• ÖZET:
  • Gerçek Zararın Belirlenmesi-
  • Satışların Emsal Olarak İncelenmesi-
  • Zararın Belirlenmesi-
  • Benzer Nitelikli ve Yüzölçümlü Satışları-
  • Re’sen Emsal Getirtme
  • TMK’nın 1007. maddesine dayalı açılan davalarda taşınmazın değerini belirlemeye yönelik araştırmada Kamulaştırma Kanununda belirtilen hususlar dikkate alınacak olup,
  • Kamulaştırma Kanununun kıymet takdir esaslarını belirten 11. maddesinin 1. fıkrasının arsalara ilişkin (g) bendi uyarınca;
  • arsaların değerinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.
  • Mahkemece 21/6/2007 tarihinden daha evvel olan satışların emsal olarak incelenmesi,
  • emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti,
  • bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi,
  • emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporunun da denetlenmesi,
  • dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilerek tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması ve
  • bilirkişilerce somut emsal alınan taşınmazın uygun emsal olup olmadığı ve tazminata konu taşınmazların, emsal taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu denetlenerek ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi

2019/6133 E. , 2020/2539 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 10/10/2019 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 07/07/2020 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacılar … ve arkadaşları vekili Av. … ve davalı … vekili Av. … geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü
K A R A R

Davacılar vekili, 12/05/2015 havale tarihli dava dilekçesi ile …, …, … köyü 28 (11500 m²), 36(5250 m²), 37 (2070 m²) ve 39 (4750 m²) parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/1156 E. – 2006/121 K. sayılı kararıyla iptal edilerek orman niteliğinde Hazine adına tescillerine karar verildiğini, Türk Medenî Kanununun 1007. maddesinde, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumlu olduğunun düzenlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile tapu iptal kararı tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte 10.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş daha sonra 23/02/2016 tarihli harçlandırdığı dilekçesiyle dava değerini 2.511.383,00 TL olarak ıslah etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 2.511.383,00 TL tazminatın, tapu iptal kararının kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacılara hisseleri oranında ödenmesine karar verilmiş, hüküm davacılar ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmekle bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08/11/2016 gün ve 2016/5642 E. – 2016/10298 K. sayılı bozma kararı özetle; “1) İncelenen dosya kapsamına göre davacılar vekilinin, taşınmazın değerinin düşük belirlendiği yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi gerekmiştir.
2) Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece, değerlendirme tarihi olan, tapu iptaline dair hükmün kesinleştiği 2007 yılı itibarıyla, dava konusu taşınmazların imar planında … turizm alanı ve belediye hizmetlerinden faydalanan yer olması nedeniyle arsa olarak değerlendirilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak; arsa niteliğindeki taşınmazlara, olduğu gibi kullanılması halinde getireceği emsal satışlara göre hesaplanacak değer üzerinden tazminat takdir edilmesi gerekirken, üzerinde otel varmış gibi, 5 yıldızlı otelin % 50 doluluk oranında getireceği gelire göre değerlendirme yapılarak, somut emsalden % 750 daha değerli kabul edilmesi doğru değildir.
Bu nedenle; mahkemece, dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde, yakın zaman içinde satışı yapılan ve benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için taraflara imkan tanınmalı, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmeli, emsal taşınmazların, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili belediye başkanlığı emlak vergi dairesinden istenmeli ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Böylesine bir araştırma, inceleme yapılmadan varsayıma dayalı ifadelerle taşınmazlara değer biçen rapora göre hüküm kurulması isabetsizdir.” şeklindedir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile; 2.509.773,6 TL tazminatın tapu iptal tescil kararının kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm ve davacılar ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 08/05/2018 gün ve 2018/1549 E. – 3574 K. sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Yerel mahkemece yargılamanın sonuçlandırıldığı 28/12/2017 günlü son oturumda kararın “Davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 1.517.340,00 TL tazminatın tapu iptal tescil kararının kesinleşme tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine” biçiminde tefhim olunduğu; gerekçeli kararda ise …”Davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 2.509.773,6 TL tazminatın tapu iptal tescil kararının kesinleşme tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine” şeklinde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Kısa karar ile gerekçeli kararın farklı olması, 10.04.1992 tarih 91/7-92/4 sayılı İBBGK kararına göre mutlak bozma nedenidir. Bu nedenle; yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” denilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabul kısmen reddine, 2509773,06 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından esasa yönelik olarak, davacı tarafından ise davalı lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiş, Dairenin 23/10/2018 gün ve 2018/4937 E. – 6728 K. sayılı kararıyla bozulmuş, taraflarca bozma kararına kaşı karar düzeltme yoluna başvurulmamıştır.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Mahkemece Dairenin araştırmaya yönelik bozma ilamına uyularak karar verilmişse de bozma gerekleri yerine getirilmeden hüküm kurulmuştur.
Şöyle ki bozma kararında yeniden keşif yapılmak sureti ile hüküm kurulması gereğine değinildiği halde önceki bilirkişilerden alınan ek rapor doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Ayrıca hükme esas alınan raporda emsal incelemesi yapılmak sureti ile dava konusu taşınmazın değeri belirlenmiş ise de; bilirkişilerce somut emsal olarak incelenen taşınmaza ilişkin resmi satış akit tablosundan satışın anne ile oğul arasında yapıldığı özel amaçlı satış olduğundan yanıltıcı sonuçlar doğurabileceği düşünülmemiş, emsal olarak incelenen taşınmaza ilişkin imar durumu, düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediği, dava konusu ve emsal taşınmazın değerlendirme tarihine ilişkin m² emlak vergi değerleri araştırılmamış, bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın emsal taşınmaza göre % 750 daha değerli olduğu belirtilmiş ise de; bunun nedeni ayrıntılı olarak açıklanmamış, mahkemece bilirkişi raporu denetlenmeden hüküm kurulmuştur.
TMK’nın 1007. maddesine dayalı açılan davalarda taşınmazın değerini belirlemeye yönelik araştırmada Kamulaştırma Kanununda belirtilen hususlar dikkate alınacak olup, Kamulaştırma Kanununun kıymet takdir esaslarını belirten 11. maddesinin 1. fıkrasının arsalara ilişkin (g) bendi uyarınca arsaların değerinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur. Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekir. Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmazlara yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazların, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili belediye başkanlığı ve tapu müdürlüğünden sorulmalı, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazların değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik ineceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmuş olması doğru değildir.”hususlarına değinilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucu “Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 2.201.431,08 TL tazminatın tapu iptal tescil kararının kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davcılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,karar verilmiş, hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydı orman olduğu gerekçesiyle hükmen iptal edilen taşınmaz nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuşsa da bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Şöyle ki, bilirkişilerce emsal 301 sayılı parselin satış akit tablosu dosyaya getirtilmişse de, emsalin imar durumu, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değeri araştırılmamış ve emsal parsel ile dava konusu taşınmazlar bilirkişilerce şehir haritasında değerlerini etkileyen merkezlere uzaklıkları ile birlikte gösterilmemiştir. Ayrıca bozma kararında daha önce bilirkişilerce somut emsal olarak incelenen taşınmaza ilişkin resmi satış akit tablosundan satışın anne ile oğul arasında yapıldığı özel amaçlı satış olduğundan yanıltıcı sonuçlar doğurabileceği düşünülmediği belirtildiği halde, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da benzer şekilde akraba arasında satışı yapılan 331 parsel emsal alınmış, ayrıca akit tablosunda gösterilen satış değeri 5000 TL iken, 9500 TL olarak kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
O halde mahkemece 21/6/2007 tarihinden dava evvel olan satışların emsal olarak incelenmesi, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporunun da denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilerek tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması ve bilirkişilerce somut emsal alınan taşınmazın uygun emsal olup olmadığı ve tazminata konu taşınmazların, emsal taşınmaza göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu denetlenerek ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz isteminin duruşmalı yapılması nedeni ile Yargıtay’daki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir edilen 2.540,00.-TL vekalet ücretinin davacı yandan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalı Hazineye verilmesine 07/07/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY YAZISI

Dava, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde kalan davacıların murisine ait taşınmazın tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat (TMK md.1007) istemine ilişkindir.
Türk Medenî Kanunun 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücû eder.” Hükmü yer almaktadır.
Davacılar vekili dava dilekçesinde müvekkillerinin murislerinden intikal eden … ili … ilçesi … köyündeki 4 adet taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptal edildiğini ve bu şekilde mülkiyet haklarının ihlal edildiğini bildirerek TMK’nın 1007. maddesi gereğince zararlarının tazminini istemiştir. Taşınmazların bulunduğu yerde 1944 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan orman kadastrosunda davaya konu edilen taşınmazlar orman sınırları içerisinde yer almış, yapılan bu kadastro çalışması ilan edilerek 1944 de kesinleşmiştir. Daha sonra aynı bölgede yapılan ve 1961 yılında kesinleşen tapulama sırasında, orman tahdit sınırları içerisinde bulunan davaya konu bu taşınmazlar, davacıların kök murisi adına tarla niteliği ile tespit edilmiş, itiraz edilmediği için de kesinleşerek tespit gibi tapu kaydı oluşmuştur. Bu taşınmazlar 1985 yılında miras yoluyla davacılara intikal etmiştir. Daha sonra 1994 yılında tapuya orman şerhi konulmuş, Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucunda taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesi ile tapu kaydı iptal edilmiş, bu karar 21.06.2007 tarihinde kesinleşmiş, 12.05.2015 tarihinde de iş bu dava açılmıştır.
Bir yerde tapulama çalışması (arazi kadastrosu) yapılırken, daha önceden yapılmış olan ve kesinleşen orman kadastrosu var ise bu sınırlara riayet edilerek tapulama çalışmasının yapılması gerekir. Tazminata konu olan taşınmaz 1944 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında orman olarak ilan edilip kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan bir yer olduğu sabittir. Ancak buna rağmen aynı yerle ilgili ikinci bir kadastro işlemi yapılmış, davacıların murisi adına tarla niteliği ile tespit yapılmıştır.
Anayasamızın 169. maddesinde; “…Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları Kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz…” hükmü yer almaktadır. Bu hükümde de açıkça yer aldığı üzere ormanların özel mülkiyete konu olması mümkün değildir.
Davaya konu olan taşınmaz, daha önceden ilan edilip ve kesinleşen orman kadastrosuna göre orman niteliğinde olduğundan, özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasamızın hükmü gereğidir. Hem Anayasamızın hükmü ve hem de yapılan arazi kadastrosunun ikinci kadastro niteliğinde olması nedeniyle davacı adına yapılan tespit ve tescil, yolsuz tescil niteliğindedir. Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ve Dairemizin yerleşik uygulamasında bu tür tesciller yok hükmünde kabul edilmektedir.
Her ne kadar şeklen bir tapu kaydı oluşmuş ise de, bu tapu kaydı mülkiyeti kazandıran bir belge niteliğinde değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapu kaydını tereddütsüz bir mülkiyet belgesi olarak kabul etmektedir. Ancak Türk Hukukundaki uygulama farklı yöndedir.
Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2003 gün 2003/20-102 Esas- 2013/90 Karar sayılı ilamında; “Türk Medeni Kanunun kabul ettiği sisteme göre tapuya tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tesciller, yolsuz tescil niteliğinde olup sahibine mülkiyet hakkı kazandırmaz… Yolsuz tescille, kamu malı niteliğinde olan taşınmazların özel mülkiyete dönüştürülerek hukuksal niteliklerinin değiştirilmesi hukuken mümkün değildir…” yönünde karar verilmiştir. Aksinin kabulü, Anayasamızın 169. maddesi hükmünün yok sayılması ve dolanılması anlamına da gelecektir.
AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek bir sonuca varmaktadır. Buna kapsamda; “…orman veya mera gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılamayacağına dair Türk Hukukundaki düzenlemeler nedeniyle, başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentilerinin doğmasının mümkün bulunmadığı…” yönünde karar vererek Türk Hukukundaki hükümleri esas almıştır . (Sarısoy ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 21303/07, 14.10.2014; Usta/Türkiye, B.No: 32212/11, 27.11.2012)
Dava konusu taşınmaz yolsuz tescil olduğundan tapu kaydının mülkiyet hakkını temsil etmediği, başka bir deyişle, mülkiyet kazanılmadığı için davacı adına oluşan tapu kaydının iptal edilmesi ile de mülkiyet hakkının ihlal edilmesi ve buna bağlı bir zararın oluşması söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle mülkiyet hakkından yoksun bırakılma iddiası, dosya kapsamı ile uyuşmadığından mülkiyet hakkından bedelsiz yoksun bırakıldığına ilişkin iddia ve buna mukabil taşınmazın rayiç bedeli kadar tazminat verilmesi uygulaması yerinde değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapunun orman olduğu gerekçesi ile iptal edilmesi durumunda hiçbir bedel ödenmemesini hak ihlali kabul etmiş, makul bir tazminat ödenmesi gereğine değinmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, makul tazminat miktarını, taşınmazın rayiç bedeli olarak kabul etmektedir (29.09.2010 tarih 2010/ 14-386 Esas 2010/427 Kararı). Ancak kanaatimce; öncelikle orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği yerlerde sonradan tesis (arazi) kadastrosu yapılması ve hukuken orman olduğu kesinleşen bir yerin ikinci kadastro olarak yapılan tapulama (arazi kadastrosu) ile mülkiyeti kazanılamayacağı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında belirtilen makul tazminat miktarı taşınmazın rayiç bedeli değil, bu kayda güvenerek tapu sahibinin imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında; davacıların tapusunun iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarından yoksun bırakıldığı ive TMK’nın 1007. maddesi gereğince zararın tazmin edilmesi gerektiği iddiası, mülkiyet haklarının hiç doğmaması nedeniyle hukuki gerçeği yansıtmadığı gibi miras nedeniyle külli halef durumunda olan davacıların tapuya güvenerek bir iktisaplarının da olmadığı bu nedenlerle tapunun iptalinden dolayı Hazineyi TMK’nın 1007. maddesi gereğince sorumlu tutmanın mümkün olmadığı, AİHM’nin içtihatları gereğince Hazinenin sorumlu tutulması halinde dahi hükmedilmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın rayiç bedeli değil,
tapu malikinin bu kayda güvenerek, imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olması gerektiği kanaatinde olduğumdan, taşınmazın rayiç bedeli miktarında tazminata hükmedilmesine ilişkin ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun taşınmazların bedeli kadar tazminat verilmesi ancak yapılan değer tespitinin usulüne uygun yapılmadığı yönündeki bozma gerekçesine katılmıyorum.