SANALHUKUKCU

ÖZET :

  • Dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması, hallerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.
  • Zorunlu dava arkadaşlığında bütün dava arkadaşlarına birlikte husumet yöneltilmesi gerektiğinden, yanlış gösterilen kişiler varsa davacıya diğer mecburi arkadaşlarını davaya dâhil etmesi için süre verilmesi gerekmekte ise de ihtiyari dava arkadaşlarının davaya dâhil edilmesi yoluyla davalı sıfatı kazanması mümkün değildir.
  • Bazı hâllerde ise birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı hâlde kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez (HGK, 03.07.2013 tarih ve 2012/21-699 E., 2013/1029 K. sayılı ilamı).

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2017/1242 E. , 2020/507 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “2863 sayılı Kanuna aykırılık nedeniyle el atmanın önlenmesi ve yıkım” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı … vekili 20.04.2011 tarihli dava dilekçesinde; Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 13.11.1982 tarih ve A-3861 sayılı kararı ile tescil edilerek, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 1991 tarih ve 943 sayılı kararı ile koruma grubu II olarak belirlenen ve mülkiyeti davalı … …’a ait olan 25 ve 4 parselde tescilli bina ile 22 numaralı parseldeki binada dış duvar açılarak izinsiz şekilde iki bina arasında birinci kat seviyesinde ahşap köprü yapıldığını, bu durumun Karatay Belediyesi ile Konya Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğünün yazıları ile de tespit edildiğini ileri sürerek, 260 ada 25 ve 4 parsellerde yer alan taşınmazlar ile 22 parseldeki binada 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanuna aykırı olarak yapılan yapıların kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı vekili, izinsiz yapının dava açılmadan önce müvekkili tarafından eski hâline getirildiğini, bu hususun Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/578 E. sayılı dosyasındaki bilirkişi raporu ile açık bir şekilde tespit edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararı:
  3. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.06.2013 tarihli ve 2011/240 E., 2013/537 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan ceza davası açılmış ise de kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, imar kirliliği suçundan dolayı Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın da yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu uyarınca izinsiz yapıların davalı tarafından eski hâline getirildiği gerekçesiyle düşürülmesine karar verildiği, toplanan delillere göre de davadan önce izinsiz bölümlerin eski hâle getirildiği ve dava tarihi itibariyle davacının haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.11.2014 tarihli ve 2014/37 E., 2014/16988 K. sayılı kararı ile;
    “… Dava, 2863 sayılı Kanuna aykırılık nedeniyle el atmanın önlenmesi ve yapıların eski hale getirilmesi isteklerine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 260 ada 4 ve 25 parsel sayılı taşınmazların davalı … tarafından 12.01.2011 tarihinde dava dışı… ve …’na satış suretiyle devredildiği, 260 ada 22 parsel sayılı taşınmazın ise dava dışı Çumralıoğlu Vakfı adına kayıtlı olduğu, Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.05.2011 tarihli 2010/ 578 E. 2011/351 K.sayılı dosyasında yapılan araştırma neticesinde alınan 13.04.2011 tarihli bilirkişi raporunda 4 ve 22 parsel sayılı taşınmazların eski hale getirildiği belirlenerek davalı … hakkında imar kirliliğine neden olmak suçundan açılan davanın düşürülmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    1-Mahkemece, 20.05.2013 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı gözetilerek 260 ada 4 ve 22 parsel sayılı taşınmazlardaki yapıların eski hale getirildiği saptanmak suretiyle anılan parseller bakımından davanın reddine karar verilmiş olması doğrudur. Davacının bu parsellere yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
    2-Davacının 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili temyizine gelince; anılan parselin 12.01.2011 tarihinde dava dışı… ve …’na satıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
    Bilindiği gibi, el atma bir tür haksız fiil olup, elatmanın önlenmesi davaları da haksız fiili gerçekleştiren kişi ya da kişiler aleyhine açılır. Somut olayda, davalı … taşınmazlardaki 2863 sayılı Kanuna aykırı imalatları yaptıran ve taşınmazları fiilen kullanan kişi olup, 260 ada 25 parsel sayılı taşınmazı dava açılmadan önce devretmiş olması sonuca etkili değildir ve davalı …’e husumet yöneltilmesi doğrudur.
    Ne var ki, mahkemece dava konusu edilen 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaz yönünden herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmış değildir.
    Hâl böyle olunca, davada yıkım isteği de olduğundan 260 ada 25 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıt malikleri olan… ile …’nun davada yer almaları sağlanarak, mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılması, 2863 sayılı Kanuna aykırılık olup olmadığı, varsa aykırılığın giderilip giderilmediğinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaza yönelik talepler yönünden inceleme ve araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir…” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2015/160 E., 2015/474 K. sayılı kararı ile bozma kararının usul ve yasaya uygun olmadığı, davanın 20.04.2011 tarihinde açıldığı, her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiği, davanın da sadece … aleyhine açıldığı ve buna göre sonuca bağlandığı, bozma kararında bahsi geçen kişiler ile davalı arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından bu kişilerin sonradan davaya dâhil edilmelerinin usulen mümkün olmadığı, mahkemenin davanın konusu ve tarafları ile sınırlı olarak yargılama yapıp uyuşmazlığı çözmekle görevli olduğu, 25 parselle ilgili inceleme yapılmamasının da bu parsel maliklerinin davalı olarak gösterilmemiş olmasına dayandığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

  1. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı … tarafından dava açılmadan önce 12.01.2011 tarihinde dava dışı… ile …’na devredilen 25 parsel sayılı taşınmaz hakkında, davada yıkım isteğinin de bulunduğu gözetilerek adı geçen maliklerin davada yer almaları sağlandıktan sonra 2863 sayılı Kanuna bir aykırılık bulunup bulunmadığı, varsa giderilip giderilmediği hususunun araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle zorunlu dava arkadaşlığı üzerinde durulmalıdır.
  2. Dava iki taraf esası üzerine kurulduğundan, davada, davacı … davalı olarak mutlaka iki taraf vardır. Olayın özelliği gereği, bazen davacı tarafta ve/veya davalı tarafta birden çok kişi yer alabilmektedir. Davada, davacı …/veya davalı tarafta birden çok kişinin bulunduğu hâllerde, birden fazla kişiden oluşan tarafta yer alan kişiler arasındaki ilişki “dava arkadaşlığı” (sübjektif dava birleşmesi; tarafların taaddüdü) olarak adlandırılır (Yılmaz E., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 574).
  3. Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı; zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında toplanmaktadır. Zorunlu dava arkadaşlığı da, yine kendi içinde maddi ve şekli dava arkadaşlığı olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmektedir.
  4. Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hâllerde dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşıdır.
  5. Dava arkadaşlığının hangi hâllerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında tek bir karar verecektir.
  6. Bazı hâllerde ise birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı hâlde kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez (HGK, 03.07.2013 tarih ve 2012/21-699 E., 2013/1029 K. sayılı ilamı).
  7. Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı hâlleri dışında tüm dava arkadaşlığı hâlleri ihtiyaridir.
  8. Eldeki davanın açıldığı 20.04.2011 tarihinde yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 43.maddesi;
    “Birden ziyade kimseler aşağıdaki hallerde birlikte dava ikame edebilecekleri gibi birlikte aleyhlerine de dava ikame olunabilir:
    1-Müddeiler veya müddeaaleyhler arasında müddeabih olan hak veya borcun iştirak halinde bulunması veyahut müşterek bir muamele ile hepsinin lehine bir hak taahhüt edilmiş olması veya kendilerinin bu suretle taahhüt altına girmeleri,
    2-Davanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi” hükmünü taşımaktadır.
  9. Şu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması, hallerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi birlikte aleyhlerine de dava açılabilir
  10. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) da dava arkadaşlığı, ihtiyarı dava arkadaşlığı (m. 57, 58) ve zorunlu dava arkadaşlığı (m. 59, 60) olarak düzenlenmiştir.
  11. Diğer taraftan, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 9. maddesine göre;
    ” Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır”.
  12. Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir.
  13. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, davacı … tarafından diğer taşınmazlarla birlikte Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 13.11.1982 tarih ve A-3861 sayılı kararı ile tescil edilerek koruma altına alınan 25 parsel sayılı taşınmaz hakkında da 2863 sayılı Kanuna aykırı yapılaşmada bulunduğu iddiasıyla 20.04.2011 tarihli dilekçe ile dava açılmıştır. Ancak, söz konusu taşınmaz 12.01.2011 tarihinde davalı … … tarafından dava dışı… ile … isimli kişilere satış suretiyle devredilerek 1/2 paylar ile bu kişiler adına tescil edilmiştir. Dava dilekçesinde ise herkese açık olan tapu sicilindeki bu kayda rağmen tek davalı olarak … gösterilmiştir.
  14. Dava dilekçesinde tarafın yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde HMK’nın 124/4. maddesi uyarınca hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği düzenlenmiş ise de yukarıda adı geçen kayıt malikleri ile davalı arasında maddi ya da şekli anlamda zorunlu bir dava arkadaşlığı bulunduğundan söz edilemez.
  15. Zorunlu dava arkadaşlığında bütün dava arkadaşlarına birlikte husumet yöneltilmesi gerektiğinden, yanlış gösterilen kişiler varsa davacıya diğer mecburi arkadaşlarını davaya dâhil etmesi için süre verilmesi gerekmekte ise de ihtiyari dava arkadaşlarının davaya dâhil edilmesi yoluyla davalı sıfatı kazanması mümkün değildir.
  16. Bu nedenle, davacının davalı olarak gösterip aleyhine husumet yöneltmediği kayıt maliklerinin sonradan davaya dâhil edilerek kendilerine davalı sıfatı kazandırılması mümkün olmayıp, yerel mahkemenin bu hususa değinen direnme kararı yerindedir.
  17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının 2863 sayılı Kanuna aykırı yapılaşma bulunduğundan bahisle yıkım isteği ile 260 ada 25 parseldeki tescilli bina için de dava açtığı, davalı … hakkında izinsiz imalatları yaptıran, dolayısıyla haksız eylemi gerçekleştiren kişi olarak husumet yöneltildiği, öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca taleplerden her biri hakkında mahkemece tek tek hüküm kurulması gerekirken 25 parseldeki tescilli yapı hakkında bir karar verilmemiş olmasının usul hükümlerine aykırı olduğu, ayrıca yıkım istekli davaların yıkımı istenen bütünleyici parçaların malikine yöneltilmesi gerektiği, eldeki davada da korunması gereken kültür varlığı olarak tescilli binaya bir müdahalenin varlığının tespit edilmesi hâlinde verilecek yıkım kararının doğrudan mülkiyet hakkına bir müdahale oluşturacağı, bu nedenle davanın kayıt maliklerine de yöneltilerek onların katılımıyla görülüp sonuçlandırılması gerektiği, bunun mülkiyet hukukuna ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki dinlenme hakkının bir gereği olduğu, ayrıca birlikte dava açılması kanunen mecburi veya ihtiyari olan durumlarda, başlangıçta taraf olarak gösterilmeyen kişilerin HMK’nın 124. maddesine göre davaya katılmalarının mümkün olduğu belirtilerek, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ile davalı …’ın 25 parsel sayılı taşınmazı davadan önce dava dışı kişilere temlik etmiş olmasının davalı sıfatının bulunmadığını göstermeyeceği, devre rağmen taşınmaza izinsiz yapılaşmayı yapıp bunları kullanması halinde, haksız elatan sıfatı bulunacağı ve aleyhine elatmanın önlenmesi kararı verilebileceği, yıkım kararı verilebilmesinin ise ancak taşınmaz maliklerine husumet yöneltilerek görülen bir dava sonucu mümkün olacağı, Özel Daire bozma kararında ise davalının 25 parsele yasaya aykırı imalatları yapan ve fiilen kullanan kişi olarak kabul edildiği, oysa ki henüz bu parselle ilgili araştırma yapılmadan böyle bir tespite yer verilmesinin isabetli olmadığı, bu nedenle taraf delilleri toplanıp yerinde keşif yapılarak davalının dava tarihi itibariyle bu parsele Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aykırı imalatlar yapıp yapmadığı, bu imalatlardaki fiili hakimiyetini sürdürüp sürdürmediği ve aykırılığın davadan önce giderilip giderilmediğinin net bir şekilde saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de açıklanan bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
  18. Taşınmaz maliklerine husumet yöneltilerek açılmış bir dava bulunmadığından, yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin olarak verdiği direnme kararı açıklanan gerekçeler karşısında yerindedir.
  19. Usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.07.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Dava, Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Kanununa Aykırı olarak yapılan yapıların kaldırılması istemine ilişkindir.
1-Uyuşmazlık; dava konusu 25 parsel sayılı taşınmazdaki tescilli yapıda 2863 sayılı Kanuna aykırı bir müdahele bulunup bulunmadığı, varsa giderilip giderilmediği, müdahele devam ediyorsa yıkım isteği yönünden dava tarihinden önce davalı … tarafından 12.01.2011 tarihinde dava dışı… ile …’na devredilen 25 parsel sayılı taşınmaz maliklerinin yıkım talebi gözetilerek davada yer almalarının sağlanması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2-İlk derece mahkemesince; Konya 11 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/168 E. 2011/501 K. sayılı 24/12/2012 tarihli kararında, sanık …’ın 2863 sayılı Yasaya muhalefet suç kastının bulunmadığı, toplanan delillere göre de izinsiz bölümlerin davadan önce eski hale getirildiği ve dava tarihi itibariyle davacının haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3-Verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece”… Mahkemece, 20.05.2013 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı gözetilerek 260 ada 4 ve 22 parsel sayılı taşınmazlardaki yapıların eski hale getirildiği saptanmak suretiyle anılan parseller bakımından davanın reddine karar verilmiş olması doğrudur. Davacının bu parsellere yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacının 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili temyizine gelince; anılan parselin 12.01.2011 tarihinde dava dışı… ve …’na satıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
Bilindiği gibi, el atma bir tür haksız fiil olup, elatmanın önlenmesi davaları da haksız fiili gerçekleştiren kişi ya da kişiler aleyhine açılır. Somut olayda, davalı … taşınmazlardaki 2863 sayılı Kanuna aykırı imalatları yaptıran ve taşınmazları fiilen kullanan kişi olup, 260 ada 25 parsel sayılı taşınmazı dava açılmadan önce devretmiş olması sonuca etkili değildir ve davalı …’e husumet yöneltilmesi doğrudur.
Ne var ki, mahkemece dava konusu edilen 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaz yönünden herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmış değildir.
Hâl böyle olunca, davada yıkım isteği de olduğundan 260 ada 25 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıt malikleri olan 12.01.2011 tarihinde davada yer almaları sağlanarak, mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılması, 2863 sayılı Kanuna aykırılık olup olmadığı, varsa aykırılığın giderilip giderilmediğinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken 260 ada 25 parsel sayılı taşınmaza yönelik talepler yönünden inceleme ve araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
4-Yerel Mahkemenin; “ … davanın 20.04.2011 tarihinde açıldığı, her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiği, davanın da sadece … aleyhine açıldığı ve buna göre sonuca bağlandığı, bozma kararında bahsi geçen kişiler ile davalı arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından sonradan davaya dahil edilmelerinin usulen mümkün olmadığı, 25 parselle ilgili inceleme yapılmamasının da bu parsel malikinin davalı olarak gösterilmemesi sebebine dayandığı” gerekçesiyle verdiği direnme kararı, yerel mahkemenin gerekçeleri uygun bulunarak çoğunluk kararıyla onanmıştır.
5-Çoğunluk görüşüne, yasal düzenlemeler ile emsal içtihatlar yönünde iştirak edilmemiştir.
6-Davaya konu edilen Konya İli, Karatay İlçesi, 260 ada 25 ve 4 parsel sayılı taşınmazların Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 13.11.1982 tarih ve A-3861 sayılı kararı ile tescil edildiği, koruma gurubunun Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 24.01.1991 gün ve 943 sayılı kararı ile de II gurup olarak belirlendiği, Bölge Kurulunun 25.08.2008 gün, 2585 sayılı kararı ile tescilli binada rölöve, restitüsyon ve restarasyon projesinin onaylandığı tespit edilmiştir.
7-Anılan her iki taşınmazın maliki davalı … iken dava tarihinden önce 12.01.2011 tarihinde taşınmazları dava dışı… ile …’na ½ paylı olarak satış suretiyle devretmiştir.
8-Karatay Belediyesinin 11.06.2010 tarihli yapı tatil tutanağı, Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/578 E. 2011/351 K. sayılı dosyasında İmar kirliliği,11 Konya Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/168 E. 2011/501 K. sayı dosyasında 2863 sayılı yasaya aykırılık suçlarından davalı … hakkında açılan davalarda verilen karar içerikleri, keşif, bilirkişi raporları ile tescilli 4 parselde koruma altına alınan yapıda … tarafından kanuna aykırı olarak 4 ve 22 parseller arasına inşa edilen ahşap köprü ve zeminde yıkılan duvarın 13.04.2011 tarihli keşifte eski hale getirildiği saptanmıştır.
9-Davacı Bakanlık, Kanundan kaynaklanan hak ve yetkilerine dayanarak, 4 ve 25 parsel sayılı taşınmazlardaki tescilli binada 2863 sayılı kanuna aykırı olarak yapılan yapıların kaldırılmasını talep etmiş, mahkeme, sadece 4 parsel sayılı taşınmaz yönünden inceleme yaparak hüküm kurmuştur.
10-Medeni hukuk yargılamasına hakim ilkelerden biri taleple bağlılık ilkesidir. Bu ilke HMK’nın 26’ncı maddesinde, “ Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Düzenlemesiyle hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Kanununda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa hâkim, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez.
Taleple bağlılık ilkesi gereğince, hâkim dava dilekçesine bakarak, tarafın neyi talep ettiğini, ne hakkında karar vereceğini ve isteğe bağlı hukuki sonucu tespit eder. Bu itibarla, hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenir. Taleple bağlılık ilkesi gereğince, tarafın talebinden fazlaya karar verilemeyeceği gibi talep edilenin dışında, farklı şeye de karar verilemez. Dava dilekçesinin talep sonucu kısmın ile verilen hükmün sonuç kısmının uyumlu olması gerekir.
11-Bilindiği üzere; mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.
12-Hükmün kapsamı ise 6100 sayılı HMK’nın 297’nci maddesinde belirtilmiştir. Buna göre; HMK’nın 297/1 maddesinde, hükmünde nelerin bulunması gerektiği ve ne şekilde yazılacağı düzenlenmiş, 297/2. maddesinde ise, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bir davanın temelini, taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmalar oluşturur. Dolayısıyla, dava konusunun ve çekişmenin ne olduğunun karardan anlaşılması, bu iddia ve savunmalara gerekçeli kararda yer verilmesi, taraflara yüklenen borç ve hakların neler olduğu açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi ve taleplerin her biri hakkında tek tek hüküm kurulması gerekir.
13- Somut olayda, davaya konu edilen 25 parsel sayılı taşınmaz yönünden de davalı … hakkında, 2863 sayılı Kanuna aykırı imalatları yaptıran, haksız eylemi gerçekleştiren kişi olarak dava yöneltilmiş olduğu halde bu taşınmazdaki tescilli yapıda onaylı proje ve yasaya aykırı bir imalat olup olmadığı keşfen saptanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, 25 parselde hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadığı gibi 25 parsel yönünden olumlu yada olumsuz bir karar da vermemiştir.
14- Davada dayanılan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun,” İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı” başlıklı, 9. Maddesinde; “(Değişik: 14/7/2004 – 5226/3 md.) Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır.”düzenlemesi ile koruma alanlarında alınan kararlara aykırı olarak inşai ve fiziki müdahalede bulunulamayacağı belirtilmektedir.
Anılan yasanın “Yetki ve yöntem” başlıklı 10. Maddesi, “Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir….”
15-Belirtilen yasal düzenlemelere göre, mahkemece; 25 parsel sayılı taşınmazda, uzman bilirkişiler ile keşif yapılarak, davacının iddia ettiği gibi 25 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki tescilli yapıda davalı … tarafından 2863 sayılı yasanın 9. maddesine aykırı bir müdahalede bulunulup bulunulmadığı, müdahale mevcutsa bunun kaldırılıp kaldırılmadığı, kaldırılmamışsa ne şekilde kaldırılacağına ilişkin incelemenin yapılması gerekir.
16-Öte yandan, davacı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanuna aykırı olarak yapılan “yapıların kaldırılması” talebiyle, izinsiz müdahelenin önlenmesi, kanunun 9. maddesine aykırı yapının yıkılması istenmiştir.
17-Kural olarak, haksız fiil niteliğinde bulunan elatmanın önlenmesi davaları taşınmazı fiilen müdahale eden kişi aleyhine açılıp yürütülebilirse de, yıkım isteklerine ilişkin davaların, yıkımı istenen bütünleyici parçaların maliklerine dava yöneltilerek görülmesi gerekir. Bu durum, yıkım talebinin doğal sonucudur.
18-4721 sayılı Türk Medeni kanunun, “Mülkiyet hakkının kapsamı ve bütünleyici parça” başlıklı 684. maddesinin 1. fıkrasına göre, “ Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur”. Aynı kanunun 718. maddesine göre de; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere, taşınmaz üzerindeki, yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.
19-25 parsel sayılı taşınmazdaki tescilli binaya, Kanunun 9. maddesine aykırı, izinsiz bir müdahale saptandığında, izinsiz yapıların kaldırılması (yıkılması) talebinin doğal sonucu olarak, yıkım mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale oluşturacağından, dava tarihinde 25 parsel sayılı taşınmaz tapu kayıt maliklerine davanın yöneltilmesi onların katılımıyla davanın görülmesi gerektiği, mülkiyet hukukuyla ilgili yasal düzenlemeler ve hukuki dinlenme hakkının gereğidir.
20-Hukuk Genel Kurulunun 09.10.1991 tarih, 199171-342 E,19912/461 k sayılı kararı da, “Yıkım isteklerine ilişkin davaların, yıkımı istenen muhtesatın maliklerine husumet yöneltilerek açılıp sonuçlandırılmasının zorunlu olduğu”. yönündedir.
21-Yerel mahkemece, davalı … ile adı geçen kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı, bu kişilerin davaya dahil edilmeleri usulen mümkün olmadığı belirtilerek, dava reddedilmiştir.
22-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 124. maddesinin gerekçesinde belirtildiği gibi, iradi taraf değişikliğinin amacı, usul ekonomisini gerçekleştirmektir.
İradi taraf değişikliği ilk olarak, kabul edilebilir bir yanılgı nedeniyle yanlış kişi adına veya yanlış kişiye karşı dava açılması dolayısıyla taraf değişikliği yapıldığında, aynı uyuşmazlık için gereksiz zaman ve masraf kaybını önlemek yönünden yararlıdır.
Ayrıca, birlikte dava açılması kanunen mecburi veya ihtiyari olan hallerde, başlangıçta davacı … davalı olarak gösterilmeyen kimselerin davada taraf olarak katılmaları bakımından da, iradi taraf değişikliği yapılması mümkündür.
Birlikte dava yürütülmesi mecburi olmayan; ancak bunda yarar bulunan ihtiyari dava arkadaşlığı hallerinde, iradi katılım yapılmasa da, dava görülmeye devam eder. Dava konularının birbiriyle bağlantılı olduğu uyuşmazlıklarda da usul ekonomisi gözetilerek taraf katılımı suretiyle dava görülebilir ise de, ayrı dava açılarak aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilerek görülmesi de mümkündür.
23- Sonuç olarak:
23-1. 2863 sayılı Kanuna aykırı imalatları yaptıran, haksız fiili gerçekleştiren kişi olarak davalı … hakkında, 25 parsel sayılı taşınmazla ilgili talep yönünden, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
23.2. Davacının dava dilekçesinde belirttiği tüm talepleri, mahkemece hüküm fıkrasında ayrı ayrı sıra numarası altında gösterilmek suretiyle her biri hakkında karar verilmesi gerekirken, taleple bağlılık ilkesi de göz ardı edilerek, 25 parsel sayılı taşınmaz hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
23.3. Davada ki yıkım isteği yönünden, 4721 sayılı TMK’nın 684 maddesi gereğince yıkımı istenen (bina) 25 parsel maliklerine dava yöneltilerek görülmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle bu konuda işlem yapılmamış olması da yerinde değildir.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin direnme kararının özel Dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılınmamıştır.