ÖZET:

  • ➡️ 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.
  • ➡️ 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
  • ➡️ Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
  • ➡️ Dairemizin bozma ilamında da belirtildiği üzere davacıların çekişmeli taşınmazı satın almasına ilişkin tapudaki işlemin sahtecilik yoluyla elde edildiği ve tescilin yolsuz olarak gerçekleştiği yargı kararları ile saptandığından ve davacıların zararının kaynağının sahte işlemlerle sağlanan bu yolsuz tescil olduğu dikkate alındığında dosyada, davacıların kasıtlı ya da kusurlu eylemleriyle bu zararın gerçekleşmesine neden olduklarına ilişkin herhangi bir tespit de bulunmadığından, tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu ve TMK’nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların zararının tazmininin gerektiği kuşkusuzdur. Davacıların zararı, tapu iptal kararının kesinleştiği 23.01.2012 tarihinde oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değerinin belirlenmesi gerekirken, dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılmaksızın arsa olarak nitelendirilerek keşif tarihi itibariyle belirlenen bedelin tapu iptalinin tapuda infaz edildiği tarih olan 09.02.2012 tarihine endekslenmek suretiyle tazminat miktarını belirleyen ve kanunen aranan şartları taşımayan tek inşaat mühendisi bilirkişinin hazırladığı raporun hükme esas alınması doğru görülmemiştir. Kaldı ki taşınmazın değerlendirme tarihi itibariyle arsa niteliğinde olduğu kabul edilse dahi bilirkişi tarafından emsal satış metodu uygulanmaksızın proje geliştirme yöntemi adı altında bir yöntemle bedelin belirlenmiş olması da ayrı bir bozma nedenidir.
  • Hal böyle olunca; çekişmeli taşınmazın zararın doğduğu 23.01.2012 tarihinde yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu kararı ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı çerçevesinde arsa yahut arazi vasfında olup olmadığı yeniden araştırılmalı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinde belirtilen yönteme göre oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden keşif yapılmalı, taşınmazın bu ilkelere göre arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal incelemesi ve kıyaslaması yöntemiyle, arazi niteliğinde olduğunun saptanması halinde ise tarımsal gelir metoduna göre bu tarihteki gerçek değeri ve değerlendirme tarihi itibariyle üzerinde mevcut yapı varsa bu yapıların değeri Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle tespit edilmeli, emsal satış yöntemine göre zarar belirlenecek ise taraflarca gösterilecek veya bilirkişi kurulu tarafından resen belirlenecek emsaller arasından, değerlendirme tarihine yakın zamanda, gerçek satışlara ait taşınmazın resmi satış tablosu getirtilmeli, imar parsellerine yakın olup olmadığı, kadastro veya imar parseli niteliğinde olup olmadığı, DOP düşülmesi gerekip gerekmediği araştırılmalı, çekişmeli taşınmazın konumunun, emsal taşınmaz ve çevredeki yakın imar parselleri ile birlikte kroki üzerinde gösterildiği, denetime imkan veren rapor hazırlattırılmalı ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Karar İçeriği


(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi

2019/1824 E. , 2020/2077 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili, 06/02/2013 tarihli dava dilekçesi ile; davacıların 07/10/2008 tarihinde … ili, … ilçesi, … köyü 43159 ada 1 sayılı parselde kayıtlı taşınmazı 1.051.000,00.-TL bedelle tapuda malik görünen … kızları …, … ve … isimli şahıslar tarafından Ankara 16. Noterliğinde düzenlenen 17/09/2008 tarihli 26285 yevmiye nolu vekaletnamedeki yetkiyle …’den satın aldıklarını, emlak rayiç bedeli olan 520.000,00.-TL’yi nakten ödediklerini, satıştan birkaç ay sonra taşınmaz malikleri tarafından davacılar aleyhine Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/475 sayılı dosyasında tapu iptali ve tescil davası açıldığını, bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına davacılar tarafından suç duyurusunda bulunulduğunu, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/45 sayılı dosyasında sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dava açıldığını, Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davanın, satışta kullanılan vekaletnamenin sahte olduğunun belirlenmesi nedeniyle kabul edildiğini, davacıların bedelini ödeyerek satın aldıkları taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek, şimdilik 576.358,00 TL’nin Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, sahtecilik davası henüz kesinleşmemekle birlikte, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan Devletin kusursuz sorumluluğunda illiyet bağını kesen bir durum olduğu gerekçesiyle davanının reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 28/03/2017 gün ve 2017/384 E. – 2017/2513 K. sayılı kararı ile “…Davacılar, gerçekte üçüncü kişiye ait taşınmazı, elinde sahte nüfus kayıt örnekleri bulunan kişiden tapu müdürlüğünde gerçekleştirilen resmi senetle satın almış; daha sonra taşınmazın gerçek sahiplerinin açtığı dava sonucu bu tescilin sahte belgelere dayalı ve yolsuz olduğu gerekçesiyle adlarına olan tapu kaydı iptal edilerek bedelini ödedikleri taşınmaz, gerçek sahipleri adına tapuya tescil edilmiştir.
Tapudaki işlemin sahtecilik yoluyla elde edildiği ve tescilin yolsuz olarak gerçekleştiği yargı kararları ile saptanmıştır. Davacıların zararının kaynağı sahte işlemlerle sağlanan bu yolsuz tescildir ve dosyada, davacıların kasıtlı ya da kusurlu eylemleriyle bu zararın gerçekleşmesine neden olduklarına ilişkin herhangi bir tespit de bulunmamaktadır.
Ancak; ceza mahkemesi dosyası henüz temyiz aşamasında olup kesinleşmediğinden, mahkemece bu dosyanın kesinleşmesi beklenmeli, dava dışı sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları kesinleştiği takdirde, yolsuz tescil nedeni ile davacıların zarara uğradığı, nedensellik bağının kesildiğinden söz edilemeyeceği düşünülmeli, tapu müdürlüğünün hukuka aykırı eylem ve işlemleri ile zarar arasında nedensellik bağı bulunduğuna göre bu zarardan Devlet sorumlu tutulmalıdır.
Mahkemece bu husus gözönünde tutularak, ceza mahkemesi dosyasının kesinleşmesinden sonra, gerçekleşen zararın kapsamı da usûlüne uygun olarak seçilmiş bilirkişi kuruluna belirlettirilip, davalı Hazinenin zarardan sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usûl ve kanuna uygun değildir.” denilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gözetilerek ilk dava değeri üzerinden davanın kabulüne, 576.358,00 TL’nin 09/02/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesine göre tazminat istemine ilişkindir.
Tazminat istemine dayanak Ankara ili, … ilçesi, … mahallesi 43159 ada 1 parsel sayılı 7.308 m² yüzölçümü ve arsa niteliğindeki taşınmaz, 20.03.1998 tarihinde imar uygulaması neticesinde dava dışı … … adına tapuda kayıtlı iken, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/45 sayılı dosyasında sanık olan ve mahkumiyetlerine karar verilen …, …, …, … ve … tarafından, … …’in mirasçılarından olan …’in kimlik bilgileri kullanılarak ancak farklı fotoğraf yapıştırılarak elde edilen sahte nüfus kayıtları ve sahte vekaletname ile önce tapuda 06.10.2008 tarihinde mirasçılar adına intikal işlemi gerçekleştirilmiş akabinde 07.10.2008 tarihinde de davacılar … ve …’ye satılmıştır. Taşınmaz davacılar adına kayıtlı iken bu kez … … mirasçıları tarafından eldeki dosyanın davacıları aleyhine açılan dava sonucu Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/475 E. – 2011/68 K. sayılı kararı ile davacılar adına olan tapu kaydının sahte nüfus cüzdanı ve sahte vekaletname kullanılmak suretiyle yolsuz oluşturulduğundan bahisle iptaline ve … … mirasçıları olan dosya davacıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, verilen kararın Yargıtay onamasından geçerek 23.01.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Eldeki dosyada davacılar tazminat davasını ise 06.02.2013 tarihinde açmıştır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3 E. – 1998/1 K. sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.
Bu hususlar belediye başkanlığından ve su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili merciilerden sorulup alınacak cevap yazılarına göre taşınmazın değerlendirme tarihinde (tapu iptali ve tescil davalarının kesinleştiği tarihte) arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.
Mahkemece taşınmazın arsa olarak belirlenmesi halinde, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek, üzerinde bina var ise Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmaza ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili belediye başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporunun da denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazın değeri, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihe göre hesaplanmalı, taşınmaların varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazın zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir .
Somut olaya gelince; Dairemizin bozma ilamında da belirtildiği üzere davacıların çekişmeli taşınmazı satın almasına ilişkin tapudaki işlemin sahtecilik yoluyla elde edildiği ve tescilin yolsuz olarak gerçekleştiği yargı kararları ile saptandığından ve davacıların zararının kaynağının sahte işlemlerle sağlanan bu yolsuz tescil olduğu dikkate alındığında dosyada, davacıların kasıtlı ya da kusurlu eylemleriyle bu zararın gerçekleşmesine neden olduklarına ilişkin herhangi bir tespit de bulunmadığından, tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu ve TMK’nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların zararının tazmininin gerektiği kuşkusuzdur. Davacıların zararı, tapu iptal kararının kesinleştiği 23.01.2012 tarihinde oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değerinin belirlenmesi gerekirken, dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılmaksızın arsa olarak nitelendirilerek keşif tarihi itibariyle belirlenen bedelin tapu iptalinin tapuda infaz edildiği tarih olan 09.02.2012 tarihine endekslenmek suretiyle tazminat miktarını belirleyen ve kanunen aranan şartları taşımayan tek inşaat mühendisi bilirkişinin hazırladığı raporun hükme esas alınması doğru görülmemiştir. Kaldı ki taşınmazın değerlendirme tarihi itibariyle arsa niteliğinde olduğu kabul edilse dahi bilirkişi tarafından emsal satış metodu uygulanmaksızın proje geliştirme yöntemi adı altında bir yöntemle bedelin belirlenmiş olması da ayrı bir bozma nedenidir.
Hal böyle olunca; çekişmeli taşınmazın zararın doğduğu 23.01.2012 tarihinde yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu kararı ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı çerçevesinde arsa yahut arazi vasfında olup olmadığı yeniden araştırılmalı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinde belirtilen yönteme göre oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden keşif yapılmalı, taşınmazın bu ilkelere göre arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal incelemesi ve kıyaslaması yöntemiyle, arazi niteliğinde olduğunun saptanması halinde ise tarımsal gelir metoduna göre bu tarihteki gerçek değeri ve değerlendirme tarihi itibariyle üzerinde mevcut yapı varsa bu yapıların değeri Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle tespit edilmeli, emsal satış yöntemine göre zarar belirlenecek ise taraflarca gösterilecek veya bilirkişi kurulu tarafından resen belirlenecek emsaller arasından, değerlendirme tarihine yakın zamanda, gerçek satışlara ait taşınmazın resmi satış tablosu getirtilmeli, imar parsellerine yakın olup olmadığı, kadastro veya imar parseli niteliğinde olup olmadığı, DOP düşülmesi gerekip gerekmediği araştırılmalı, çekişmeli taşınmazın konumunun, emsal taşınmaz ve çevredeki yakın imar parselleri ile birlikte kroki üzerinde gösterildiği, denetime imkan veren rapor hazırlattırılmalı ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 24/06/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.
Dava tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Türk Medenî Kanunun 1007. (eski M.K. 917. md.) maddesi; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.” hükmü yer almaktadır.
Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlardan Devletin sorumluluğu mevzuatımız içerisinde yer alan kusursuz sorumluluk hallerinden biri olduğu doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir.
Öğretide kusursuz sorumluluk halleri: “olağan sebep sorumluluğu, tehlike sorumluluğu” olmak üzere ikili (…, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.1, B.3, 1989; Tandoğan Haluk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk, Ankara, 1981, s:22); “hakkaniyet sorumluluğu, nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk ile tehlike sorumluğu” şeklinde üçlü ayırıma (Tekinay /Akman /Burcuoğlu/ Altop/ Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, B.7, İstanbul 1993, s:498) tabi tutulmaktadır.
Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan Devletin sorumluluğunun bir tehlike sorumluluğu olduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.1955 gün ve 1955/4-58 esas, 1955/64 karar sayılı; 29.06.1977 gün ve 1977/4-845 esas ve 1977/655 karar sayılı; 24.09.2003 gün ve 2003/4-491 esas ve 2003/487 karar sayılı; 19.04.2006 gün ve 2006/4-113 esas ve 2006/205 karar sayılı; 09.05.2007 gün ve 2007/4-212 esas, 2007/261 karar sayılı ilamlarıyla kabul edildiği gibi Dairemizin yerleşik kararlarında da bu husus kabul görmektedir.
Diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu”; “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak da adlandırılan tehlike sorumluluğunda kurtuluş beyyinesi (kanıtı) yasalarda bulunmamaktadır. Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarabilmektedir.
Bu durumda TMK 1007. maddesinde yer alan “Devletin sorumluluğunun oluşabilmesi için; tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir eylem veya işleminin olması, bu eylem veya işlem sonucunda bir zararın doğmuş olması, eylem veya işlem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir.
Burada yer alan şartlardan özellikle sicil görevlisinin hukuka aykırı bir eylem veya işleminin olması, eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şartları üzerinde durmak gerekmektedir:
Hukuka aykırı eylem tazminat hukukunda sorumluluğun şartlarından biridir. Sorumluluğun kusursuz sorumluluk olması, hukuka aykırı eylem olmadan da tapunun sorumlu tutulabileceği anlamına gelmemektedir. Doktrinde memurunun tapu sicilinin tutulmasında kişi çıkarlarının korunması bakımından uyması gereken kurallar tapu mevzuatı ile sınırlı olmayıp, bu mevzuat dışındaki hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine de uyması gerektiği kabul edilmektedir. (Dr. …, Tapu memurunun işlem ve kontrolleri hem tapu mevzuatına, hem de genel ilkelere göre yapmasına rağmen, zararlandırıcı işlemin yapılmasına engel olamayacağı durumlarda meydana gelen sonuçtan Devleti TMK’nın 1007. maddesi gereğince sorumlu tutmak mümkün değildir.
Kusursuz sorumlulukta uygun illiyet bağından söz edebilmek için tapu memurunun hukuka aykırı işlem veya eylemi ile zararın oluşması arasında nedensellik bağının olması ve illiyet bağını kesen sebeplerin bulunmaması gerekir. Kusursuz sorumlulukta illiyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun olması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması ya da zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde öngörülmeyen bir halin etkili olması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında davaya konu olan somut olay incelendiğinde; dava dışı olan … isimli kişinin, …, … ve … adına tapuya kayıtlı gayrimenkulü fiziken gerçeklik şartlarını taşıyan ancak içerik itibarıyla sahte oluşturulmuş nüfus cüzdanı ve vekâletname kullanılarak davacılara sattığı sabittir. … isimli bu kişi, içeriği itibarıyla sahte olan bu nüfus cüzdanı ve vekâletnameyi oluşturabilmek için nüfus cüzdanını kaybettiğini bildirerek nüfus müdürlüğüne müracaat etmiş, davacının kimlik bilgilerini ve kendi fotoğrafını kullanarak içerik itibarıyla sahte nüfus cüzdanı çıkartmıştır. Daha sonra da bu nüfus cüzdanını, yine sahte olarak oluşturulmuş Ankara 16. Noterliğinde düzenlenen 26285 nolu vekâletnameyi ve bu vekâletnamede verilmiş yetkiyi kullanarak gayrimenkulü davacılara satmıştır. Gayrimenkul sahipleri bu durumu öğrenince davacılar aleyhine tapu iptal ve tescil davası açmış ve ayrıca işlemi yapan kişilerle ilgili suç duyurusunda bulunmuşlardır. Dava sonucunda gayrimenkulün tapu kaydı gerçek sahiplerine geri dönmüştür. Davacılar satın almış oldukları gayrimenkulün ellerinden alınması nedeniyle Hazine aleyhine iş bu tazminat davasını açmıştır.
Mevzuatımıza göre tapulu bir gayrimenkulün satışı sırasında yapılması gereken iş ve işlemleri düzenleyen Tapu Sicili Tüzüğünün 16. maddesine göre tapulu bir gayrimenkulün satışı için tapu sahibi ve alıcının tapu müdürlüğüne başvuru yaparak istemde bulunması gerekmektedir. Aynı Tüzüğün 18. maddesine göre; İstem, müdür veya görevlendireceği tapu görevlisi tarafından incelenir ve istemin hak sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı belirlenir. İstemde bulunan hak sahibi gerçek kişi ise, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı nüfus cüzdanı istenir, ibraz edilen kimlik bilgileri ile tescile esas belgelerde yer alan nüfus bilgileri karşılaştırılarak istemde bulunan ile hak sahibinin aynı kişi olup olmadığı tespit edilir. İstem vekâleten yapılmışsa, vekilden 18/1/1972 tarih ve 1512 sayılı Noterlik Kanununa göre düzenlenmiş ve istem konusu işleri yapmaya yetkili olduğunu içerir vekâletname istenir. Tapu işlemi için düzenlenecek vekâletnamelerde, vekâlet verenin imzasının bulunması zorunludur. Vekil, tevkil yetkisine dayalı olarak bir başkasını vekil tayin etmiş ise, dayanağı olan vekâletname de aranır. Vekilin kimliği belirlendikten sonra, tapu sicilindeki hak sahibi ile vekâletnamedeki vekâlet verenin kimliği ikinci fıkra hükmüne göre karşılaştırılır. Bu şekilde hak sahibi tespit edildikten sonra satış akdi tapu memurunca hazırlanarak taraflara imzalattırılır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında olay incelendiğinde; gayrimenkulün satış işlemi fiziken geçerlilik şartlarını taşıyan ancak içeriği itibarıyla sahte oluşturulmuş nüfus cüzdanı ve vekâletname kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ancak hem nüfus cüzdanı, hem de vekâletname yetkili makamlardan alınmış ve fiziki itibarıyla gerçek bir nüfus cüzdanı ve vekâletnamenin bütün unsurlarını içermektedir. Tapu memuru yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde şeklen geçerli olan bu belgelere itibar ederek işlem yapmak yetki ve sorumluluğundadır. Şeklen geçerli olan vekâletnamenin varlığını doğrulattıktan sonra içeriği itibarıyla da doğru olup olmadığını denetleme görevi yoktur, olması da düşünülemez. Bu durumda tapu memurunun yürürlükteki mevzuatımıza göre ne gibi bir hukuka aykırı eyleminin olduğu ne yerel mahkeme kararında ne de Dairemizin kararında belirlenmiş değildir.
Burada ilk nüfus cüzdanı belgesini düzenleyen nüfus müdürlüğünün veya bu belgenin düzenlenmesi için kayıp belgesi tanzim eden makamın ya da Noterin sorumluluğu kendi hükümleri çerçevesinde düşünülebilir. Ancak, hukuka aykırı eylemi olmayan tapu görevlileri nedeniyle Hazineyi TMK’nın 1007. maddesi gereğince sorumlu tutmak mümkün değildir. Mahkemece tapu görevlilerinin hukuka aykırı eylemlerinin tespit edilmesi halinde kusurlarının olup olmadığına bakılmaksızın Hazinenin doğan zarardan sorumlu olduğu, tapu görevlilerinin böyle bir eyleminin tespit edilememesi halinde üçüncü kişilerin kasıt ve ağır kusurunun illiyet bağını kestiğinin kabulü gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun tazminat verilmesi ancak yetersiz bilirkişi raporuna göre tazminat miktarının belirlenmiş olması gerekçe gösterilerek bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum. 24.06.2020