluna başvurmadan önce ödeme yapılmasının ve sonrasında başvuruda bulunulmasının ilgilinin bu haktan yararlanması için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Peşin ödeme indiriminden faydalanılmasının ön koşulu yargı yoluna başvurmadan idari para cezasının ödenmesidir.
  10. Böylece hem idari işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı ilkesine uygun düzenleme yapılmış hem de Kurum tarafından aleyhine para cezası düzenlenen tarafa bir imkân tanınmış olup erken ödeme teşvik edilerek para cezasının bir an önce Hazineye aktarılması amaçlanmıştır.
  11. Kabahatler Kanunu’nda peşin ödemenin kanun yoluna başvurma hakkını engellemeyeceği açık bir şekilde düzenlendiği gibi kanun yoluna başvuru hâlinde faydalanılan peşin ödeme indiriminin iptal edileceği yönünde bir kurala da yer verilmemiş olmakla, peşin ödeme indirimi düzenlemesi kişilerin hak arama hürriyetine aykırılık sonucunu doğurmamaktadır.
  12. Davacıya tebliğ edilen 20.09.2010 tarihli borç bildirim belgesinde ödeme şekli, peşin ödeme indiriminin uygulanma süresi, itiraz hakkı, itiraz edilecek mercii ile süresinin de belirtildiği dikkate alındığında davacıya gerekli bilgilendirmenin yapıldığı ve davacının idari para cezasının işleyişine yönelik süreç hakkında aydınlatıldığı anlaşılmakla hak arama özgürlüğünün zedelendiğinden de söz edilemez.
  13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 5326 sayılı Kanun’un 28. maddesinin ilk hâlinde itiraz edilen idari yaptırım kararına karşı mahkemece başvurunun reddine ya da idari yaptırım kararının kaldırılmasına şeklinde iki türlü karar verebileceğinin düzenlendiği, daha sonra ek 9. madde ile idari para cezasının miktarında değişiklik yaparak başvurunun kabulüne karar verileceği şeklinde düzenlemeye de yer verildiği, bu düzenlemelere göre idari para cezasına itiraz sonucunda miktar değişikliği yapılarak itirazın kabulüne karar verildiğinde mahkeme hükmü ile yeni bir ceza doğduğu, Devletin temsilcisi idarenin kusuru ile yaptığı hesap hatasının korunmaması ve mahkemece verilen iptal kararı ile yeni bir süreç başlaması gerektiği, iptal kararına itiraz edilmeyerek belirlenen miktarın itiraz süresi olan 7 günlük süre içerisinde ödendiği dikkate alındığında davacının peşin ödeme indiriminden yararlanmasının eşitlik ilkesine uygun olacağı, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşünün yanı sıra 5326 sayılı Kanunun 17/6. maddesindeki düzenlemenin temel haklardan biri olan hak arama özgürlüğü kapsamında hak arayanının elde ettiği hakkı ortadan kaldırdığı ve hak arayan ile aramayan arasında ayrım yaptığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. ve 14. maddeleri, Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslarası Sözleşmesinin 2. maddesi ile Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılık teşkil ettiği, temel haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme ile iç hukuk hükümlerinin çatışması hâlinde Anayasanın 90/son hükmü uyarınca sözleşme hükümleri esas alınması gerektiği, somut uyuşmazlıkta AİHS ile Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin uygulanması hâlinde hak arama özgürlüğünü kullanan ve hak aradığı içinde haklı çıkan davacının peşin ödeme indiriminden yararlandırılması gerektiği, direnme kararının bu nedenlerle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
  14. Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 26.04.2012 yerine 11.12.2012 olarak gösterilmiş ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir maddi hata olarak kabul edilmiştir.
  15. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen geçici 3. maddeye göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

4904 sayılı Türkiye İş Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 20/son maddesine göre; Bu Kanunda düzenlenen idari para cezaları, Kurum ile çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerince verilir, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre Kurumca tahsil edilir ve Kurum bütçesine gelir kaydedilir. Tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizi ile birlikte tahsil edilir. Kanun yoluna başvurulması, idari para cezalarının takip ve tahsilini durdurmaz. İdari para cezaları hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.
Atıf yapılan 5326 sayılı Kabahatler Kanunundaki ilgili düzenlemeler ise şöyledir:
Kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisi gerçekleştirir. İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez. (17/6)
İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. (27/1)
Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idari yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idari yaptırım kararı verilen tarafın kanuni temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar (28/7).
Mahkeme, son karar olarak idari yaptırım kararının; a) Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”, b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, “idari yaptırım kararının kaldırılmasına” karar verir (28/8).
İdari para cezasının alt ve üst sınırının kanunda gösterildiği kabahatler dolayısıyla verilmiş idari para cezasına karşı başvuruda bulunulması hâlinde, mahkeme idari para cezasının miktarında değişiklik yaparak da başvurunun kabulüne karar verebilir (28/9).
“Üçbin” Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir (28/10).
Mahkemenin verdiği son karara karşı, “Ceza Muhakemesi Kanununa göre” itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır (29/1).
İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (29/2)
Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir (29/3).
Bu kuralların birlikte değerlendirilmesi sonucu idarece verilen idari para cezası mahkemece kaldırılmamış veya değiştirilmemiş ise bu miktarı itiraz süresi içinde yatırmayan kişi peşin ödeme indiriminden yararlanamayacaktır. Çünkü itirazında haklı olmayan kişi için ileride mahkemece verilecek red kararından sonra yeniden peşin ödeme başvurusu yapabilmesi mümkün değildir. İtirazı kabul edilerek ceza miktarı indirilen kişi için ise idarenin hatalı işlem yaptığı ve verilen cezanın doğru olmadığı mahkeme kararı ile anlaşılmış olduğundan bu mahkeme kararına karşı itiraz süresi içinde bu miktarı ödemesi hâlinde peşin ödeme indiriminden yararlanması gerektiği kabul edilmelidir. Zira kişi için olması gereken doğru ceza miktarı bu mahkeme kararı ile belirlenmiş ve hükmedilmiş olduğundan 4904 sayılı 17/6. maddedeki peşin ödeme indirimi için sürenin doğru ceza miktarının belirlendiği mahkeme kararının tebliğ tarihinden başlatılması ve itiraz süresi içinde yatırılması hâlinde de ¼ peşin ödeme indiriminden yararlandırılması gerekir. Anayasada açıkça düzenlenen ve ceza hukukunun temel prensiplerinden olan Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi de bu sonucu gerektirir. Aksi bir yorum, kişinin belki ödeme gücünün çok üstünde olan haketmediği bir miktarı yatırmaya zorlanması ve yatıramaması hâlinde de peşin ödeme indirimi miktarı kadar kişiye ek bir ceza yükletilmesi sonucunu doğuracaktır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde davacıya Türkiye İş Kurumu tarafından 76.643TL idari para cezası verilmiş olup bu karara karşı yapılan itiraz sonucu Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesince verilmesi gereken idari para cezasının 36.918TL olduğu tespit edilerek 39.725TL yönünden itiraz kabul edilmiştir.
Mahkemenin verdiği bu karara karşı itiraz yolu açık olup itiraz süresi içinde Sulh Ceza Mahkemesinin belirlediği doğru miktarı yatırmış ancak 1/4 oranında peşin indirimi isteği kabul edilmediğinden ihtirazi kayıtla ödeme yapılmıştır.
Mahkemece itiraz kabul edilerek doğru miktar belirlenmiş olduğuna göre idarece verilen idari para cezasının miktar itibarıyla doğru olmadığı mahkeme kararıyla saptanmış durumdadır. İtiraz kabul edilerek yeni bir miktar saptanmış ve bu karara karşı da itiraz yolu açık olduğuna göre bu karara karşı itiraz yoluna başvurmadan önce kişiye doğru miktarı 1/4 peşin ödeme indiriminden yararlanarak yatırma imkânının tanınması gerekir. Mahkemece verilen direnme kararı bo sonuca uygun olup onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

KARŞI OY

  1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, “davacı şirket aleyhine davalı tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı ödeme yapılmadan önce kanun yoluna başvurulması ve Sulh Ceza Mahkemesince idari para cezasının yeniden belirlenmesi karşısında mahkemece belirlenen bu miktarı mahkeme kararına itiraz süresi olan 7 günlük süre içerisinde ödeyen davacının 5326 sayılı Kanunun 17/6 maddesinde öngörülen indirimli ödeme imkânından yararlanıp yararlanmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
  2. Mahkemece; “davalının idari para cezasını yanlış hesapladığı, davacının kanuni hakkına dayanarak itiraz ettiği ve itirazında haklı görülerek alacağın daha az olduğuna karar verildiği, mahkemece hesaplanan borcu da davacının peşin ödediği, bir kimsenin ceza mahkemesine itiraz etme hakkını kullanmasının bir kusur gibi değerlendirilemeyeceği, indirimden faydalanmasının gerektiği” gerekçesiyle davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Özel Daire tarafından “5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesinde, kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisinin, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilâtını derhal kendisinin gerçekleştireceği, idarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçünün tahsil edileceği ve peşin ödemenin, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemeyeceğine dair düzenleme olduğu, yasanın bu açık hükmünden de anlaşılacağı üzere peşin ödeme indiriminin ön şartının kanun yoluna başvurulmamış olması olduğu, davaya konu olayda ise davacının önce tahakkuk ettirilen idari para cezasına karşı itiraz kanun yoluna başvurduğu, sonrasında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından belirlenen miktarı peşin ödeyerek peşin ödeme indirimi talebinde bulunduğu bu durumda peşin ödeme indirimi için yasanın aradığı ön koşulun gerçekleşmemiş olduğundan davanın reddi yerine kabulünün hatalı olduğu” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
  3. Mahkemece bozma sonrası “5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17/6 m.’sinin hak arama hürriyetini engellediği, davalının peşin ödeme indirimi yapmamakta 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesine göre şeklen haklı ancak hukuken haklı olmadığı, hem fahiş hesap hatası yapıldığı hem de davacının hatalı cezayı ödedikten sonra hak arama yoluna gidebileceği gerekçesi ile peşin ödeme indirimi uygulanmadığı, hukukun açık ihlali karşısında kendisinden hakkaniyete uygun olmayan para cezasını ödemesi istenen davacının, temel hak ve hürriyetlerden olan hak arama hürriyetini kullanması cezalandırıldığı, İdarenin hak ve yetkilerini kullanırken titiz olmasının beklendiği, para cezası hesaplamasında titizlik göstermeyip, mükellefin Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmeden para cezası ödemesinin beklenmesinin hukuk devleti anlayışına uygun düşmediği, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17/6. maddesine rağmen TMK’nun 4. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak önceki kararda direnilmesine” karar verilmiştir.
  4. Direnme kararının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi benimsenerek, “idari para cezası uygulanan davacı şirketin yargı yoluna başvurması nedeni ile Kabahatler Kanunu’nun 17/6 maddesi uyarınca indirimli ödemeden yararlanamayacağı” gerekçesi ile yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
  5. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle AİHS’nin 6. maddesindeki hak arama özgürlüğüne, mahkemeye erişim hakkına ve özellikle hak arayan ile aramayan arasında ayrım yapıldığından eşitlik ilkesine aykırı olduğundan katılınmamıştır.
  6. Hak arama özgürlüğü (Mahkemeye erişim hakkı):
    Bilindiği üzere, hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. Hak arama özgürlüğü, medenî yargılama hukukunda dava hakkı, icra takibi hakkı, hakeme başvuru hakkı gibi yollara başvurabilmeyi ifade etmektedir.
  7. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
  8. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar …konusunda karar verecek olan,…bir mahkeme tarafından davasının …görülmesini istemek hakkına sahiptir…” yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir.
  9. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da “…Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir (Özkan Şen B. No: 2012/791, 07/11/2013, § 52)” şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
  10. Anayasa Mahkemesi 2013/1752 başvuru numaralı kararında “… Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010)..” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
  11. Eşitlik ilkesi (ayrımcılık yasağı):
    Hukukumuzda eşitlik ilkesinin en temel pozitif dayanağı 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 10. maddesi olup, “Kanun önünde eşitlik” başlıklı maddede:
    “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
    (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
    Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
  12. Anayasanın 90/son fıkrasındaki “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesi ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerine, kanun hükümlerine nazaran üstünlük tanınmıştır.
  13. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 2. maddesine göre “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.”. Bildirgenin 7. maddesinde, “Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir. Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici mualeleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.”
  14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) “Ayırım Yasağı” başlıklı 14. maddesinde de “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
  15. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, bu Sözleşmede tanınan hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın, kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder.” düzenlemesi yer almaktadır.
  16. Eşitlik ilkesine ilişkin ulusal ve uluslararası dayanaklara bu şekilde değindikten sonra “eşitlik” kavramını açıklamakta yarar bulunmaktadır.
    Eşitlik, hukuk ve adaletin temel kavramları içinde yer alan ve sosyal devletler açısından vazgeçilmez bir ilkedir. Adaletin eşitlik ilkesinden ayrı düşünülmesi olanaksızdır. Eşitlik ilkesi, aynı durumda bulunan kişiler arasında haklı bir sebep olmaksızın farklı davranılmasını engelleyerek nihai anlamda adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir (Yıldız, G. B./İşverenin Eşit İşlem Yapma Borcu, Ankara 2008, s. 60). Eşitlik ilkesi herkesin her durumda eşit olması anlamına gelmeyip, belirli kişiler veya durumlar için bu ilkeden ayrılınması ve kişiler arasında fark gözetilmesi mümkündür. Ancak eşit kabul edilen kişiler arasında her farklı muamelenin makul kabul edilmesi de mümkün değildir (Karan, U./”Bireysel Başvuru Kararlarında Ayrımcılık Yasağı ve Eşitlik İlkesi”, https://www.anayasa….tr/ media/4440/8.pdf, s.236).
  17. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) göre; “Salt “eşitlik” kavramı, herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki bireylere farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gerekliliği ifade etmektedir. Bu kavramın somutlaştığı Anayasa’nın 10. maddesi “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle”; Sözleşme’nin 14. maddesi ise “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma” dayalı olan farklı muamele şekillerini yasaklamaktadır…” (Aziz Turan, Başvuru No: 2012/1269, Karar Tarihi: 08.05.2014, § 38). Benzeri sebeplere belirtmek gerekir ki temel hak olan kişi hak ve özgürlükleri de girer. Hak arama özgürlüğü de temel hak olduğundan, hakkını arayan ile aramayanı farklı işleme tabi tutmak ayrımcılık olarak kabul edilmelidir.
  18. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 gün ve 2016/(7)22-370 E, 2020/201 K sayılı içtihadında “ücretin icra takibi yapana ödenmeyip, takip yapamayanlara ödenmesi”, temel hak ve hürriyetler arasında yer alan hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından çalışanlar arasında ayırımcılık olarak kabul edilmiştir.
  19. Somut uyuşmazlıkta, davalı kurum tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30. Maddesine muhalefet nedeni ile aynı kanunun cezai hükümleri kapsamında 76.643,00TL idari para cezası kesilmiştir. Davacı şirket 15 günlük itiraz süresi içinde verilen cezanın hatalı olduğunu belirterek Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda kurumun kestiği idari para cezasının hatalı olduğu ve idari para cezasının 36.918,00 L olduğunu tespit etmiş ve bu yönde hüküm kurmuştur. Davacı şirkette bu belirlenen idari para cezasından peşin ödeme nedeni ile ¼ oranında indirimden yararlanmak için talepte bulunmuş, ancak davalı kurum yargı yoluna başvurduğu için bu indirimden yararlanamayacağını belirterek belirlenen idari para cezasını tahsil etmiştir. Davacı şirket indirim miktarının geri iadesi için bu davayı açmıştır.
  20. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan ve indirim hükmü içeren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17/6 maddesine göre “İdari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez”.
  21. Madde düzenlemesi açıkça, idari para cezası için indirimden yararlanmayı kanun yoluna başvurmamaya bağlamıştır. Oysa bu düzenleme belirlenen süre içinde ödeme şartı ile indirim belirleyebilirdi. İndirimden yararlanmayı, kanun yoluna başvurmadan ödemeye bağlamakla, hak arayan ve aynı zamanda somut olayda olduğu gibi haklı çıkan ile hak aramayan arasında açıkça bir ayrım yapılmasına neden olunduğu gibi mahkeme kararı ile belirlenen idari para cezasına indirim uygulanmayarak mahkemenin verdiği kararı etkisizleştirilmektedir. Bu ise açıkça hak arama özgürlüğünün ihlalidir ve mahkeme kararını anlamsız hâle getirmektedir. İdari para cezasına itiraz eden ve kısmen de haklı çıkan tarafın elde ettiği hakkı, indirimden yararlandırmayarak ortadan kaldırmaktır.
  22. Kabahatler Kanunun 17/6 madde düzenlemesi, hak arama özgürlüğü kapsamında hak arayanın elde ettiği hakkı, anlamsız kıldığı için AHİS’nin 6. maddesi ile ve hak arayan ile hak aramayan arasında bu temel hak yönünden ayrım yaptığı için aynı sözleşmenin 14. maddesi ile çatışmaktadır. Aynı zamanda bu düzenleme Anayasa’nın 10 ve 36. maddeleri ile de uyumlu değildir.
  23. Hak arama özgürlüğü temel haklardandır. Temel haklara ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri ile iç hukuk normunun çatışması hâlinde, Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca sözleşme hükümleri esas alınacaktır.
  24. Uyuşmazlıkta AİHS’nin 6, 14 ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2. maddeleri uygulanmalıdır. Hak arama özgürlüğünü kullanan ve hak aradığı içinde haklı çıkan davacının, peşin ödemeden dolayı indirimden yararlandırılması gerekir.
  25. Sonuç olarak, 76.643,00TL idari para cezası kesilen davacı, yargı yoluna başvurmadan ödeme yapsa idi, dörtte üçü olan 57.482,25TL ödemek zorunda kalacaktı. Ancak mahkeme kararı ile idari para cezasının 36.918,00TL olması gerektiği anlaşılmıştır. Bu durumda davacı taraftan yasaya aykırı olarak 20.564,25TL fazladan alınmış olunacaktır. Davacı yargılama sonunda haklı çıktığına ve mahkemece belirlenen idari para cezasını da peşin ödediğine göre ¼ oranındaki indirimden yararlandırılması gerekir.
  26. Yerel mahkemenin direnme kararı sonuç itibari ile isabetlidir. Açıkladığımız gerekçelerle kararın onanmasını düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılınmamıştır.