• ÖZET :
  • Taşınır ihalelerini düzenleyen İİK’nın 112-119. maddelerinde satış ilânının borçlu, alacaklı ve ilgili üçüncü kişilere tebliğ edileceği hususunda bir zorunluluk yoktur. Fakat, taşınır satışlarında satış ilânının tebliği zorunlu olmadığı hâlde, icra dairesi satış ilânının tebliğine karar vermiş ise tebliğ edilmemesi ihalenin feshi sebebidir.
  • İİK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası “…Talebin reddine karar verilmesi halinde icra mahkemesi davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahküm eder. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) Ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmolunamaz…” hükmünü içermektedir.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2020/225 E. , 2020/1002 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin reddine ilişkin karar borçlu vekili ile alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
  2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi:

  1. Borçlu vekili 16.01.2015 tarihli istem dilekçesinde; Ankara 10. İcra Dairesinin 2014/174 Tal. sayılı dosyasında müvekkilinin maliki olduğu New Holland marka 265 paletli ekskavatör ile New Holland marka Beko Loader kepçenin 09.01.2015 tarihinde ihale edildiğini, satış ilânının müvekkiline usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve sair şikâyetlerini ileri sürerek taşınırların ihalesinin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
    Alacaklı Cevabı:
  2. Alacaklı vekili 16.02.2015 tarihli cevap dilekçesinde; borçlu şirketin ticaret siciline bildirdiği …Çankaya/Ankara adresinin gerçekte var olmayan borçlu tarafından uydurulmuş bir adres olduğunu, asıl icra dosyası olan İstanbul 33. İcra Dairesinin 2013/23085 E. sayılı dosyasında borçlu şirkete (…Çankaya/Ankara adresine) gönderilen ödeme emrinin bila tebliğ dönmesi üzerine Ticaret Odasından bildirilen tebligat adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamadığını, bunun üzerine adresin Hilal Mahallesi Muhtarlığına sorulduğunu ve gelen cevabın “böyle bir binanın olmadığı, önceden de yoktur” şeklinde olduğunu, ilanen tebligat yapılması yönündeki taleplerinin esas icra dairesince reddedilmesi üzerine şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurduklarını, İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 28.03.2014 tarihli ve 2014/282 E., 2014/314 K. sayılı kararında tebligatların ilânen yapılmasının hukuka uygun olacağının belirtildiği, bu nedenle ödeme emrinin, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 103. maddesine göre düzenlenen davetiyenin, kıymet takdirinin ve satış ilânının basın ilân yoluyla ilânen tebliğ edildiğini, borçlunun diğer şikâyetlerinin de yerinde olmadığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.
    İhale Alıcısı Cevabı:
  3. İhale alıcısı vekili 04.03.2015 tarihli cevap dilekçesinde; İİK’nın 112 ve devamı maddelerinde menkul ihalesinin düzenlendiğini ve taşınır ihalesinde borçluya satış ilânının tebliğinin zorunlu olmadığını, yasadan kaynaklı bir zorunluluk olmamasına karşın satış ilânının basın ilân yoluyla borçluya ilânen tebliğ edildiğini, borçlunun diğer şikâyetlerinin de yerinde olmadığını savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme Kararı:
  4. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2015/40 E., 2015/294 K. sayılı kararı ile; talimat icra dairesinin kendisine gönderilen talimat uyarınca gerekli işlemleri yaparak hazırladığı tutanağı asıl takibin yapıldığı icra dairesine göndermekle yükümlü olduğu, asıl icra dosyasından gönderilen satış talimatında borçluya tebligatların ilânen yapılması gerektiğinin belirtildiği, bu durumda Ankara 10. İcra Dairesinin 2014/174 tal. sayılı dosyasından şikâyetçi borçluya ilân yoluyla tebligatın yapılmasının yerinde olduğu, süresinde kıymet takdirine itiraz etmeyen borçlunun ihalenin feshi aşamasında taşınırların düşük bedelle satıldığına yönelik itirazlarının incelemeyeceği, ihaleye katılımın engellendiğine ilişkin kanıt sunulmadığı, tebligatların yasaya ve satış talimatına uygun olarak yapıldığı, öne sürülen hususların ihalenin feshi nedeni olarak kabulünün mümkün olmadığı, İİK’nın 8. maddesi gereğince icra tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olduğu, tutanağın aksinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle şikâyetin reddi ile İİK’nın 134. maddesi uyarınca feshi istenilen 45.000,00TL ihale bedelinin %10’u oranında para cezasının borçludan alınarak hazineye gelir kaydına karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  5. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili ile alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 10.11.2015 tarihli ve 2015/27435 E., 2015/27483 K. sayılı kararı ile; “…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
    Borçlu vekili, diğer fesih nedenlerinin yanı sıra satış ilanı tebligatının usulsüz olduğunu da ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece, satış ilanının borçluya ilan yoluyla tebliğ edilmesinin yerinde olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
    İİK’nın 114. maddesi uyarınca, menkul ihalelerinde satış ilanının borçluya tebliği zorunlu değil ise de, icra müdürlüğünce borçluya tebliğine karar verilmesi hâlinde, tebliğ edilmemesi Dairemizin süregelen içtihatlarına göre ihalenin feshi sebebidir.
    İcra müdürlüğünün 17.11.2014 tarihli satış kararında; “satış ilanının hazırlanarak ilgililere tebliğine” karar verilmiş olup, “tebligat yapılamaması halinde satışın yapılmasına” şeklinde bir hüküm bulunmadığından, satış kararının borçluya usulüne uygun olarak tebliği zorunludur.
    Satış ilanının borçluya ilanen tebliğ edildiği görülmektedir.
    7201 sayılı Kanun’un 28. maddesi gereğince; kendisine tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya işyeri de bulunmayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet, tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber, tebliği çıkaran mercii lüzum görürse, muhatabın adresini, resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtası ile tetkik ve tespit ettirebilir.
    Bu araştırmalardan sonra ilanen tebligatla ilgili işlemlerin nasıl yapılacağı ise, Tebligat Kanunu’nun 29 ve 30., Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliği’n 48 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
    Tebliğle ilgili 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi, gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Söz konusu Kanun ve Yönetmeliğin bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı, tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu durumda, Tebligat Kanunu’nda ilana ilişkin 28. madde ve Yönetmeliğin 48 vd. maddelerindeki hükümlere uyularak çok yönlü araştırma (Resmi ve hususi müessese ve dairelerden, örneğin; seçim kurullarından, vergi dairesinden, tapu dairesinden ve nüfus müdürlüğü gibi yerlerden) yapılarak, bundan sonuç alınmaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. İlanen tebligat başvurulacak son çaredir. Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırması ile yetinilerek adresin meçhul olduğunun kabulü ve sonuçta tebligatın ilanen yapılması, savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır. Yukarıda belirtilen yerlerden araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, sadece zabıta marifetiyle araştırma yapılarak bununla yetinilmesi doğru değildir.
    Somut olayda, 13.11.2014 tarihli satış talimatında, borçlu şirkete satış ilanının, ilan yoluyla tebliği istenmiş ve talimat icra dairesince buna uygun olarak 28.11.2014 tarihli gazetede ilan edilmiştir.
    Ancak 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) 35/4. maddesinde; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
    Tebligat Yönetmeliğinin “Değiştirilen adresin bildirilmesi zorunluluğu ve yapılacak işlemler” başlıklı 57.maddesinin 4.fıkrasında ise; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır” düzenlemesi yer almaktadır.
    Borçlu şirketin Ticaret Sicilinde kayıtlı “Hilal Mahallesi 672. Sokak, No: …/Ankara” şeklinde adresinin bulunduğu görülmektedir. Borçlu şirketin ticaret sicilindeki bu adresine TK.’nun 35. maddesine göre usulüne uygun bir tebligat yapılmadan, ilanen tebliğ yoluna gidilmesi usulsüzdür.
    Satış kararına göre, satış ilanının borçluya tebliği zorunlu olup, borçluya satış ilanının tebliğ edilmemesi veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
    O hâlde; mahkemece, borçlunun şikayetinin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile kararın bozulmasına, bozma nedenine göre alacaklının temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
    Mahkemenin Birinci Direnme Kararı:
  7. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/131 E., 2016/369 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararında borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı Hilal Mah., 672. Sok. No:…/Ankara adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca çağrı (tebligat) yapılması gerektiği belirtilmişse de, Hilal Mahallesi Muhtarının 30.03.2016 tarihli yazısına göre … numaralı binanın bulunmadığının, önceden de bu numaralı binanın olmadığının bildirildiği, bu nedenle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin uygulama olanağının görülmediği, Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi gereğince tebligat çıkarılmasının hukuka uygun olduğu, tebligatların yasaya ve satış talimatına uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine, şikâyetin reddine, İİK’nın 134. maddesi uyarınca feshi istenilen 119.000,00TL’nin %10’u oranında para cezasının davacıdan alınarak hazine gelir kaydına karar verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  8. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Hukuk Genel Kurulu Kararı:
  9. Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2018 tarihli ve 2017/12-737 E., 2018/2025 K. sayılı kararı ile; “…Direnme kararları, yapıları gereği, kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay dairesinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi, direnilen ve uyulan kısımları da kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir.
    Nitekim, aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2008 tarihli ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 21.10.2009 tarihli ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 07.05.2014 tarihli ve 2013/4-1121 E., 2014/626 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
    Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, yerel mahkemece bozulan ilk kararında;“…1-Davanın reddine, İİY’nın 134. maddesi uyarınca feshi istenilen 45.000,00 TL ihale bedelinin %10’u oranında para cezasının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,” şeklinde karar verilmesine karşılık, direnme olarak adlandırılan kararında;“…1-Önceki kararda direnilmesine, Davanın reddine, İİK’nun 134. maddesi uyarınca feshi istenilen 119.000,00 TL’nin %10’u oranında para cezasının davacıdan alınarak hazine gelir kaydına,” karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Bu itibarla, bozulan ilk karar ile direnme kararı arasında farklılık bulunduğundan yerel mahkemece usule uygun direnme hükmü kurulması için, işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın usulden bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle direnme kararının usulden bozulmasına, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
    Mahkemenin İkinci Direnme Kararı:
  10. Ankara 12. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/260 E., 2019/1034 K. sayılı kararı ile; 26.03.2015 tarihli ilk karardaki gerekçelere ek olarak, şikâyet dilekçesi incelendiğinde hem ekskavatör hem de kepçeye yönelik iki ayrı ihalenin feshinin istendiği, ihale bedellerinin 74.000,00TL ve 45.000,00TL olup, toplam ihale bedelinin ise 119.000,00TL olduğu, ancak bu husus gözden kaçırılarak mahkemenin 26.03.2015 tarihli ilk kararında 45.000,00TL ihale bedeli üzerinden para cezası takdir edildiği, Özel Dairenin bozma kararı üzerine 119.000,00TL para cezasına hükmedilerek verilen mahkemenin 28.04.2016 tarihli direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı ile bozulduğu, Hukuk Genel Kurulu kararına karşı direnilmesinin mevzuat gereği mümkün olmadığı, Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme yoluna da gidilmediği gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  11. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikâyetçi borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı olan fakat Hilal Mahallesi Muhtarlığının … numaralı binanın bulunmadığını, önceden de bu numaralı binanın olmadığını bildirdiği “… Çankaya/Ankara” adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre usulüne uygun bir tebligat yapılmadan ilânen tebliğ yoluna gidilmesinin ve satış ilânının Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine göre ilânen tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre ihalenin feshinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Taşınır ihalelerini düzenleyen İİK’nın 112-119. maddelerinde satış ilânının borçlu, alacaklı ve ilgili üçüncü kişilere tebliğ edileceği hususunda bir zorunluluk yoktur. Fakat, taşınır satışlarında satış ilânının tebliği zorunlu olmadığı hâlde, icra dairesi satış ilânının tebliğine karar vermiş ise tebliğ edilmemesi ihalenin feshi sebebidir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 619).
  2. İİK’nın 21. maddesinin 1. fıkrası ile 57. maddesinin 1. fıkrasına göre icra işlerinde tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yapılır.
  3. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
    (Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
    (Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
    (Ek : 6/6/1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.
    (Ek fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
  4. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 57. maddesinin 4. fıkrası ise “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
  5. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrası gerçek kişi muhatap ile ilgili olup, eski adrese tebliğ yapılabilme şartları 2 ve 3. fıkralarda gösterilmiştir. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 4. fıkrası ise tüzel kişi muhatap ile ilgili olup, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile tüzel kişinin yeni adresini kayıtlı olduğu sicile bildirmemesi hâlinde sicilde yazılı olan adresine aynı Kanunun 35. maddesinin 2 ve 3. fıkralarına tebligat göre yapılabileceği belirtilmiştir.
  6. 6099 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinde yapılan değişikliğin gerekçesinde; “…maddenin dördüncü fıkrası tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmektedir. Tüzel kişilerin adreslerinin, bir sicil veya resmi kayıtta belirli olması sebebiyle meçhul olması düşünülemez. Bu çerçevede daha önce kendilerine tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki adreslerinin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir…” açıklamasına yer verilmiştir.
  7. Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca adresi meçhul olanlara tebligat ilânen (ilân yoluyla) yapılır. Aynı maddenin 2. fıkrası “Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır” hükmünü içermekte olup, adresin meçhul olma durumu Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 48. maddesinin 2. Fıkrasında “Tebligatı çıkaran merci, muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırabilir ve tespit ettirebilir. Yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılır” şeklinde düzenlenmiştir.
  8. Tebligat Kanunu’nun diğer hükümlerine (mesela, Teb. K. m. 35’e) göre kendisine tebligat yapılabilecek olan kimsenin adresi meçhul sayılamayacağı için ilân yoluyla tebliğ yapılamaz (Muşul, T.: Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s. 149). Ticaret sicil memurluğunda adres bulunduğu sürece ticaret şirketine ilânen tebligat yapılamaz. Ticaret sicil memurluğunda adres bulunmuyorsa ancak bu durumda ilânen tebligat yapılır (Ruhi, A. C.: Tebligat Hukuku, Ankara 2013, 8. Baskı, s. 798).
  9. Hemen belirtilmelidir ki, tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hâl böyle olunca, Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Tebligat Kanunu ile Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Zira, Kanunun ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır.
  10. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olayın incelenmesinde; İstanbul 33. İcra Dairesinin 2013/23085 E. sayılı dosyasında alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlunun ticaret sicilinde kayıtlı “… Çankaya/Ankara” adresine çıkarılan ödeme emrinin “Hilal Mahallesinde 672. Sok. 2/17 (2) nolu bina bulunmadığından firma ismen tanınmadığından mahalle muhtarından da onay alınarak tebliğ yapılamadı” şerhiyle 08.10.2013 tarihinde iade edildiği, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı anılan adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre çıkarılan tebligatın “Hilal Mahallesi 672. Sokağın 2 nolu binasının olmadığı mahallinde yapılan araştırmadan ve muhtar tasdikinden anlaşıldığından TK. 35. maddesi uygulanamamıştır” şerhiyle 05.12.2013 tarihinde iade edildiği, icra takibine dayanak senetlerde borçlu şirketin adresi olarak yazılan “Abdullah Cevdet Sok. No:37/6 Çankaya/Ankara” adresine çıkarılan tebligatın adres kapalı olduğundan 02.01.2014 tarihinde iade edildiği, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı yukarıda belirtilen adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre çıkarılan tebligatın “Hilal Mah.’de 672. sokakta 2 nolu bina bulunmadığından mahalle muhtarının onay ve tasdiki alınarak 35. madde uygulanamadı. Evrak çıkış merciine iade” şerhiyle 18.02.2014 tarihinde iade edildiği, alacaklı vekilinin talebi ile 26.02.2014 tarihinde müzekkere yazılarak Hilal Mahallesinde 672. sokakta 2 numaralı binanın olup olmadığının sorulduğu, Hilal Mahallesi Muhtarlığı tarafından 28.02.2014 tarihli yazı ile “mahallemiz 672. sokak No:2/17 nolu bina yoktur (önceden de yoktur)” şeklinde cevap verildiği, alacaklı vekilinin borçlu şirkete ilânen tebligat yapılmasını talep ettiği, icra dairesince borçlu şirkete ilânen tebliğ yapılamayacağından talebin reddine karar verilmesi üzerine alacaklı vekilinin icra memurunun işlemine karşı şikâyet yoluna başvurduğu, İstanbul 6. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.03.2014 tarihli ve 2014/282 E., 2014/314 K. sayılı kararı ile; Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi gereğince mümkün olduğunca adres araştırması yapılması gerektiği, şirketin merkezinin bulunduğu yer vergi dairesinden işyeri adresi araştırması, ticaret sicilden ortaklarının adreslerinin araştırılarak kendilerinden sorulmak suretiyle şirketin faaliyette bulunduğu adresin tespit edilmeye çalışılması, tüm bu araştırmalar yeterli görüldüğünde borçlunun adresi meçhul olduğu takdir edilerek ilânen tebligata karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile memurluk işleminin belirtilen hususlar doğrultusunda işlem yapılmak üzere iptaline evrak üzerinden karar verildiği, alacaklı vekilinin 03.04.2014 tarihli talebi ile borçlu şirketin adresinin vergi dairesinden ve borçlu şirket ortaklarından sorulduğu ve ticaret sicilinde kayıtlı adresi dışında başka bir adres tespit edilemediği, alacaklı vekilinin 16.07.2014 tarihli talebi ile borçlu şirkete ödeme emrinin ilânen tebliğ edildiği ve alacaklı vekilinin 29.09.2014 tarihli talebi ile de kıymet takdirinin ve İİK’nın 103. maddesine göre düzenlenen davet kağıdının borçlu şirkete ilânen tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin haczedilen taşınırların satılması talebi üzerine 13.11.2014 tarihinde Ankara 10. İcra Dairesinin 2014/174 Tal. sayılı dosyasına yazılan satış talimatında borçlulara gönderilecek tebligatın ilânen tebliğ edileceğinin belirtildiği, talimat icra dairesince alınan 17.11.2014 tarihli satış kararında “…4-Yeteri kadar satış ilânının hazırlanarak ilgililere tebliğine,…” karar verildiği, borçlu şirkete satış ilânının 28.11.2014 tarihinde gazetede ilân edildiği, 09.01.2015 tarihli birinci açık artırmada 50.000TL muhammen bedelli taşınırın 45.000TL’ye 3. kişiye, 95.000TL muhammen bedelli taşınırın 74.000TL’ye alacaklı vekiline ihale edildiği, borçlu şirketin ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, icra mahkemesince Hilal Mahallesi Muhtarlığına yazı yazılarak 672. sokakta 2/17 numaralı binanın bulunup bulunmadığının sorulduğu, Hilal Mahallesi Muhtarlığının 31.03.2016 tarihli cevabında “mahallemiz 672. sokakta No:2/17 nolu bina yoktur (önceden de yoktur)” şeklinde cevap verildiği anlaşılmaktadır.
  11. Borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı “… Çankaya/Ankara” adresinin gerçekte var olmadığı açıktır. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 4. fıkrasına göre tüzel kişilere tebligat yapılabilmesi için resmî kayıtlardaki adreslerinin esas alınması gerekmekte olup, söz konusu adresin gerçekte var olmaması hâlinde tebligatın ne şekilde yapılacağı somut olay bakımından uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır. Gerçekte var olmayan ticaret sicilinde kayıtlı adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamaz. Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamadığından, aynı Kanunun 28. maddesine göre ilânen tebligat yapılabilir.
  12. Muhatabın tüzel kişi olması hâlinde tüzel kişilerin adresleri bir sicil veya resmi kayıtta olacağı için adreslerinin meçhul olduğundan söz edilemez. Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen adresi meçhul olanlar ancak gerçek kişi muhataplar olabilir. Tüzel kişilerin adresi meçhul olamayacağından adres araştırması yapılamaz. Bu nedenle ticaret sicilinde kayıtlı adresi gerçekte var olmayan şirketin başka adresinin bulunup bulunmadığı araştırılmadan Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca ilân yoluyla tebligat yapılabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2015/10-2878 E., 2019/456 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
  13. Bu durumda, borçlu şirkete Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamadığından ve tüzel kişi hakkında adres araştırması yapılması gerekmediğinden, satış ilânının borçlu şirkete Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine göre ilânen tebliği usulüne uygundur.
  14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; ticaret sicilinde kayıtlı adreste 2 nolu binanın bulunup bulunmadığının belediyeden sorulması ve borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinin fiilen hangi adreste olduğu yönünde zabıta araştırması yapılması gerektiği görüşü ile borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi mevcut olmayan bir adres olduğundan Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamayacağı ancak öncesinde borçlu şirketin adresinin araştırılması gerektiği, yapılacak araştırma ile borçlu şirketin hangi adrese taşındığının, hâlen hangi adreste bulunduğunun tespit edilmesi imkânının olabileceği, icra dosyası kapsamındaki adres araştırmasının yeterli kabul edilerek doğrudan ilânen tebliğ yapılmasının mümkün olmadığı, bu nedenlerle kararın bozulması gerektiği görüşleri ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.
  15. Hâl böyle olunca yerel mahkemenin direnme kararı yerindedir. Ancak; İİK’nın 134. maddesinin 2. fıkrası “…Talebin reddine karar verilmesi halinde icra mahkemesi davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahküm eder. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) Ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmolunamaz…” hükmünü içermektedir. Borçlu vekilinin şikâyet dilekçesinde 09.01.2015 tarihinde satışı gerçekleştirilen iki adet taşınırın ihalesinin feshini talep etmiş olduğu gözetilerek, icra mahkemesince borçlu aleyhine iki adet taşınırın ihale bedellerinin yüzde onu oranında para cezası hükmedilmesi gerekirken, bir adet taşınırın ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezası hükmedilmesi doğru değil ise de, bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 12.11.2019 tarihli gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1/2. bendinde geçen “45.000,00TL” ibaresinin çıkartılarak, yerine “119.000,00TL” ibaresinin yazılması suretiyle karar düzeltilerek onanmalıdır.
    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle, 12.11.2019 tarihli gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1/2. bendinde geçen “45.000,00TL” ibaresinin çıkartılarak, yerine “119.000,00TL” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
    Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.12.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi Anayasal bir haktır. Anayasamızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir (HGK. 23.11.2011 Tarih, 2011/11-554 Esas, 2011/684 Karar). HMK’nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı ayrıca düzenlenmiş olup; davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler (HMK 27/1). Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir (HMK 27/2)
Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunabilmesinin sağlanabilmesinin en önemli araçlarından birisi tebligattır. Tebligat bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Kanunun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgelendirilmesidir.
Tebliğin bu amacına uygun olarak yapılabilmesi için Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümlerin sonucu olarak bazı tebliğ usullerinin uygulanabilmesi için öncesinde bazı işlemlerin yapılması ve bu şekilde tebliğ sağlanamazsa sonraki aşamaya geçilmesi gerekir. Bu aşamalara uyulmaksızın yapılacak tebliğler bilgilendirme amacının gerçekleşmesini engelleyebileceği gibi şekli nitelik taşıyan bu kuralların doğru olarak uygulanmamasına da neden olacaktır.
Tebligat Kanununda; tebligatın, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılacağı (md. 10), adresi meçhul olanlara tebligatın ilanen yapılacağı (md. 28/1) yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya işyeri de bulunamayan kimsenin adresinin meçhul sayılacağı (md. 28/2), Adresin meçhul olması halinde keyfiyetin tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edileceği, bununla beraber tebliği çıkaran mercinin, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine soracağı ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettireceği (md. 28/3) düzenlenmiştir.
İlanen tebliğle ilgili olarak, Tebligat Kanunu Yönetmeliğinin 48. maddesinde ise; bu Yönetmelik hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılamayan, tebliğ memuru tarafından adresi tespit edilemeyen, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmayan kişinin adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması yapılacağı (md. 48/1), Tebligatı çıkaran merci, muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırabileceği ve tespit ettirebileceği, yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi hâlinde adresin meçhul sayılacağı (md. 48/2), adresi meçhul olanlara tebligatın ilanen yapılacağı (md. 48/3), ilânen tebligatın, bu maddedeki usuller izlendikten sonra başvurulacak son çare olduğu (md. 48/4) düzenlemesi bulunmaktadır.
Davalının ticaret sicilindeki adresinin mevcut olmayan bir adres olduğu anlaşılmış olduğundan Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ yapılması mümkün olmadığı için davalıya ilanen tebliğ yapılması gerektiği düşünülmelidir. Ancak ilanen tebliğde şekli olarak tebliğ yapılmış olsa da bilgilendirme amacının maddi olarak gerçekleşmeme ihtimali bulunduğu için yasa ve yönetmelikte bunun en son çare olduğu düzenlenmiş ve öncesinde bazı adres araştırma işlemlerinin yapılması zorunluluğu getirilmiş olduğundan bu araştırmalar yapılmadan ilanen tebliğ yoluna başvurulmamalıdır.
Bu açıklamalarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde 18.09.2014 tarihli haciz tutanağına göre borçluya ait iş makinaları, Ostim Uzayçağı Caddesinde yer alan adreste haczedilmiştir. Ayrıca takibe dayanak senette borçlunun kaşesinde yer alan ticaret siciline bildirilen adres yanında Çankaya, Abdullah Cevdet Sokakta bulunan bir adres yazılıdır. Borçlu bu adreslerde bulunmasa bile bu adreslerde yapılacak araştırma ile hangi adrese taşındığı halen hangi adreste bulunduğunun tespit edilmesi imkânı olabilecektir. Bu adreslerde kolluk araştırması yaptırılmaksızın dosyadaki yazı cevapları yeterli kabul edilerek doğrudan ilanen tebliği yapılması mümkün olmadığından ilanen tebliğ yapılması geçerli bir tebliğ işlemi değildir. Bu durumda borçluya tebliği zorunlu olan satış ilanı tebliği geçerli bir şekilde yapılmamış olupborçlu şikayetinin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan hükmün bu gerekçeyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

KARŞI OY

1- Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık; şikayetçi borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı olan fakat Hilal Mahallesi muhtarlığının, … nolu binanın bulunmadığını, önceden de bu numaraları binanın olmadığını bildirdiği “Hilal Mahallesi 672. Sokak No:…/Ankara” adresine TK’nın 35. maddesine göre usulüne uygun bir tebligat yapılmadan ilanen tebliğ yoluna gidilmesinin ve satış ilamının TK’nın 28. maddesine göre ilanen tebliğin usulüne uygun olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ihalenin feshinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
2-Tebligat Kanunu 6099 sayılı Kanunla değişik 35/4. fıkrasına göre “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.” Anılan hüküm gerekçesinde “Maddenin 4. fıkrası tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmektedir. Tüzel kişilerin adreslerinin bir sicil veya resmî kayıtta belirli olması nedeniyle meçhul olması düşünülemez. Bu çerçevede daha önce kendilerine tebligat yapılmamış olsa bile tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki düzenlemenin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir.” denilmektedir. Görüldüğü üzere tüzel kişiler bakımından adresin meçhul olması söz konusu değildir.
3-Ticaret şirketleri yönünden ticaret sicil adresleri bilinen en son adres olup ticaret sicil adresi değiştirildiği hâlde yeni adres ticaret siciline tescil edilemez ise TK 35/4 uyarınca TK 35/2-3 maddelerine göre ticaret sicil adreslerine tebliğ edilir. Yani tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkartılan tebligat muhataba yapılmış sayılır.
Oysa Tebligat Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen ilanen tebligatın birinci fıkrası “ Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.” Denmektedir. Tüzel kişilerin adresi meçhul olmayacağı için bu madde gerçek kişiler için düzenlenen bir maddedir. TK 28. maddesi 2 ve 3. fıkraları adresin meçhul olması hâlinde tebliğ çıkacak merciin muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine soracağını ve zabıta vasıtası ile tahkik ve tespit ettireceğini düzenlemektedir.
Tüzel kişilerin resmî adresi dışında başka adresinin olması düşünülemeyeceği için böyle bir adres araştırmasına gerek yoktur. Tebligat Yönetmeliği’nin 48/4 fıkrasında ilanen tebligatın bu maddedeki usuller izlendikten sonra başvurulan son çare olduğu belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere tüzel kişiler yönünden TK 35/4 fıkrasına göre tebligat yapılması gerekli olup Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine göre ilanen tebliğ hükümleri uygulanamaz.
Ancak somut olayda borçlu şirketin ticaret sicil adresine çıkarılan tebligatın tebliğ adresinde 2/17 nolu bina yoktur şeklindeki mahalle muhtarlığı cevabı ile tebliğ edilemeden iade edildiği, tebligatın TK 35/4 maddesine göre yapılması tebliğ talebi üzerine “… 2 nolu binanın olmadığı mahallinde yapılan araştırmadan ve muhtar tahkikinden anlaşıldığından Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uygulanmamıştır.” şerhi ile iade edildiği görülmektedir. TK 35/4 maddesine göre tebliğ imkânsızlığı nedeniyle tebligatın Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine göre ilanen tebliğ yapılmasından başka hukuki çare kalmamaktadır. Ancak şirketin adresinin meçhul olması nedeniyle Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine göre ilanen tebliğ işlemine başvurulmadan önce anılan maddedeki yazılı şirketin başkaca adreslerinin bulunup bulunmadığı yönünden bir adres araştırmasına gerek bulunmamaktadır.
Mahkemenin Özel Dairenin şirketin adresini vergi dairesinden, nüfus müdürlüğünden, resmî ve hususi müessese dairelerden araştırılmasından sonra ilanen tebligat yapılması yönündeki bozma görüşüne katılmayarak direnme kararı vermesi isabetlidir.
Ancak her ne kadar mahalle muhtarlığı ticaret sicilinde belirtilen 2/17 nolu binanın bulunmadığı şeklinde cevap vermiş ise de, söz konusu binanın gerçekte olup olmadığının başka bir sokak üzerinde yazılı bulunup bulunmadığının belediyeden sorulup bu konuda zabıta tahkikatı yaptırıldıktan sonra yine de binanın bulunamaması hâlinde başkaca diğer yerlerden adres araştırılmasına gerek bulunmadan ilanen tebligat yapılmasının TK 35/4 ve 28. maddelerinin konuluş amacına daha uygun olacağı görüşündeyim. Bu nedenlerle mahkeme kararının değişik gerekçe ile bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyorum.