• ÖZET :
  • USULÎ KAZANILMIŞ HAK – GEREKÇELİ KARAR -USULÎ MÜKTESEP HAK- USULÎ KAZANILMIŞ HAK KURUMUNUN İSTİSNALARI
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
  • Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 E. 1988/89 K. sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
  • Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.
  • I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.
  • II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.
  • III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.
  • IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.
  • V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.
  • VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.
  • VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
  • HMK’nın 297. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
  • Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. Bu nedenle yerel mahkemenin ilk kararında, iki katlı yapı bedeli ile makine nakil bedeli yönünden hüküm tesis edilmediği, Özel Dairenin yalnız davacı idare vekilinin temyizi üzerine verdiği ilk bozma kararında da anılan hususa değinilmediği cihetle, davalı tarafın hükmü temyiz etmemesi nedeniyle davacı idare yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu         

2017/2026 E.  ,  2021/49 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı idare vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle Düzce ili Gölyaka ilçesi Keçiağılı köyü sınırları içinde bulunan davalının maliki olduğu 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresinin 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı ile …tarafından kamulaştırıldığını, müvekkili idarenin kamulaştırma için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca öncelikle satın alma usulünü uyguladığını, pazarlık görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlandığını, 5018 sayılı Kanun ile genel ve katma bütçeli idare ayrımı kalkmış olduğundan dolayı davanın kabulü hâlinde kamulaştırılan taşınmazın Hazine adına tescile karar verilmesi için Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi çerçevesinde dava açma zarureti doğduğunu, davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin tespitine, tespit edilen bedel karşılığında taşınmazın Hazine adına yol olarak tesciline (terkinine) karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Gölyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2008 tarihli ve 2006/128 E., 2008/21 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın gerek yerinde, gerekse dosya ve planlar üzerinde bir bütün olarak yapılan incelemesi sonucunda ve 09.05.2007 tarihinde yapılan keşif sonrası bilirkişi heyetince verilen 06.09.2007 tarihli rapor ve bilirkişilerin duruşmadaki beyanlarında; taşınmazın belediye mücavir alan sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedeniyle arsa vasfında kabul edilmesi, bilimsel veri ve metotlarla yasa hükümlerine uygun tespitler yapılması, ulaşılan sonucun kıymet takdir komisyonunun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, taşınmazın konumu özellikle karar tarihi itibarıyla piyasa şartları da göz önüne alındığında varılmış bulunan bu sonucun adil ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davaya konu 550 parselin 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin 25.773,84TL olarak tespitine, 550 parselin dosyada mevcut fen bilirkişisinin 13.09.2007 havale tarihli rapor ve krokisinde (b) harfi ile göstermiş olduğu 432,85 metrekarelik kısmın tapudan iptaline, iptal edilen kısmın tapudan yol olarak terkinine, Gölyaka Ziraat Bankasına yazı yazılarak kamulaştırma bedelinin davalı …’e ödenmesine ve sonucundan bilgi verilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 09.05.2012 tarihli ve 2012/3230 E., 2012/9385 K. sayılı kararı ile; ”…Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı idare vekilince temyiz edilmiştir.
Kamulaştırılan taşınmaz mal ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınarak yapılara değer biçilmesi ve üzerindeki ağaçlara ise yaş, cins ve verim durumlarına göre karşılık saptanması yöntem olarak doğrudur. Ancak,
Dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergi değerlerinin karşılaştırılmasında; emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde, bilirkişi kurulunca dava konusu taşınmazın emsal taşınmazdan daha değerli olduğu kabul edilerek değer biçildiğinden alınan rapor inandırıcı değildir.
Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu hâlinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkeme Kararı:
9. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2013 tarihli ve 2012/508 E. 2013/562 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) dava konusu taşınmazın arsa olduğunun anlaşıldığı, emsal incelemesi yapılarak taşınmazın bedelinin bilirkişilerce belirlendiği, alınan asıl ve ek raporlar dikkate alındığında raporların karar vermeye ve Yargıtay denetimine elverişli olduğundan hükme kısmen esas alındığı, daha önce verilen kararı sadece davalı (davacı) idarenin temyiz etmesi nedeniyle davacı lehine usuli kazanılmış hak olduğundan taşınmazın arsa bedeli olarak ilk karardaki miktar olan 22.845,82TL arsa bedeli olarak tespitine karar verildiği, taşınmaz üzerinde bulunan ahır, yol yapımı nedeni ile kullanılamaz hâle gelmediğinden taşınmazın kalan kısmına imar izni verildiği, sadece evin kamulaştırılmasına karar verilmesinin ahırın kamulaştırılmasını gerektirmemesi nedeniyle ahır bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edilmediği, yine taşınmazın kamulaştırılan kısımda kalan metal işyerindeki aletlerin de taşınması gerektiğinden, her ne kadar bu hususta bozmadan önce hesaplama yapılmamış ise de kamulaştırılan alana metal işyerinin girdiği daha önceki raporla tespit edilmediğinden evle birlikte işyeri hususunda da davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu söylenemeyeceğinden nakil bedeli olan 1.300,00TL’nin kamulaştırma bedeline dahil edildiği, zirai unsurlar ile kamulaştırılan kısımda kalan küçük işyeri açısından bozma olmaması nedeniyle önceki raporda belirlenen 1.178,42TL ve 1.749,60TL bedellerin dikkate alındığı, taşınmaz üzerindeki iki katlı yapının bölgenin deprem bölgesinde olması ve tadilatın statik yapı açısından uygun olmayacağının bildirildiği ve bozmadan önceki raporda binanın kamulaştırılan alan içinde kaldığının raporda gösterilmediği, bu nedenle bu hususta da davacı lehine kazanılmış hak oluşmadığı kanaatine varılarak 62.174,10TL bina bedelinin kamulaştırma bedeline dahil edildiği gerekçesiyle dava konusu Düzce ili, Gölyaka ilçesi, Keçiağılı köyü, 550 parselin kamulaştırılan 432,85 m² miktarındaki kısmının kamulaştırmaya esas olmak üzere değerinin toplam 89.247,94TL olarak tespitine, tescil hususunda verilen karar kesinleştiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, ilk kararla verilen 25.773,84TL’nin 10.03.2007 tarihinden ilk karar tarihi olan 04.04.2008 tarihine kadar, kalan 63.474,10TL’nin 10.03.2007 tarihinden ikinci karar tarihi olan 24.10.2013 tarihine kadar işlemiş yasal faizinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, sonradan yatan fark kamulaştırma bedelinden 63.474,10TL kamulaştırma bedelinin davalı …’e karar kesinleşmeksizin ödenmesine, fazla depo edilen kamulaştırma bedelinin davacı kuruma iadesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 20.03.2014 tarihli ve 2014/1116 E., 2014/7791 K. sayılı kararı ile; ”…Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı vekilin tüm, davacı idare vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları bozmayla kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Şöyle ki;
İlk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773TL bedel,davacı (davalı) tarafından temyiz edilmemiş olup, davalı (davacı) idare lehine kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeksizin, bozma sonrası alınan rapor hükme esas alınmak suretiyle fazlaya hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/486 E., 2014/665 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazda kamulaştırılan kısmının, arsa bedeli, küçük işyeri ve zirai bedel açısından usuli kazanılmış hak oluştuğu, yapı bedeli ve makinelerin nakil bedeli yönünden ise usuli kazanılmış hak oluşmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davacı idare vekilitarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece verilen ilk kararın davalı tarafça temyiz edilmediği hususu göz önüne alındığında, ilk kararda hüküm altına alınan toplam 25.773,84TL kamulaştırma bedeli yönünden davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
15. Öncelikle usuli kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.
16. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
17. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
18. HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E. 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.
19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
20. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 E. 1988/89 K. sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
21. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.
I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyleki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine yada kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık yada zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.
II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.
III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.
IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır.
V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.
VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulî kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir.
VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.
22. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Düzce ili kalıcı konutları bağlantı yolunun Gölyaka bağlantısı yapımı nedeniyle 550 parsel sayılı taşınmazın 432,85 metrekaresine yönelik olarak 18.02.2003 tarihli ve 2003/10 sayılı kamu yararı kararı alındığı, 14.04.2006 tarihli kıymet takdir tutanağında taşınmazın kıymetini etkileyen unsurlar olarak sadece ağaç bedeli ve duvar bedelinin belirlendiği, Özel Dairenin ilk bozma kararı öncesi mahkemece alınan 13.09.2007 tarihli harita mühendisi bilirkişi raporunda dava konusu 1.220 m2 miktarındaki 550 parsel sayılı taşınmazın krokide b harfi ile gösterilen 432,85 m2’lik kısmının kamulaştırıldığını beyanla uyuşmazlık konusu olan iki katlı yapıya ilişkin bir tespite yer verilmediği, yine ilk bozma kararı öncesi alınan 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporunda “Taşınmaz üzerindeki yapının değerlendirilmesi” başlığı altında, “…dava konusu taşınmaz üzerinde kıymet takdir komisyonu tutanaklarına göre depremden sonra yapılmış 6,00 mx4,00 m ebadında geçici kullanımı olan prefabrike bir yapı bulunmakta, yerinde yapılan incelemede ise 8,40 boyunda bahçe duvarı bulunmaktadır.” ifadesi bulunmakta olup, iki katlı yapıya ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı, mahkemece verilen ilk kararda da iki katlı yapı bedeli ile prefabrike yapı içindeki makine nakil bedeli hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmeyerek 06.09.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle taşınmazın arsa bedeli, taşınmaz üzerindeki zirai unsurlar ile prefabrik yapı ve bahçe duvarının bedeline hükmedildiği görülmüştür.
23. Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
24. HMK’nın 297. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hâllerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. Bu nedenle yerel mahkemenin ilk kararında, iki katlı yapı bedeli ile makine nakil bedeli yönünden hüküm tesis edilmediği, Özel Dairenin yalnız davacı idare vekilinin temyizi üzerine verdiği ilk bozma kararında da anılan hususa değinilmediği cihetle, davalı tarafın hükmü temyiz etmemesi nedeniyle davacı idare yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında ilk kararda hükmedilen toplam 25.773,84TL bedelin davalı tarafından temyiz edilmediği, davacı idare lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. Hâl böyle olunca direnme uygun olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun olup, davacı idare vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.



KARŞI OY


Mahkeme tarafından verilen ilk kararda Gölyaka ilçesi Keçiağılı köyünde bulunan tapunun 550 numaralı parselinde kayıtlı taşınmazın belediye mücavir alanları sınırları içinde olması, belediyenin yol, su, ulaşım, kanalizasyon gibi hizmetlerinden yararlanmakta olması nedenleriyle arsa vasfında olması, kıymet takdir komisyonun ulaştığı sonucun bir mislini aşmaması, varılan sonucun adil ve hakkaniyete uygun olması nedeniyle toplam 25.774,00TL olarak 432,85 metrekarelik kısmının bedelinin tespiti ile bu kısmın yol olarak terkinine karar verilmiştir.
Bu kararı davalı usule uygun yapılan tebliğe rağmen temyiz etmemiş, davacı idare tarafından bedel fazlalığı nedeniyle temyiz edilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından “dava konusu taşınmaz ile emsal alınan taşınmazın emlak vergi değerleri karşılaştırıldığında emsal taşınmaz dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğu hâlde bilirkişi kurulunun dava konusu taşınmazı daha değerli kabul edilerek verilen bilirkişi raporu inandırıcı değildir. Taraflara emsal bildirmeleri ve resen emsal aranarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Mahkemenin bozma kararına uyarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış davalıya ait iki katlı bina ve işyerinin bir kısmının taşınmaz içerisinde kaldığı tespit edilmekle davacı lehine kazanılmış hak olmayacağından kamulaştırma bedelinin 89.247,00TL olarak tespitine karar verildiği görülmüştür.
Bu karar bu kez taraflarca temyiz edilmiş; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ilk kararda 25.774,00TL olarak tespit edilen bedelin davalının temyizi olmadığından davacı idare lehine kazanılmış hak oluştuğundan fazlaya ilişkin verilen kararın doğru görülmediği gerekçesi ile bozma kararı vermiş; mahkeme usulü kazanılmış hak oluşmadığından ilk hükümde verilen raporda yapı bedeli bulunmadığından usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği belirterek direnme kararı vermiştir.
Usulü kazanılmış hak kavramı istikrar sağlamak ve kararlara karşı güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay tarafından geliştirilmiş olup; bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kamu düzeni, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç maddi hata varsa taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşmayacaktır.
Oysa ilk hükmü temyiz eden davacı idaredir. Davalının temyizi yoktur. Davalı ilk kararda verilen bedele itiraz etmemiştir. Bu durumda verilen ilk karar ve özel dairenin ilk bozması sonucu yukarıda açıklanan istisnalarda bulunmadığından davacı idare lehine usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu nedenle Özel Daire bozması yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerekirdi. Sayın çoğunluğun görüşlerine bozma kararı yerinde olduğundan katılınmamıştır

Bir Cevap Yazın