8. Yargı Paketi TBMM’ye sunuldu.

8. Yargı Paketi TBMM’ye sunuldu.

Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

Biri geçici olmak üzere toplam 43 maddeden oluşan değişik kanunların 105 maddesinde değişiklik öngören 8. Yargı Paketi TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

HAGB, Tazminat Komisyonu, İnfaz Kanunu başta birçok alan yeniden düzenlenecek. Yine tüm mahkemelerde süreler yeknesak hale gelecek ve tefhim tarihe karışıp süreler tebliğle başlamasına ilişkin düzenlemeler yer alıyor.

Değişikliklerin kabul edilmesi halinde adli para cezaları artırılacak, yatarı bulunmayan mahkumiyetlerde de artık hapis cezası olacak.

➡️ Adli para Cezalarında alt sınır 100 TL’ye, üst sınır ise 500 TL’ye çıkarılıyor.

➡️ Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuru dosyalarına kısıtlama getiriliyor.

➡️ Manevi tazminat talepleri Anayasa Mahkemesi yerine artık Tazminat Komisyonu’na yapılacak.

➡️ Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararlarına karşı artık Sulh Cezalarda itiraz edilmeyecek İdare Mahkemelerinde dava açılacak.

➡️ Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum edilen sanıklar için uygulanacak. Daha önce hüküm verilmeden önce uygulanan bu düzenleme, artık hükümle uygulanacak. Bununla birlikte, hükmün açıklanması geri bırakılsa bile mahkemelerin müsadere kararları uygulanacak.

➡️ Teklifle kanun yollarına başvuru sürelerinin yeknesaklaştırılmasına ve bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına dair değişiklikler yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükmü getirilmekte ve sayılan kanunlarda yapılan değişikliklerin 01/06/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar bakımından geçerli olacağı kabul edilmektedir. Maddeyle, hak kayıplarının önlenmesi ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Teklif ile; Ceza Muhakemesi Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu ve ilgili kanunlarda düzenleme yapılarak kanun yolları bakımından “gün” olarak belirlenen sürelerin “hafta” ve “ay” şeklinde değiştirilmesi, bir güne karşılık gelen adli para cezasının miktarının artırılması ve mahsup, önödeme ve istinaf kanun yoluna başvuru hükümlerinde yer alan parasal sınırların değiştirilmesi, ceza yargılamasında kabul edilen koruma tedbirlerine ilişkin olarak ilave güvenceler getirilmesi, bazı adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasından mağdur olan kişilere tazminat talep imkanı getirilmesi ve tazminat talep edilebilecek hallerden bir kısmı bakımından idari başvuru ihdas edilmesi, makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilenlerin iddiaları bakımından daha kolay erişilebilir, hızlı işleyen, birinci nitelikte bir başvuru yolu oluşturulması ve ilgiliye 6384 sayılı Kanunla kurulan Komisyona müracaat imkanı tanınması, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları ile yurt dışına veri aktarımına ilişkin hükümlerde değişiklik yapılması, özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumunun değiştirilmesi ve ceza infaz kurumunda bulunma halinin doğrudan doğruya kısıtlanma nedeni olmaktan çıkarılması, hükümlülerde vesayetin sona ermesi hallerinin yeniden düzenlenmesi, silahlı örgütler bakımından örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilinin müstakil bir suç olarak kabul edilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yeniden düzenlenmesi, deprem bölgesinde sanayi alt yapısını güçlendirmeye yönelik destek ve uygulamaların devamının sağlanması, gelir ve aylık ödemesi yapılanlara ödenen bayram ikramiyesinin miktarının yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

İstinaf ve Temyiz de Süreler Birleştiriliyor.

İstinaf ve temyiz süreleri 2 hafta ve tebliğden başlayacak şekilde düzenlenmektedir.

18. Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinde değişiklik
yapılmaktadır.


Muhakeme hukuku, düzenlediği alan itibarıyla birçok farklı süreyi bünyesinde
barındırnmaktadır. Soyut bir kavram olan zamanın somut bir kesimini ifade eden süre, hukuki bir olayın meydana gelmesi veya işlemin tesis edilmesi üzerine yapılacak adli işlemler dolayısıyla muhakeme hukuku bakımından önemli bir niteliğe sahiptir.


Ceza ve hukuk yargılamasında, kanun yollarına başvuruda farklı sürelere yer verilmesi,
muhakeme süjelerinin adalete erişimini güçleştirebilmekte, hak arama yollarının
kullanilmasında karışıklığa sebebiyet verebilmekte ve hak kayıplarına neden olabilmektedir.


1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunuyla,
istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süresi ki hafta” olarak belirlenmiştir.


Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanulabilmesi amacıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddelerinde yapılan düzenlemelerle, kanun yoluna ilişkin olup “gün” olarak belirlenen sürelerin “hafta” ve “ay” şeklinde değiştirilmesi suretiyle 6100 sayılı Kanunla uyum sağlanmaktadır. Sürelerin bu şekilde yeknesaklaştırılması, ceza ve hukuk yargılamaları bakimından muhakeme süjelerinin olası hak
kayıplarının önlenmesine katkıda bulunacaktır.


Öte yandan, 5271 saylı Kanuna göre, istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru süresi, hükmün ilgilinin hazır bulunduğu duruşmada açıklanması, bir başka ifadeyle tefhim edilmesi durumunda bu tarihten, yokluğunda açıklanması durumunda ise ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren başlamaktadır.
Ceza muhakemesi uygulamasında hükmün gerekçesi, hüküm açıklandığında değil,
gerekçeli kararın yazılmasından sonra taraflara tebliğ edilmektedir. Hükmün açıklandığı duruşmada hazır bulunan taraf bakımından kanun yoluna başvuru süresi, hükmün açıklandığı
tarih itibarıyla başlamaktadır. Kanun yoluna başvurmayı düşünen taraf, hükmün gerekçesini
öğrenmek suretiyle iddia ve savunmalarını ileri sürebilmek için süre tutum dilekçesi vermekte,
bilahare gerekçeli kararın tebliği üzerine de ayrıntılı istinaf veya temyiz dilekçesini
vermektedir. Bu uygulama, muhakeme süjeleri bakımından külfet oluşturduğu gibi emek ve zaman israfina da neden olmaktadır.
6100 sayılu Kanunla, kanun yollarına başvuru sürelerinin, kararın tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir.

Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla 2004 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde
yapılan düzenlemelerle,

6100 sayılı Kanunda olduğu gibi istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru sürelerinin hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacağı
hüküm altna alınmaktadır.

Böylelikle, hüküm ilgiliye tefhim edilmiş olsa bile, istinaf veya temyiz süresinin tefhim tarihinden değil, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması sağlanmaktadır.

Hükümlülerde Vesayet Düzenlemesi

8.Maddeyle, 4721 sayılı Kanunun 471 inci maddesi değiştirilmektedir.


Madde, Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023 tarihli ve E: 2022/105; K: 2023/54 sayılı
kararıyla 407 nci maddeyle birlikte iptal edilmiştir. Teklifle söz konusu 407 nci madde, iptal gerekçeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmektedir. 407 nci maddede yapılması öngörülen
düzenlemelere bağlı olarak hükümlülerde vesayetin sona ermesi halleri bu maddeyle yeniden düzenlenmektedir.


Maddenin birinci fikrasında, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis hâlinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı hükme bağlanmaktadır.


Maddenin ikinci fıkrasında ise, hapis hâlinin devamı süresince vesayetin sona
erdirilebileceği haller düzenlenmiştir. Buna göre, toplam beş yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması;
toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından ise kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya malvarlığının
korunması sebebinin ortadan kalkması hâlinde vesayet sona erdirilebilecektir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

15.Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik
yapılmaktadır.



Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki kararı birden barındıran bir kurumdur.

İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan ve bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulnması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması
hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. kinci karar ise, bu hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanımasınn engelleyen hükmün açıklanmasının geri
birakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri
brakılması kurumuna göre kanuni koşulları sağlayan kişiler hakkındaki mahkûmiyet hükmü,
denetim süresi içinde, kendine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve kastlı yeni bir
suç işlememeleri kaydıyla, kişiler hakkında hukuken bir sonuç doğurmaz. Yargıtay Ceza Genel
Kurulu da 19/2/2008 tarihli ve 346-25 sayıh kararı başta olmak üzere birçok kararında bu tespiti
yapmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık ondokuz yıllık uygulaması
süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı
görev ifa etmiştir.

Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak
üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını
belirleyen kanun koyucu tarafindan kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla
5560, 5728, 6008, 6545 ve 7445 saylı kanunlarla 231 inci maddede bazı değişiklikler
yapılmıştır.


Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E: 2022/120; K: 2023/107
sayılı kararıyla 231 inci maddenin beş ilâ ondördüncü fikralarında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin düzenlemeler iptal edilmiş ve iptal kararının
Resmî Gazete de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 1/8/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’ de
yayımlanmıştır.


Anayasa Mahkemesi iptal kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından itiraz kanun yolunun etkili bir kanun yolu olarak görev ifa etmediğini, yargılamanın
başında sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmasının sanık üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu baskı altında kabul edilen hüikmün açıklanmasının
geri brakilması kararının istinaf kanun yolundan feragat sonucunu taşıyan bir duruma neden
olduğunu, ayrıca hükmün açıklanmasının geri burakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere
kararlarının infazna ilişkin bir düzenleme olmadığını belirtmişstir.
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınmak suretiyle hükmün açıklanmasının geri brakılması kurumu yeniden düzenlenmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanık hakkında yapılan yargılama sonunda iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olabilecek
hüküm, sadece mahkumiyet hükmüdür. Dolayısıyla, mahkemece ancak mahkûmiyet hükmü
tesis edildiği takdirde, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilebilecektir.

Bu nedenle, hükmün tesisine ilişkin usul kuralları titizlikle uygulanmalı
ve 230, 231 ve 232 nci maddelere uygun olarak hüküm kurulmalıdır.


Anayasann 35 inci maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin beşinci fikrasında yapılan düzenlemeyle, hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararıyla birlikte verilen müsadere kararlarının hukuki sonuç doğuracağı kabul edilmektedir. Buna göre, hükmün açıklannmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararları, hükmün açıklanmasının geri brakılması kararının kesinleşmesiyle birlikte yerine getirilecektir. Böylelikle, 4458 sayılı Gümrük Kanunu, 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 6831 sayı Orman Kanunu kapsamındaki müsadere konusu eşyalar başta olmak üzere halk sağlığını ve gūvenliğini etkileyen bu eşyaların müsadere
edilebilmesi sağlanmakta ve toplum yararı gözetilmektedir. Esasen mevcut diüzenlemeye göre
de müsadere kararları infaz edilmekte olup, düzenlemeyle Anayasa Mahkemesinin iptal
gerekçesi dikkate alnarak müsadere kararlarının infazı bakımından kanuni belirlilik
sağlanmaktadır.

Kanun Teklifi’nin Tam Metni İçin Tıklayın


SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top