ÖZET :

Karar İçeriği

  • Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir.
  • Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır.
  • Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
  • Öyle ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

2021/30 E. , 2021/2295 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında ilk derece mahkemesince, davacı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, eşi ve çocukları ile ilgilenmediği, birlik yükümlülüklerini yerine getirmediği, davalı kadının az da olsa kusurlu bir davranışı ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinin davacı erkeğe yüklediği kusurlar karşısında davalı kadının da ailesinin evliliğine müdahale etmesine müsaade ettiği, ailesi gelince eşinin evden gitmesini istediği, eşine hakaret etmesi sebebiyle kusurlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı kadın tarafından 04.10.2016 tarihinde bağımsız tedbir nafakası davası açıldığı, tedbir nafakası davasında erkeğin başka bir kadınla güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ve çocuklarına bakmadığı, onları muhtaç hale getirdiği kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu gerekçesiyle kadın ve ortak çocuklar lehine bağımsız tedbir nafakasına hükmedilmiş, mahkemece verilen iş bu karar 18.07.2017 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı erkeğin eldeki davada ileri sürdüğü vakıaları tedbir nafakası davasında da ileri sürdüğü, tanıklarının dinlendiği ve iddialarını ispatlayamadığı, tedbir nafakası davasından sonra tarafların bir araya gelmedikleri dosya kapsamıyla sabittir. Bu tarihten sonra taraflar arasında yeni bir olayın varlığı da ispat edilmediğine göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalı kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken, kanun hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 16.03.2021 (Salı