ÖZET :

  • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir.
  • Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır.
  • Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez.
  • Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
  • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
  • Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır.
  • Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.
  • Davacı şirkete protokole bağlanan bir borç bulunduğu sabittir. Her iki raporda da; şirketlerin yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısı olan hâkim ortaklarının aynı olduğu, evli olan bu ortaklardan birinin limited şirkette diğerinin ise anonim şirkette, şirketleri temsil ve ilzama yetkili oldukları, her iki şirketin faaliyet alanının büyük oranda (özellikle çimento konusunda) kesiştiği, şirketlerin internet sitesinde birbirlerinin tanıtımına yer vererek birbirlerine referans oldukları, ancak sonradan bu bilgilerin çıkartıldığı, üçüncü kişiler nezdinde sanki tek bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratıldığı, Antalya 1. İcra Mahkemesinin 2009/1244 sayılı dosyasında da davalı şirketler arasında güçlü bir organik ve fiili bağlantının bulunduğunun saptandığı,
  • Bucak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/333 D. işler sayılı dosyası üzerinden yapılan tespitte de her iki şirket arasındaki organik bağ, iktisadi bütünlük ve yönetsel özdeşliğin tespit edildiği, şirketin birbirlerinin kredi borçlarına kefil oldukları, malvarlıklarının özdeşleştiği, yurtdışından gönderilen 629.335 USD’nin davalı şirketlerden SC Ltd. Şti. yetkilisi… …tarafından çekildiği, davacı şirket ile aralarında protokole bağlanmış bir borç bulunmasına rağmen davacıya ödeme yapılmadığı tespit edilmiştir.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2020/94 E. , 2020/358 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 11.01.2010 harç tarihli dava dilekçesinde; davalılardan SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ile imzalanan 22.01.2009 tarihli satış sözleşmesine istinaden sözleşmeye konu malların teslim edilip, mal karşılığı düzenlenen iki adet faturanın kargo aracılığıyla gönderilerek kesinleştirildiğini, satış sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’den teminat alındığını, ancak adı geçen şirketin bu teminatı ifadan acze düştüğünü, dosyaya sunulan akreditif temlikine ilişkin belgelerden akreditif tahtında herhangi bir tarafın sahip olduğu bir güvence ve ödeme garantisinin bulunmadığını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin 541.667 USD ve 153.301.77 USD ödeme dışında herhangi bir ödeme yapmadığını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ile yapılan toplantı ile bunun 13.10.2009 tarihinde tutanağa bağlanıp, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin borç miktarını ikrar ettiğini, SC Dış Ticaret Ltd. Şti. aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2009/674 E. sayılı dosyasında açılan davanın derdest olduğunu, Ankara 32. İcra Dairesinin 2009/17070 E. sayılı dosyası üzerinden yapılan takibe SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin itiraz etmediğini ve takibin kesinleştiğini, davalı şirketlerin tüzel kişilik perdelerinin çapraz olarak kaldırılmasının tüm koşullarının oluştuğunu, zira davalı şirketlerin unvanlarının ve faaliyet alanlarının aynı olup, her iki şirket ortaklarından… ve…’ın evli olduklarını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin adresinde yapılan haciz esnasında bilgisayarda SC Endüstri Tesisleri Elektro Mekn. İml. Montaj ve Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait antetin kullanıldığı, yine icra takibi nedeniyle Antalya Limanında bulunan “MV Arbalist” gemisine yüklenen çimentoların haczi sonrasında SC… A.Ş.’nin istihkak iddiasında bulunduğu, Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1244 E. sayılı dosyasında SC… A.Ş. ile SC… Ltd. Şti. arasında hukuki ve fiili bağlantı olduğu hususunda hüküm tesis edildiğini, sözü edilen çimentoların sevk irsaliyeleri ve kantar fişlerinde “SC Ltd. Şti.” ibaresinin çizilerek “SC A.Ş.” olarak düzeltildiğinin mahkemece tespit edildiğini, yapılan haciz sonrasında SC Export (Ltd.) olarak web sayfasında SC…A.Ş.’ye ait bilgilerin kaldırıldığını, borçlu SC… Ltd. Şti.’nin, SC…A.Ş. tüzel kişiliği adı altında mal kaçırma girişimleri olduğunu ileri sürerek tüzel kişilik perdelerinin kaldırılması suretiyle, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin ikrar ile sabit olan borcundan diğer davalı … Endüstri Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. ve Tic. A.Ş.’ninde aynen sorumlu olduğunun tespitine, dava konusu 2.454.565.13 USD alacağın fatura tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte SC End. Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj San.ve Tic. A.Ş.’den tahsilini talep etmiş iken ıslah dilekçesiyle dava konusu alacağın faizi ile birlikte SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ve SC End. Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. Tic. A.Ş.’den müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Dava dilekçesi usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilmiştir.
    5.1. Davalı … Endüstri Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. ve Tic. A.Ş. vekili 13.04.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin, davacı ile diğer davalı … Tic. Ltd. Şti. arasındaki 22.01.2009 tarihli satış sözleşmesinin tarafı olmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, diğer davalı … Ltd. Şti.’nin, davacıdan ihraç kaydı ile satın aldığı malların yurtdışındaki alıcı firmalardan kaynaklanan tahsilat gecikmesi nedeniyle davacıya diğer davalı tarafından 695.000 USD ödeme yapıldığını, davalı … Ltd. Şti. ile davacının 13.10.2009 tarihinde bir araya gelerek 2.017.500.00 USD karşılığında borcun 31.12.2009 tarihinde ödenmesi kaydıyla borcun tasfiyesine karar verildiğini, davalı şirketlerin tamamen farklı tüzel kişilikler olduğunu, şirketlerin faaliyet alanlarının farklı olup, iki şirket arasında organik bir bağ bulunmadığını, davacı iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    5.2. Davalı … Tic. Ltd. Şti. vekili 13.04.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacı yanın müvekkili şirket aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/674 E. sayılı dosyasıyla alacak davası açtığını, davanın derdest olup, iş bu dava ile konularının aynı olduğunu, ayrıca müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, davacının müvekkili şirket ile sözleşme imzaladığını, müvekkili şirketin borçlarından diğer davalı şirketin sorumluluğuna gidilecek dayanakların mevcut olmadığını, davacının tüzel kişilik perdesinin aralamasına ilişkin iddiasının yeterli olmadığını, her iki şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
    Mahkeme Kararı:
  3. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2010/500 E., 2013/647 K. sayılı kararı ile; özellikle benimsenen bilirkişi kurulu raporuna göre davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektirir koşullar bulunmadığı, davalılardan SC End. Tes. A.Ş. ile davalı şirket arasında herhangi bir akdi ilişki bulunmadığı gibi, ıslah dilekçesinde talep edilen alacağın bu şirketten tahsilini gerektirir haklı bir neden ortaya konulmadığı, davalı … Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davada ıslah dilekçesi ile talep edilen 2.454.565.13 USD alacak ile ilgili mevcut davanın açıldığı tarih itibariyle mahkemenin 2009/674 E. sayılı dosyasında aynı taraflar arasında ve yine aynı sözleşme ilişkisine dayalı olarak bir alacak davası mevcut olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-ı maddesi uyarınca anılan dava, mevcut dava için derdestlik oluşturmakla mevcut ikinci davanın bu davalı şirket yönünden dava şartı yokluğundan reddinin gerektiği gerekçesiyle SC End. Tes. Elekt. Mak. İml. Mont. San. A.Ş. aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalı … Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 24.03.2015 tarihli ve 2014/7187 E., 2015/4144 K. sayılı kararı ile; davalılardan SC Dış Tic. Ltd. Şti. ile ilgili temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, davalı … Endüstri Tesisleri Elektro …İml.Mon.ve San.veTic A.Ş. hakkındaki temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede ise;
    “…Görüldüğü gibi her iki bilirkişi raporunda da davalı şirketlerin aralarındaki organik bağ, yönetsel özdeşlik, dışa karşı yaratılan algı nedeniyle tek bir ekonomik ünite olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda birlik mevcuttur. Raporlar arasındaki farklılık, maddi vaka olarak tespit edilen hususların hukuki değerlendirilmesi noktasındadır. Hukuki değerlendirme ise, hâkimin görevine giren bir husustur… Maddi vakaların tespiti yönünden birbirini doğrulayan bilirkişi raporlarında yer alan veriler birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK’nın 2.maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı ve olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisini uygulama koşullarının gerçekleşmiş olması nedeniyle davalı … Ltd. Şti.’nin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı … A.Ş’.nin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  6. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.10.2016 tarihli ve 2016/287 E., 2016/478 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi açıklandıktan sonra yargılama sırasında alınan uzman bilirkişi heyetinin raporunda da tespit edildiği gibi davalı … Limited Şirketinin borcundan kurtulmak amacıyla hileye başvurduğunun ve hakkını kötüye kullandığının somut olarak ispatlanamadığı, yapılan satışın büyük hacimli bir ticaret satışı olduğunu, satış sözleşmesinin taraflarının tacir olduğu bu nedenle basiretli tacir gibi davranmaları gerektiği, dava dosyasındaki davalı şirketlerin hâkim ortakları olan… …ile…’ın ihraç edilen çimento bedelini şahsi mal varlıklarına aktardıklarına ilişkin dosyada sunulan herhangi bir delilin bulunmadığı, şirket tüzel kişiliğinin arkasına saklanarak ayrılık ilkesinin sağladığı güvenceden yararlandıkları, haklarını kötüye kullandıklarına dair yeterli delil bulunmadığı gibi SC Dış Ticaret Limited Şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak SC Anonim Şirketi müteselsil sorumluluğunu gerektirecek koşulların oluşmadığı ayrıca SC Limited Şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması durumunda başvurulacak kişilerin… …ile… olduğu, bu durumda sadece bu kişilerin mal varlıklarında ve diğer şirket SC Anonim Şirketindeki pay ve hisselerinden alacak tahsili için dava açmanın söz konusu olabileceği, SC Anonim Şirketinin tüzel kişiliğinin kaldırılması hâlinde… …ve… dışındaki ortakların ve alacaklıların haklarının ihlal edileceği belirtilerek karşı oyda belirtilen gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması koşullarının somut olay bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

  1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; direnme adı altında verilen kararın gerekçesinde önceki gerekçeye ilave olarak Özel Daire bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesine de yer verilmiş olması ve bu hususun açık temyiz nedeni yapılmış olması karşısında kararın yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı husus ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmelerde; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek, yeni bir delil toplamadan, önceki deliller çerçevesinde karar verilmesi gerektiği; gerekçenin önceki karara göre genişletilebilirse de değiştirilemeyeceği, mahkemece bozma kararını karşılamak adına gerekçe genişletildiğinden ön sorun bulunmadığı hususu oy birliğiyle kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

IV. GEREKÇE

  1. Dava, alacağın varlığının tespiti ve tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması suretiyle tahsili istemine ilişkindir.
  2. Genel anlamıyla borç; bir kişinin, diğerine karşı bir edimi yerine getirme, bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama yükümlülüğü altına sokan hukuki bağ anlamına gelmektedir. Borçlunun sorumluluğu ilkesi gereğince; bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlu borcunu ifa etmediği takdirde, alacaklı, Devlet zoruyla alacağını veya alacağının yerine geçecek olan bir miktar parayı elde edebilecektir. Borç ilişkisi ise daha geniş bir anlam olan; taraflar arasındaki çeşitli borçların kaynağını oluşturan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir (Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2018, s. 3 vd.; Reisoğlu, S: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s. 33 vd.; Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2018, s. 21vd.).
  3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “dürüst davranma” başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Aynı Kanun’un “iyiniyet” başlığını taşıyan 3. maddesinde; Kanun’un iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, aslolanın iyiniyetin varlığı olduğu belirtilmiş; ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı da açıkça vurgulanmıştır. TMK’nın 5. maddesinde ise; TMK ve Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı kuralı getirilmiştir.
  4. Borçlar hukuku ile ticaret hukuku ve TMK arasındaki ilişki uyuşmazlığın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 1. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı kural, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) “ticari hükümler” başlıklı 1. maddesinde de daha sade bir dil kullanılarak yer almıştır: Madde aynen;
    “(1) Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir. (2) Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.” şeklindedir.
  5. Hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49).
  6. Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir (Poroy, R/ Tekinalp, Ü/Çamoğlu, E: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).
  7. Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50).
  8. TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138. maddelerinde (6102 sayılı TTK’nın 1 ve 126. maddeleri) hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir.
  9. O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)]. Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır [Ulusoy, E.: Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 352 vd). Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır [Sağlam, İ: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir BakışTüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu ( Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 154 vd.)].
  10. Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. “İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması (abus de la personnalite morale) hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi (liftingpiercing of theveil) veya yok sayılması (disregard of thecorporateent-tiy) ve tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır (Battal, A.:Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları Ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, Ekim 1998, C24, s 659 vd.).
  11. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Bu kavram hukukumuzda ve yabancı hukuklarda düzenlenmemiş olup; mahkemeler hukuku (caselaw) ve öğreti ile özellikle de bankacılık sektörü ve sermaye piyasasındaki yolsuzlukların önlenmesi gayesiyle ortaya çıkmıştır. Türk Hukukuna ise ilk defa 1963 yılında giren tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi öğretide kimi zaman tülün kaldırılması, tüzel kişilik perdesinin aralanması, örtünün delinmesi ya da ışıldak gibi değişik terimlerle ifade edilmiştir (Antalya –s. 152; Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu-s.106; Çamoğlu, E.: Ticaret Ortaklıkları Bakımından Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C.32, S.2, Haziran 2016; Memiş, T./ Öztek, S: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması (Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 197 vd.) Akıncı, Ş: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.27, S.3, 2019, s.652 vd.; Yüksel, K.: Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı), İstanbul,2008,263 vd. ).
  12. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuralı yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Kanun, Çek Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.
  13. Yargıtay içtihatlarında benimsenerek öğretide de vurgulandığı gibi; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedenlemesi durumuyla karşı karşıya kalınılabilir. Belirtmekte yarar vardır ki, mahkeme kararıyla kaldırılmasına hükmedilen şey tüzel kişilik değil, tüzel kişiliğin perdesidir (Akıncı, s. 661; Çamoğlu, s. 12; Antalya, s.152; Tekinalp, G./Tekinalp, Ü.: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1995, s.395 vd.; Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu s. 107 vd.).
  14. Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri, bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları, aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları, yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir.
  15. Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Somut uyuşmazlığımız bakımından tartışılması gereken dördüncü hâlde ise sadece ana ve yavru ortaklık değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş ortaklıklar arasında perdenin çapraz olarak kaldırılması durumu söz konusu olmaktadır (Tekinalp/Tekinalp, s.399).
  16. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır.
    Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s:209).
  17. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.
  18. Öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları yukarıdaki şekilde olmakla birlikte konunun aydınlanması için dosya kapsamında yer alan ve esasen her iki bilirkişi raporunda aynı şekilde özetlenen maddi vakıaların yeniden gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır:
    30.1. Davacı şirket ile davalı … Ltd. Şti. arasındaki 22.01.2009 tarihli ihraç kaydıyla çimento satışına ilişkin sözleşme düzenlendiği, davacıya kısmi ödemede bulunulduğu, ithalatçı tarafından kendi lehine düzenlenen akreditif haklarının davacıya temlik edildiği, akreditif uyarınca temlik eden SC Ltd. Şti.’ye ödeme yapılması durumunda alacak tutarının davacı şirketin Akbank Antalya Şubesi Ticari hesabına gönderileceğinin bildirildiği, ihbar bankası tarafından davacı şirkete hitaben yazılan yazıda, “…İnceleme sırasında akreditifin 47A alanına ilişkin uyumsuzluklar tespit edildiği, bu hususların SC Dış Tic. Ltd. Şti.’ne 03.03.2009 tarihinde bildirildiği, bir yüklemenin akreditifin kendilerine devrinden önce gerçekleştirildiği, 02.03.2009 tarihinde ibraz edilen vesaike ilişkin yüklemenin Amir Bankanın değişikliğinin beklenmeden yapıldığı…” gerekçeleriyle 02.03.2009 tarihli vesaik ve daha sonra ibraz edilecek vesaikin akreditif koruyuculuğu altında olmadığının bildirildiği, tarafların 13.10.2009 tarihinde borç miktarına yönelik anlaşma yaptıkları, kayıtlara göre, davacının bu satıştan kaynaklanan alacağını tam olarak tahsil edemediği anlaşılmaktadır. SC A.Ş. ile SC Ltd. Şti.’nin aslında tek tüzel kişilik olduğu iddia edilmiştir.
    30.2. Her iki şirketin unvanının asıl unsurunun (SC) olduğu, ticaret sicil kayıtlarına göre iki şirketin hâkim ortakları (Nurgün ve…) aynı olup bu kişilerin evli oldukları, hâkim ortakların yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısı oldukları ve SC…AŞ’nin temsil ve ilzam yetkilisinin…, SC …Ltd. Şti.’nin temsil ve ilzam yetkilisinin… …olduğu, davalı şirketlerin faaliyet alanlarının büyük oranda kesiştiği, hatta dosya kapsamında bulunan 25.11.2009 tarihli SC Export (LTD) olarak yayınlanan Web sayfasında, SC..AŞ’ye yönelik bilgilere ve referanslara yer verildiği ticaret sicili kayıtlarından ve internet çıktılarından görülmüştür. Sitenin “Hakkımızda” başlıklı bölümünde “SC A Ş. Yönetim Kurulu üyelerimiz tarafından 1996 yılında Ankara’da kurulmuştur.” ibarelerine yer verilerek faaliyet alanları gösterilmiş ve akabinde “SCExport birikmiş tecrübesi ve profesyonel ekip desteği ile SC A Ş.’ye uluslararası alanda iş geliştirme misyonunu üstlenmiştir.”, “SC Export’un misyonunun Türkiye’deki malların ihracatıyla sınırlı olmadığı, ithalat, ihracat, uluslararası ticaret, hedef pazarlarda dağıtım kanallarının yapılandırılması, ortak girişimlerde yer alma…” gibi ibarelere yer verilmiştir.
    30.3. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.10.2009 tarihli ve 2009/674 E. sayılı dosyasında alacaklı Göltaş… A.Ş. tarafından borçlu SC…Ltd. aleyhine alınan ihtiyati haciz kararı sonrası alacaklı vekilinin talebi üzerine (ihtiyati haciz kararı ve ihracat beyannamesi de eklenmek suretiyle) alacaklı vekili tarafından gösterilecek tüm adreslerinden, ayrıca 09070100 EX 012660 beyanname numarası ile MV ARBALIST adlı gemi içinde bulunan menkul malların borç kadarını ihtiyaten haczine ayrıca geminin limanda haciz işlemleri bitene kadar bekletilmesine karar verilmiştir. İhracat beyannamesi SC A.Ş. adına düzenlenmiştir. Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1244 E. sayılı dosyasında davacı … A.Ş.’nin söz konusu malların kendisine ait olduğu, borçlu şirketle ilgisi bulunmadığı, yapılan haciz isteminin haksız olduğundan bahisle yapmış olduğu şikayet mahkemece; borçlu şirket adına vekâlet veren Nurgül Çalbıyık’ın aynı zamanda davacı şirket yönetim kurulu üyesi olduğu ve davacı şirket ile borçlu şirket arasında fiili ve organik bağ bulunduğu belirtilerek reddedilmiştir. Davacı A.Ş. tarafından açılan istihkak davaları haczin kaldırılması sonucu konusuz kalmıştır.
    30.4. Davacı Göltaş… A.Ş.; dava dışı çimento şirketince SC Ltd’ye sevkiyatı yapılan çimento mallarının SC…A.Ş.’ye yapılmış gibi gösterildiğini iddia ederek sevk irsaliyeleri ve kantar fişlerinin tespitini talep etmiş; Bucak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/333 D.İş. Dosyasında alınan tespit raporuna göre birçok sevk irsaliyesi ve kantar fişinin üzerinde bulunan SC LTD ibarelerinin üzerinin tükenmez kalemle çizildiği ve SC A.Ş. olarak değiştirildiği belirlenmiştir.
    30.5. Bankalardan gelen yazı cevaplarında SC…A.Ş.’nin kullandığı 23.07.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde, müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla…’ın imzasının bulunduğu, SC …AŞ tarafından kullanılan 22.08.2008 tarihli krediye ilişkin ödeme planında SC Ltd. Şti’nin kaşe ve imzasının bulunduğu, genel kredi sözleşmesinin ise, SC A.Ş. ile müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla… ve… …tarafından imzalandığı görülmüştür. Yine Akbank T.A.Ş.’nin yazısında Global Alliance isimli firmadan SC Ltd. Şti. hesabına gönderilen 629.335 USD’nin… …tarafından çekildiği, gerek bu hesap gerekse SC Ltd. Şti’nin başka hesaplarından SC A.Ş.’nin hesabına 2009 yılında bir para aktarımının yapılmadığı belirtilmiştir. Davacı şirket ile aralarında protokole bağlanmış bir borç bulunmasına rağmen davacıya ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır.
    30.6. Davacı şirkete protokole bağlanan bir borç bulunduğu sabittir. Her iki raporda da; şirketlerin yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısı olan hâkim ortaklarının aynı olduğu, evli olan bu ortaklardan birinin limited şirkette diğerinin ise anonim şirkette, şirketleri temsil ve ilzama yetkili oldukları, her iki şirketin faaliyet alanının büyük oranda (özellikle çimento konusunda) kesiştiği, şirketlerin internet sitesinde birbirlerinin tanıtımına yer vererek birbirlerine referans oldukları, ancak sonradan bu bilgilerin çıkartıldığı, üçüncü kişiler nezdinde sanki tek bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratıldığı, Antalya 1. İcra Mahkemesinin 2009/1244 sayılı dosyasında da davalı şirketler arasında güçlü bir organik ve fiili bağlantının bulunduğunun saptandığı, Bucak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/333 D. işler sayılı dosyası üzerinden yapılan tespitte de her iki şirket arasındaki organik bağ, iktisadi bütünlük ve yönetsel özdeşliğin tespit edildiği, şirketin birbirlerinin kredi borçlarına kefil oldukları, malvarlıklarının özdeşleştiği, yurtdışından gönderilen 629.335 USD’nin davalı şirketlerden SC Ltd. Şti. yetkilisi… …tarafından çekildiği, davacı şirket ile aralarında protokole bağlanmış bir borç bulunmasına rağmen davacıya ödeme yapılmadığı tespit edilmiştir.
    30.7. Her iki bilirkişi raporunda davalı şirketlerin arasındaki güçlü organik bağ, yönetsel özdeşlik, dışa karşı yaratılan algı nedeniyle tek bir ekonomik ünite olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bir davada maddi olayı anlatmak taraflara ait ise de anlatılan olaylara ilişkin hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkimin görevidir. 6100 sayılı Kanun’un 266. maddesine göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir; ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemezler. Bu hükme paralel olarak; 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin iki ve üçüncü fıkralarında “(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”; 03.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 5. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ise, “(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklinde düzenlemeler getirilmiştir. Yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir. Maddi olgu ve teknik incelemeler bakımından her iki rapor arasında bir çelişki bulunmamaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının gerekip gerekmediği, dürüstlük kuralına aykırı davranılıp davranılmadığı ve kötüniyet olgusu hukuki nitelendirmedir. Ancak hâkim tarafından değerlendirilebilir. Bilirkişilerce yalnızca teknik hususlarda inceleme yapılabileceği, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapmasının yasak olduğu gibi hâkimin hukuki nitelendirme yapma görevini bilirkişiye devredemeyeceği, böyle bir intibanın oluşmasına dahi izin veremeyeceği hususu tartışmasızdır.
  19. Somut olay bakımından birbirini doğrulayan bilirkişi raporları ve yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması koşullarının oluştuğu, artık hukuki bakımdan mevcut olan duruma göre değil de fiili duruma göre karar vermek gerektiği, davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK’nın 2. maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı, davalı … LTD. ŞTİ. nin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı … A.Ş. nin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
  20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın