ÖZET :

  • Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
  • Uygulamada TMK.m.197 hükmüne göre gerek eş ve gerekse ergin olmayan çocuklar için hâkim tarafından belirlenen bu parasal katkıya bağımsız tedbir nafakası denilmektedir. Diğer bir deyişle; birlikte yaşamaya ortak olmayan kararla ara verilmesi hâlinde, gerçekleşecek istem üzerine, hâkim tarafından yapılacak olan özel müdahalenin bir şekli de TMK.m.197 hükmüyle düzenleme konusu yapılmıştır.
  • Tedbir nafakası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre eşe iki şekilde verilmektedir. Bunlardan ilki birlikte yaşamaya ara verilmesi sebebiyle eşe verilen bağımsız tedbir nafakası (TMK.m.197) iken diğeri boşanma veya ayrılık davası açılınca davanın devamı süresince geçici önlem olarak eşe verilen geçici tedbir (TMK.m.169) nafakasıdır.
  • TMK’nin 175. maddesinde geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424, 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.


Hukuk Genel Kurulu

2017/2208 E. , 2020/575 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)

  1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “bağımsız tedbir nafakası ve karşılıklı boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Develi 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince verilen, bağımsız tedbir nafakası davasının reddine ve karşılıklı boşanma davalarının kabulüne dair karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:

  1. Davacı-karşı davalı kadın vekili asıl dava dilekçesinde; davalının ilgisiz olduğunu, gece geç saatlere kadar bir kadınla mesajlaştığını, eve geç geldiğini, hakaret edip fiziksel şiddet uyguladığını, “senden soğudum, keşke senle evlenmeseydim” şeklinde sözler söylediğini, son olarak 17.07.2013 tarihinde eşini istemediğini beyanla annesinin evine bıraktırdığını ve o tarihten itibaren arayıp sormayarak ihtiyaçlarını gidermediğini ileri sürerek aylık 1.000,00TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep etmiş olup, asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen erkeğin açtığı boşanma davasına karşı vermiş olduğu karşı dava dilekçesinde ise; aynı iddiaları ileri sürerek tarafların boşanmalarına, aylık 1.000,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00TL maddi ve 100.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
    Davalı-Karşı Davacı Cevab:
  2. Davalı-karşı davacı erkek vekili asıl davaya cevap ve birleşen dava dilekçesinde; ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, davacının iki aylık evlilikte ziynet eşyalarını alarak ortak ikameti terkettiğini, evi terkte haklı bir gerekçesinin bulunmadığını, aile içi ya da özel hayat ilişkilerini ve mahremiyetlerini başkaları ile paylaştığını, kıskanç olduğunu “beni babamın evine götür, ben başka biriyle evlenmek istiyorum” dediğini, kadının annesinin “kızımı beceremedin, seni öldüreceğim, süründüreceğim” dediğini, kadının ailesinin tek amacının maddiyat olduğunu ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini, davacının asıl davasının ve feri taleplerinin ise reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararı:
  3. Develi 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 17.06.2014 tarihli ve 2013/302 E., 2014/235 K. sayılı kararı ile; erkeğin çalıştığı iş ve işyeri itibari ile mesai saatlerinin esnek olmasına karşın, evlilik birliğinin henüz başında uzun süreler çalışmak suretiyle eşine gereken ilgi ve alakayı göstermediği, kadını annesinin evine bıraktırdığı ve barışmak için çabada bulunmadığı, problemleri çözmek, evlilik birliğinin devamı ve mutluluğunu sağlamak için gereken özeni göstermek yerine eşine “senden soğudum” dediği, kadının ise; evliliğin başında cinsel ilişkinin meydana gelmemesi hususunu yakın çevresine anlattığı, yaşadıkları çevrenin küçük olması sebebiyle bu durumun erkeğin arkadaşlarına kadar ulaştığı, eşine “bıçaklarım, keserim” tarzında sözler söylediği, “keşke seninle evlenmeseydim” dediği, aşırı kıskanç olduğu, karşılıklı olarak evlilik birliğinden kaynaklı yükümlülükleri yerine getirmedikleri, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle birleşen dava yönünden karşılıklı açılan her iki davanın kabulü ile boşanmalarına, kadın lehine aylık 800,00TL tedbir-yoksulluk nafakasına, eşit kusurlu eş lehine tazminata hükmedilemeyeceğinden tarafların tazminat taleplerinin reddine, kadının açmış olduğu bağımsız tedbir nafakasına yönelik asıl dava yönünden ise; kadının eşine “seni keserim, bıçaklarım” şeklindeki tehdit içeren sözleri karşısında erkeğin, kadını annesinin evine bıraktırdığı, erkeğin haklı sebeple birlikte yaşamaktan kaçındığı, kadının ayrı yaşama hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 14.05.2015 tarihli ve 2014/24853 E., 2015/10279 K. sayılı kararı ile;
    ‘”… Hüküm, davacı-davalı kadın tarafından reddedilen tedbir nafakası davası, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kadının boşanma davası, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve reddedilen tazminat talepleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
    2-Toplanan delillerden ve mahkemece kabul edilen davalı-davacı erkeğin kusurlu davranışları kadının ayrı yaşamakta haklı olduğunu gösterir. Bu sebeple kadının tedbir nafakasına ilişkin davası kabul edilerek yararına uygun bir miktar tedbir nafakasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasa aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
    3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası fazladır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…”gerekçesiyle hüküm 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle reddedilen asıl dava ve yoksulluk nafakasının miktarı yönünden bozulmuş, bozma kapsamı dışında kalan bölümler ise 1. bentte gösterilen sebeple onanmıştır.
    Direnme Kararı:
  5. Develi 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 29.12.2015 tarihli ve 2015/311 E., 2015/341 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; asıl dava yönünden, kadının ayrı yaşamaya hakkı olmadığı gibi aksine erkeğe yönelik tehdit içeren sözleri nedeni ile erkeğin kişiliğinin tehlike altında bulunduğu, ayrı yaşama hakkına sahip bulunan tarafın erkek olduğu, esasen boşanmaya ilişkin taraflara eşit kusur yükleyen mahkemenin ilk kararı onanmış olduğundan, onanan hükmün gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, TMK m.197’ye dayalı dava kapsamında farklı bir kabule varılması olanaklı görülmeyerek boşanmaya ilişkin kesinleşen kusur durumu nedeniyle kadının bağımsız nafaka davasının kabulü bozma ilamının da kendi içinde çelişkiye düşmesi sonucunu doğuracağı, yoksulluk nafakasının miktarı yönünden ise, tespit edilen sosyal ve mali durum araştırması neticesinde erkeğin elde ettiği toplam gelir miktarı dikkate alındığında aylık 800,00TL nafakanın erkeğin ekonomik durumuna ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  6. Direnme kararı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda tarafların kesinleşen kusurlu davranışlarının, bağımsız tedbir nafakası davasında esas alınıp alınmayacağı, davacı-birleşen davalı kadının ayrı yaşamada haklı olduğunu gösterip göstermeyeceği, buradan varılacak sonuca göre; davacı-birleşen davalı kadının bağımsız tedbir nafakası davasının kabulü ile yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilip hükmedilmeyeceği ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile nafakanın niteliği de gözetildiğinde davacı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarının fazla olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
A) Tarafların kesinleşen kusurlu davranışlarının, bağımsız tedbir nafakası davasında esas alınıp alınmayacağı, davacı-birleşen davalı kadının ayrı yaşamada haklı olduğunu gösterip göstermeyeceği, buradan varılacak sonuca göre; davacı-birleşen davalı kadının bağımsız tedbir nafakası davasının kabulü ile yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilip hükmedilmeyeceği uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede;

  1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
  2. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Birlikte yaşamaya ara verilmesi” başlıklı 197 maddesi;
    “Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
    Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
    Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir.
    Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır” hükmünü içermektedir.
  3. Anılan madde; eşler arasında evlilik birliği kurulduktan sonra, birlik ilkesinin doğal sonucu olarak eşler karşılıklı anlayış, saygı, sevgi ve hoşgörü içinde birlikte yaşamak zorunda iseler de, bunun her zaman mümkün olmadığı hâllerde ailenin korunmasına ilişkin önlemleri kapsamaktadır. Tedbir nafakası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre eşe iki şekilde verilmektedir. Bunlardan ilki birlikte yaşamaya ara verilmesi sebebiyle eşe verilen bağımsız tedbir nafakası (TMK.m.197) iken diğeri boşanma veya ayrılık davası açılınca davanın devamı süresince geçici önlem olarak eşe verilen geçici tedbir (TMK.m.169) nafakasıdır.
  4. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa, eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine hâkim; eşlerden birinin istemiyle, diğer eşe bir miktar parasal katkı yapmasına karar verir. Uygulamada TMK.m.197 hükmüne göre gerek eş ve gerekse ergin olmayan çocuklar için hâkim tarafından belirlenen bu parasal katkıya bağımsız tedbir nafakası denilmektedir. Diğer bir deyişle; birlikte yaşamaya ortak olmayan kararla ara verilmesi hâlinde, gerçekleşecek istem üzerine, hâkim tarafından yapılacak olan özel müdahalenin bir şekli de TMK.m.197 hükmüyle düzenleme konusu yapılmıştır.
  5. Öte yandan, eşin ayrı yaşamı için bağımsız tedbir nafakası ayrı yaşamada haklılık varsa verilebilir. Bağımsız tedbir nafakası davasında kural olarak tarafların kusur durumu ölçü olarak alınamaz. Tedbir nafakası istenen kusursuz olsa bile, diğer koşullar gerçekleşmişse tedbir nafakası verilebilir. Başka bir anlatımla bağımsız tedbir nafakası davasında dikkate alınacak ölçü; tarafların kusur durumları değil, nafakayı talep eden eşin ayrı yaşamada haklı olup olmadığıdır.
  6. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda; tarafların 04.05.2013 tarihinde evlendikleri, özel dairenin bozma kararıyla kesinleşen ve gerçekleşen kusur durumuna göre tarafların boşanmada eşit kusurlu olduğu, ancak fiili ayrılığın, evliliğin üçüncü ayı içerisinde iken erkeğin kadını annesinin evine bıraktırdığı ve sonrasında barışmak için çaba göstermemesi şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışından kaynaklandığı, bunun üzerine davacı kadın tarafından 12.12.2013 tarihinde TMK.m.197’ye dayalı bağımsız tedbir nafakası istemli dava açıldığı, birleşen davanın ise evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı karşılıklı boşanma davaları olduğu ve ilk davanın 02.01.2014 tarihinde erkek eş tarafından açıldığı, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır. Boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusur durumuna göre ayrı yaşamaya zorlanan kadının, birlikte yaşamaya ara verilmesinde haklı olduğu gözetilmeksizin asıl davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
  7. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
    B) Davacı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarının fazla olup olmadığı hususuna gelince;
  8. Öncelikle belirtilmelidir ki, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası boşanma davasında verilen ‘’boşanma hükmü’’ kesinleştikten sonra işlemeye başlayacaktır.
  9. Yoksulluk nafakası da boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde:
    “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
    Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
  10. TMK’nin 175. maddesinde geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424, 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
  11. Ayrıca madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Eş söyleyişle, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Yine, yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmayacaktır. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür.
  12. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, T./Ateş, D., Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
  13. Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir.
  14. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; taraflara ait mali ve sosyal durum araştırma tutanakları, tanık ifadeleri, dosyada mevcut tapu kayıtları ve taraf beyanları dikkate alındığında davalı-karşı davacı erkeğin, babasına ait elektrikçi dükkanında babası ile birlikte çalıştığı, buradan elde edilen gelirden kazanç sağladığı, başkaca bir malı veya gelirinin olmadığı ve ailesinin yanında yaşadığı, davacı-karşı davalı kadının ise ev hanımı olup, ailesinin yanında yaşadığı anlaşılmış olup tarafların bu sosyal ve ekonomik durumları ile nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları ve hakkaniyet ilkesi gözetildiğinde davacı-karşı davalı lehine takdir edilen yoksulluk nafakası miktarı fazladır.
  15. Diğer yandan, mahkemece direnme kararı öncesi verilen ilk hüküm, davacı-karşı davalı tarafından; kusur belirlemesi ve tazminatlar, davalı-karşı davacı tarafından ise; kusur belirlemesi, tazminatlar, yoksulluk nafakası ve vekâlet ücretine yönelik temyiz edilmiş olup; Özel Dairenin onama kararı ile hüküm, kusur belirlemesi, tazminatlar, vekâlet ücreti ve yoksulluk nafakası yönünden kesinleşmiş olduğundan taraf vekillerinin kesinleşen bu yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenmemiştir.
  16. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1) Davacı-karşı davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden (III-A) dolayı ,
2) Davalı-karşı davacı vekilinin yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazının kabulü ile bu yöne ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden (III-B) dolayı,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Asıl davaya ilişkin verilen karar yönünden aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

Yoksulluk nafakasının miktarına ilişkin verilen karar yönünden ise aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.07.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın