➡️  Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, ... ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir.

➡️ Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
➡️ Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir.
  • ÖZET;
  • 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “B. Kişiliğin korunması” ” II. Saldırıya karşı” kenar başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
  • “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
  • Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır “
  • ➡️ 6098 sayılı Kanun’un “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” bölüm başlığı altında düzenlenen ” A. Sorumluluk” “I. Genel olarak” kenar başlıklı 49 uncu maddesi şöyledir:
  • ” Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
  • Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
  • ➡️ 6098 sayılı Kanun’un “III. Tazminat” “1. Belirlenmesi” kenar başlıklı 51 inci maddesi şöyledir
  • “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.
  • Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.”
  • ➡️ Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında “Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, … ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır.” denilmiştir.
  • ➡️ Bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de “… her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı…” şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır.
  • ➡️ Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir.
  • ➡️ Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi         

2022/6929 E.  ,  2022/8687 K.

“İçtihat Metni”



BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : … Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : TAZMİNAT


Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkil Şirkette 15.01.2014 tarihinde medikal bölge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının şirket içi tüm elektronik posta yazışma içeriklerinin, Şirketin eski çalışanı olup hâlihazırda dava dışı Matilek Şirketinde çalışan iş arkadaşına gönderdiğinin öğrenildiğini, bunun üzerine davalının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25 inci maddesi kapsamında sona erdirildiğini, davalının sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına aykırı olarak rakip Şirkette çalışmaya başladığını, işten ayrıldıktan donra da davacı Şirket ile ilgili sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 15 inci maddesinde belirtilen hususlara aykırı davranan davalının hukuka aykırı eylemleri sonucunda müvekkili Şirketin zarar gördüğünü, davalının hukuka aykırı eylemi nedeniyle madden ve manen zarar gören müvekkili Şirketin uğradığı zararlara karşılık olmak üzere maddi tazminat ve manevi tazminat alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından gönderildiği iddia edilen elektronik postaların Şirketin resmî hesabından gönderilmiş olduğunu ve davalı tarafından gönderilmediğini, aksi kabul edilse bile gönderilen bilgilerin sır olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının davacı Şirket ile yazılı iş sözleşmesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı Şirketin hangi bilgilerin sır olduğu konusunda bilgilendirilmediğini, davacı Şirketin bu dönemde çalışanlarını toplu hâlde çıkardığını, bir kısmına performans yetersizliği bahanesi uygulanırken davalı gibi birçok çalışana da haksız ithamlarda bulunarak işten çıkartma yolunun seçildiğini, davacı iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu ve müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“…
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan …’e şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibariyle gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, bir an için negatif yönde bir ciro farkı oluştuğu kabul edilse dahi bu farkın davalının, davacı şirkete ait bilgileri arkadaşıyla paylaşmasından mı yoksa piyasa koşullarından mı kaynaklandığının tespitinin mümkün bulunmadığı, bu hususu davacı tarafından somut delillerle ispatlayamadığı, zarar iddiasının objektif kriterlerden uzak ve soyut olduğu anlaşıldığından maddi tazminat yönündeki talebin reddine; manevi tazminat talebi için mahkememizce yapılan değerlendirmede ise davalının yukarıda anılan ve mahkememizce de kabul edilen, davacı şirkete ait ticari bilgileri elektronik posta yolu ile eski çalışan olan arkadaşı ile paylaşmış olması şeklindeki eylemi her ne kadar doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olarak İş Kanununun 25/II-e maddesi kapsamında işveren için haklı nedenle bildirimsiz fesih nedeni kabul edilecek bir davranış ise de, davalının bu eylemi nedeniyle davacı şirkete manevi olarak nasıl bir zarar verdiğinin ispatlanamadığı, bu eylem ile şirketin ticari itibarına zarar verildiği yönünde dosyaya yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı…” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece, zarar miktarının tam olarak belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin maddi gerçekliğe ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda zarar miktarının tam olarak belirlenememesinin ticari hayatın karmaşık yapısı gereği olağan olduğunu, ayrıca bilirkişi raporunda zararın doğmadığına dair bir tespitin de yapılmadığını, davalıya tahsis edilen elektronik posta adresinden, Şirketin iç işleyişişine, müşteri ve ticari sırlarına ait bilgilerin gönderildiğinin dosya içeriği ve bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, söz konusu elektronik posta içeriklerin ticari sır niteliğinde olduklarını, müvekkili Şirkete ait ticari sırların rekabet hâlindeki Şirket çalışanlarıyla paylaşılmış olmasının müvekkilinin zararına olduğunu, işten ayrılan davalının, sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına da aykırı olarak dava dışı rakip Şirkette çalışmaya başladığını ve müvekkili Şirketle ilgili bildiği, sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, ticari sırları ifşa edilen müvekkili Şirketin manen zarar gördüğünü ve bu bağlamda manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kâr elde etmek amacıyla kurulan tüzel kişilerin ticari sırlarının ifşasının kişilik haklarına bir saldırı teşkil ettiğini, bu durumun yargısal içtihatlarla da sabit olduğunu, davalının hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili Şirkete zarar verdiğinin bilirkişi raporuyla da belirlendiğini, yaşadığı ciro kaybında davalının vermiş olduğu zarar miktarının diğer faktörlerle birlikte düşünüldüğünde net olarak tespit edilememiş ise de 6098 sayılı Kanun’un 50 nci maddesi uyarınca uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı işçinin eylemi nedeniyle davacı Şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde yer alan sebeplerle, davanın reddine ilişkin kabulün hatalı olduğunu, istinaf dilekçesinde belirttiği istinaf sebepleri yeterince irdelenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalının eylemi nedeniyle, davacının ticaret sırrının ihlalinden kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır.

2. İlgili Hukuk
1. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “B. Kişiliğin korunması” ” II. Saldırıya karşı”
kenar başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır “

2. 6098 sayılı Kanun’un “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” bölüm başlığı altında düzenlenen ” A. Sorumluluk” “I. Genel olarak” kenar başlıklı 49 uncu maddesi şöyledir:
” Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

3. 6098 sayılı Kanun’un “III. Tazminat” “1. Belirlenmesi” kenar başlıklı 51 inci maddesi şöyledir
“Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.”

3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında “Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, … ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır.” denilmiştir.

3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de “… her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı…” şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır.

3. Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir.

4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.07.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın