• Avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisi özel kanun niteliğindeki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiş olup, Kanun’un “Avukatlık Sözleşmesinin Kapsamı” başlıklı 163. maddesi;
  • “Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir.
  • Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz.” hükmünü taşımaktadır.
  • Kanun maddesinde avukatlık sözleşmesinin bir tanımı yapılmamış ise de, açıklanan unsurlar dikkate alındığında avukatlık sözleşmesi; avukat ile iş sahibi arasında, avukatın hukuki yardımda bulunmayı üstlendiği, iş sahibinin de kural olarak yapılan iş karşılığında avukata ücret ödeme borcu altına girdiği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olarak tanımlanabilir.
  • Avukatlık sözleşmesinin önemli bir unsuru olan avukatlık ücreti ise Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde düzenleme altına alınmış ve avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ veya değeri ifade ettiği belirtilmiştir.
  • Yine anılan Kanun’un 169. maddesi gereği “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 2. maddesine göre de tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.
  • Yukarıda açıklandığı üzere avukatlık sözleşmesi 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiş ise de bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanacak zamanaşımı süresi ile ilgili olarak Avukatlık Kanunu’nda herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Ancak, avukatlık sözleşmesinde bir ücret karşılığında hukuki yardımda bulunma edimi üstlenildiğinden, bu sözleşmenin iş görme amacı güden sözleşmelerden olan ve Borçlar Kanunu’nda düzenlenen “vekâlet sözleşmesi”nin özel bir türü niteliğinde olduğu açıktır. Eldeki dava yürürlük tarihi itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (BK) tabi olup anılan Kanun’un 126. maddesine göre vekâlet sözleşmeleri beş yıllık zamanaşımına tabidir.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2017/674 E. , 2020/955 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 15.06.2011 tarihli dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin, davalıların vekili sıfatıyla Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1144 E., Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2003/165 E. sayılı dava dosyaları ve Kadıköy 1. İcra Dairesinin 2003/1 sayılı satış dosyasında görev aldığını, üzerine düşen edimleri ifa etmesine rağmen 15.06.2006 tarihinde haksız şekilde azledildiğini ileri sürerek 18.800,00TL vekâlet ücreti alacağının 14.100,00TL’sinin davalı …’tan, 4.700,00TL’sinin ise davalı …’tan, azil tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalılar vekili cevap dilekçesinde, iddiaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin herhangi bir borcu bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    Mahkeme Kararı:
  3. İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.11.2013 tarihli ve 2012/571 E., 2013/608 K. sayılı kararı ile; vekâlet ücreti alacağına ilişkin davanın beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu, zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihte işlemeye başlayacağı, eldeki davaya konu edilen işlerde vekâlet ücreti alacaklarının azilden çok önce doğduğu ve davacının bu dosyalarda müvekkilleri yönünden yapacağı bir işlemin kalmadığı tarihten itibaren beş yıllık sürenin de dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 23.03.2015 tarihli ve 2014/29575 E., 2015/9014 K. sayılı kararı ile; “…Dava, vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davacının, 17.11.2000 tarihli vekâletname ile davalılar vekili iken davalılar tarafından 15.6.2006 tarihinde vekillikten azledildiği ve azilnamenin davacıya 22.6.2006 tarihinde tebliğ edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147.maddesi (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126.maddesi) gereğince vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar, 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğrarlar. Eldeki davada, davacının azledildiğini öğrendiği 22.6.2006 tarihinden itibaren başlayan 5 yıllık zamanaşımı süresinin, dava tarihi olan 15.6.2011 tarihi itibariyle dolmadığı anlaşılmaktadır. O halde, davaya konu edilen vekalet ücreti alacağının zamanaşımına uğraması söz konusu olmadığından; mahkemece işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. Mahkemece 25.12.2015 tarihli ve 2015/377 E., 2015/480 K. sayılı kararı ile; zamanaşımının kanun gereği alacak hakkının doğduğu anda başlayacağı, vekâlet ücreti alacağının ancak vekâlete konu iş sonuçlandırıldığında muaccel hâle geleceği, Özel Dairenin kabul ettiği şekilde azille zamanaşımının başlayacağına ilişkin hiçbir yasal düzenlemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda vekâlet ücreti iddiasına konu alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin hangi tarihte işlemeye başlayacağı, burada varılacak sonuca göre zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Taraflar arasındaki uyuşmazlık avukatlık sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisi özel kanun niteliğindeki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiş olup, Kanun’un “Avukatlık Sözleşmesinin Kapsamı” başlıklı 163. maddesi;
    “Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir.
    Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz.” hükmünü taşımaktadır.
  2. Kanun maddesinde avukatlık sözleşmesinin bir tanımı yapılmamış ise de, açıklanan unsurlar dikkate alındığında avukatlık sözleşmesi; avukat ile iş sahibi arasında, avukatın hukuki yardımda bulunmayı üstlendiği, iş sahibinin de kural olarak yapılan iş karşılığında avukata ücret ödeme borcu altına girdiği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olarak tanımlanabilir.
  3. Avukatlık sözleşmesinin önemli bir unsuru olan avukatlık ücreti ise Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde düzenleme altına alınmış ve avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ veya değeri ifade ettiği belirtilmiştir.
  4. Yine anılan Kanun’un 169. maddesi gereği “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 2. maddesine göre de tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.
  5. Yukarıda açıklandığı üzere avukatlık sözleşmesi 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiş ise de bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanacak zamanaşımı süresi ile ilgili olarak Avukatlık Kanunu’nda herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Ancak, avukatlık sözleşmesinde bir ücret karşılığında hukuki yardımda bulunma edimi üstlenildiğinden, bu sözleşmenin iş görme amacı güden sözleşmelerden olan ve Borçlar Kanunu’nda düzenlenen “vekâlet sözleşmesi”nin özel bir türü niteliğinde olduğu açıktır. Eldeki dava yürürlük tarihi itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (BK) tabi olup anılan Kanun’un 126. maddesine göre vekâlet sözleşmeleri beş yıllık zamanaşımına tabidir.
  6. Bu açıklamalardan sonra kısaca zamanaşımı kavramı üzerinde durulması yerinde olacaktır.
  7. Bilindiği gibi hukukta normların yürürlüğü, hakların kazanılması ve kaybedilmesi, yaptırımların uygulanması belirli sürelere bağlanmıştır. Ancak hukukun her dalında sürelerin türleri ve nitelikleri farklı olup değişik sonuçlar doğurmaktadır. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.
  8. Başka bir anlatımla zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve haklar üzerinde etki yapan kanuni sukut sebebidir.
  9. Kural olarak; sözleşmeden doğan alacak zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu anda işlemeye başlar (BK, m.128).
  10. Bu noktada zamanaşımının başlangıcını teşkil eden “muacceliyet” kavramı üzerinde durulmalıdır.
  11. Kanun veya sözleşme farklı bir düzenleme getirmediği veya işin niteliği aksini gerektirmediği takdirde borç doğumu anında muacceldir (BK, m.74). Muacceliyet kavramı, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hâle gelmiş olma anlamını taşıdığından, öncelikle doğmuş bir alacağın varlığı gerekir. Bu anlamda, kural olarak, ifa anının gelmesine borcun muaccel olması denilebilir. Alacaklı ancak bundan sonra alacağını dava edebilir ve alacak için zamanaşımı süresi de bu andan itibaren işler.
  12. Bir iş görme sözleşmesi olan avukatlık sözleşmesinde de ücret, aksine bir anlaşma olmadığı takdirde, işin tamamlanması (hukuki yardımın konusu bir dava ise, davanın kesin hükme bağlanması, bir icra takibi ise takibin sonuçlanması veya aciz vesikasına bağlanması suretiyle) ile muaccel olur. Bununla birlikte avukatın üzerine aldığı iş sonuçlanmadan haksız azil, haklı istifa, vekilin ölümü veya ehliyetini kaybetmesi sebebiyle sözleşme sona ererse, muacceliyet sona erme ile birlikte gerçekleşir.
  13. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davacı avukat Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1149 E. sayılı dosyasında davalıları vekil sıfatıyla temsil etmiş ve bu dosyada verilen karar 12.12.2002 tarihinde kesinleşmiştir. Bunun yanı sıra Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2000/1006 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında davalıların vekili olarak yer almış, dava 03.02.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesi yönündeki bu karar davacı tarafından Kadıköy 1. İcra Dairesinin 2003/1 sayılı satış dosyası üzerinden takibe konulmuş, kıymet takdirine itiraza ilişkin yargılama 2003/165 E. sayılı dosyayla 21.03.2003 tarihinde karara bağlanmıştır. İcra dosyasında davacı avukatın ve diğer ortakların iştirakiyle 27.06.2003 tarihinde satışın düşürülmesi talep edilmiş, yine davacı avukatın 12.10.2005 tarihli dilekçesiyle taşınmazlar üzerindeki satışa arz şerhinin kaldırılması istenmiş ve 02.02.2006 tarihinde de tarafların satıştan feragati gerekçesiyle icra dairesince satışın düşürülmesine ve satış defterinin kapatılmasına karar verilmiştir. Bu tarihten sonra davacı avukatça müvekkiline ait herhangi bir iş yürütülmemiştir.
  14. Tüm bunlar göz önüne alındığında eldeki uyuşmazlığa konu dava ve işlerin kesinleşme ve sair suretle tamamlandığı, davacı avukat tarafından en son yapılan işlemin 02.02.2006 tarihinde icra dairesince satışın düşürülmesine ve satış defterinin kapatılmasına karar verilmekle sona erdiği, dolayısıyla bu tarih itibariyle vekâlet ücreti alacağının muaccel hâle gelip zamanaşımı süresininişlemeye başladığı açıktır. Dava tarihi olan 15.06.2011 tarihine kadar BK’nın 126. maddesindeki beş yıllık süre dolmuş ve tüm alacak iddiaları zamanaşımına uğramıştır. Avukatın üzerine aldığı işler sonuçlandıktan sonra gerçekleşen azlin zaten muaccel hâle gelmiş bu işler yönünden zamanaşımının hesabında etkisi bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca Yerel Mahkemenin zamanaşımı nedeniyle davanın reddi yönünde verdiği direnme kararı haklı ve yerindedir.
  15. Yeri gelmişken, davacı vekilinin aşamalarda kesinleşmiş ve Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık dışında kalmış hususlara ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesinin gelinen aşamada mümkün olmadığı hususu da belirtilmelidir.
  16. Sonuç itibariyle, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA,
Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.11.2020 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.