ÖZET :

  • 506 sayılı Kanun’un 02.07.1973 tarihli ve 1753 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile yeniden düzenlenen 68. maddesinin I/C-a bendine göre; “yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan” kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilecektir. Aynı maddenin (VI) numaralı bendi hükmüne göre de; kız çocuklarına bağlanan ölüm aylıkları Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başladıkları ya da evlendikleri tarihi takip eden devre başından itibaren kesilecektir. Ayrıca (VI) numaralı bendin son cümlesinde; “… evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir…” düzenlemesine yer verilmiştir.
  • 02.07.1973 tarihinde 1753 sayılı Kanun ile getirilen 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinde düzenlenen “evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir” hükmü aynı Kanun’un Geçici 91. maddesi ile yürürlükten kalkmamış olup uygulanmaya devam etmiştir. 02.07.1973 tarihinden sonra 506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla hem eşten hem de ana/babadan gelir veya aylığın ikisi bir arada alınamayacak ve hak sahibi aksini talep etmediği sürece bu ölüm aylıklarından fazla olanı ödenecektir. Kaldı ki 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi kapsamında kazanılmış haktan da söz etmek mümkün değildir.
  • Davacının hak sahibi olduğu eşi ve babasının aynı Kanun kapsamında sigortalı olduğu dikkate alındığında 506 sayılı Kanun’un 68. ve Geçici 91. maddelerindeki düzenlemeler karşısında her iki aylığa birden hak kazanması mümkün değildir.

Hukuk Genel Kurulu

2017/2400 E. , 2020/1039 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 22. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili 12.01.2015 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin 11.11.1997 tarihinde (09.11.1997) vefat eden eşinden ölüm aylığı aldığını, babası …’ın ise 20.06.2002 tarihinde (21.06.2002) vefat ettiğini, babasından maaş alan annesi …’ın 14.12.2012 tarihinde vefatı üzerine babasından da ölüm aylığı bağlanması için yaptığı başvurunun Kurumca reddedildiğini ileri sürerek, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında emekli olan babasından ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı … (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; 506 sayılı Kanun’un 68. maddesi gereği daha yüksek olan aylığın bağlandığını, Kurum işleminde hata bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkeme Kararı:
  3. İstanbul 22. İş Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2015/19 E., 2015/300 K. sayılı kararı ile; 506 sayılı sosyal Sigortalar Kanunu’na (506 sayılı Kanun) eklenen Geçici 91. madde gereği 06.08.2003 tarihinden önce ölen sigortalıların hak sahibi kız çocuklarının ölüm aylığı bağlanma koşullarını ilk kez ve yeniden 06.08.2003 tarihinden sonra yerine getirmesi hâlinde aylık bağlanacağı kabul edildiği fakat, 506 sayılı Kanun’un Geçici 91. maddesinin son fıkrası ile bu şartların en son 31.12.2005 tarihine kadar yerine getirilmesi durumunda aylık bağlanacağı düzenlenerek sınırlandırma getirildiği, en son 5754 sayılı 2008 yılı Bütçe Kanunu ile de, bu hükmün 5510 sayılı sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) yürürlük tarihine kadar uygulanacağının belirtildiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16/09/2013 tarihli ve 2013/7839 E., – 2013/16306 K. sayılı ilamın da bu doğrultuda olduğu bu kapsamda yapılan değerlendirmeye göre davacının eşinin 11/11/1997; babasının ise 20/06/2002 tarihinde vefat ettiği, böylece 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihi olan 01/10/2008 tarihinden önce dul ve yetim kalarak her iki aylığı almaya hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  4. İstanbul 22. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 07.04.2016 tarihli ve 2015/12786 E., 2016/6234 K. sayılı kararı ile; “Dava, 09.11.1997 tarihinde vefat eden eşinden dolayı ölüm aylığı alan davacının, aynı zamanda, 21.06.2002 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkeme davanın kabulü ile aksine Kurum işleminin iptaline karar vermiştir.
    Uyuşmazlık; 506 sayılı Yasa kapsamında iken vefat eden eş ve babadan dolayı ayrı ayrı ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacıya 09.11.1997 tarihinde vefat eden eşinden dolayı 506 sayılı Kanun uyarınca ölüm aylığı bağlandığı, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmaları olan ve 21.06.2002 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı talep ettiği, Kurumun cevabi yazısında; “506 sayılı Kanun 68/6. bendin özel düzenleme niteliğinde olduğundan, buna göre ölen eş ve anne/baba aylıkları hesaplandığı ve yüksek olanın bağlandığının” belirtildiği görülmüştür.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 68/VI. maddesi hükmüne göre, babasından ölüm aylığı alan kız çocuğunun evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanması halinde bu aylıklardan fazla olanı ödenecektir.
    Öte yandan, 506 Sayılı Yasaya 02.07.2005 tarih ve 5386 sayılı Yasayla eklenen geçici 91. madde hükmü, kız çocuklarına 06.08.2003 tarihinden önce bağlanan gelir ve aylıkların kendi çalışmaları dışında sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya aylık almaları halinde kesilmeyeceği yönündedir.
    506 sayılı Yasaya eklenen geçici 91. maddesi 506 sayılı Yasa’nın 68. maddesini yürürlükten kaldırmamıştır. 06.08.2003 tarihinden önce de yasal engel nedeniyle kız çocuklarına her iki aylığın bağlanması mümkün değildir. Geçici 91. maddede sözü edilen gelir ve aylıklar daha önce yasal engel bulunmaması nedeniyle iki ayrı sosyal güvenlik yasası kapsamında bağlanan aylıklardır.
    Mahkemenin 506 sayılı Yasanın 68. (5510 sayılı Yasanın 54/5) maddelerini göz ardı ederek davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurması isabetsiz olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
    Direnme Kararı:
  6. İstanbul 22. İş Mahkemesinin 13.10.2016 tarihli ve 2016/370 E., 2016/524 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  7. Direnme kararı süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 09.11.1997 tarihinde vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının yanında ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 21.06.2002 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı alıp alamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Bilindiği üzere, Sosyal güvenlik hakkı temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasa’da güvence altına alınmıştır. Bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo-ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (Arıcı,K.: Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara 2015, s.95).
  2. Ölüm ise gerçekleşmesi mutlak, ancak ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen tipik bir sosyal güvenlik riskidir (Arıcı, K.: Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara 2015, s.386). Bu risk, hak sahibi konumunda olan dul eş ve yetim çocuk yönünden etkili olacaktır. Sigortalının ölümü ile birlikte sağ kalan hak sahibi aile bireyleri gelir kaybına uğrayacak, bu nedenle sosyal güvenlik yönünden bir korumaya gereksinim duyacaklardır. İşte bu noktada ölüm sigortası ile risk altında olan hak sahiplerinin sosyal güvenlik hakları koruma altına alınmıştır.
  3. Ancak sosyal güvenlik hakkının kullanımı kanun ile sınırlanmış ve belirli koşulların varlığına bağlanmıştır. Sigortalının ölümü ile birlikte sosyal güvenlik hakları koruma altına alınan hak sahiplerinin de ölüm sigortasından yararlanabilmeleri için kanun koyucu tarafından belirli sınırlamalar getirilmiştir. İşte 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun)’nun 68. maddesinin son fıkrası da bu sınırlamalardan biridir.
  4. 506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla, ölüm aylığı bağlanma koşulları ile bağlanmış ölüm aylığını kesme nedenleri, anılan Kanun’un 68. maddesinde düzenlenmiştir.
  5. 506 sayılı Kanun’un 02.07.1973 tarihli ve 1753 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile yeniden düzenlenen 68. maddesinin I/C-a bendine göre; “yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan” kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilecektir. Aynı maddenin (VI) numaralı bendi hükmüne göre de; kız çocuklarına bağlanan ölüm aylıkları Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başladıkları ya da evlendikleri tarihi takip eden devre başından itibaren kesilecektir. Ayrıca (VI) numaralı bendin son cümlesinde; “… evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir…” düzenlemesine yer verilmiştir.
  6. 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un 68. maddesine ek düzenleme yapılarak, anılan maddenin (VI) numaralı bendindeki “çalışmaya” kelimesinden sonra gelmek üzere “buralardan gelir veya aylık almaya” ibaresi eklenmiştir.
  7. Öte yandan 4958 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’a getirilen Ek 47. madde ile de “kız çocuklarının sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilmiş ülkelerdeki sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmaya başlamaları veya bu ülkelerin sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya aylık almaya başlamaları” hususları bağlanmış gelir ve aylıklar bakımından kesme nedeni sayılmıştır.
  8. Söz konusu yasal düzenlemeler bütün hâlinde değerlendirildiğinde, 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinin son fıkrasında sosyal güvenlik hakkına bir sınırlama getirilerek vefat eden eş ile vefat eden babadan dolayı hak sahibi sıfatıyla ölüm aylığı almaya hak kazananlara, bu aylıklardan fazla olanının ödeneceği düzenlenmiştir.
  9. 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinin ilk düzenlemelerinde erkek ve kız çocuklarına ölüm aylığı bağlama şartları bakımından farklılık oluşturulmuştur. Erkek çocuklarına aylık bağlanabilmesi için Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama şartı arandığı hâlde, kız çocukları için Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi gelir veya aylık almama şartı aranmıştır. Yani erkek çocukları, kendi çalışmaları nedeniyle Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi gelir veya aylık alırlarsa aylıkları kesilirken, kız çocukları kendi çalışmaları yanında hak sahibi olarak da gelir veya aylık alırlarsa aylıkları kesilecektir. Kanunun bu şekilde düzenlenmesi ölüm aylığı bağlanan kız çocuklarının aleyhine yorumlara sebep olurken ve Kurumun 1753 sayılı Kanun sonrası ortaya çıkan farklı uygulamaları nedeniyle 506 sayılı Kanun’a 5386 sayılı Kanun ile 09.07.2005 tarihinde Geçici 91. madde eklenmiştir.
  10. Geçici 91. maddeye göre 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları hâlleri hariç olmak üzere geri alınmaz. Maddenin altıncı ve yedinci fıkraları ile de birinci fıkraya göre aylığın kesilmesi önlenenlerin, 01.10.2008 tarihine kadar aylık almaya devam edecekleri düzenlenmiştir.
  11. İlgili maddenin gerekçesinde “506 sayılı Kanunun 23 ve 68′ inci maddelerinde 21.06.1973 tarihli 1753 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilen ölüm geliri veya aylığı bağlama şartları içerisinde yer alan “buralardan gelir veya aylık almayan” ibaresi, başlangıçta kız çocuklarının hem kendi çalışmalarından hem de hak sahibi olarak sosyal güvenlik kurumlarından gelir veya aylık almamaları olarak yorumlanıp uygulanırken, bilahare uygulama değiştirilerek yalnızca kendi çalışmalarından dolayı sosyal güvenlik kurumlarından gelir veya aylık almama olarak yorumlanmış ve uygulanmıştır. 23.12.1981 tarihinden 06.08.2003 tarihine kadar söz konusu ibarenin kız çocuklarının yalnızca kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma olarak yapılan Kurum genel uygulaması dahilinde hak sahibi kız çocuklarına ölüm geliri veya aylığı bağlanmış ve ödenmiştir. Bu gelir ve aylıkların kesilmesinin ve geri alınmasının ortaya çıkaracağı mağduriyetler nazara alınarak belirtilen uygulama dâhilinde bağlanan gelir ve aylıkların kesilmemesi ve geri alınmaması öngörülmüştür.” denilmiştir.
  12. Madde metninden ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Geçici 91. madde ile 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi olan kız çocuklarının, kendi çalışmaları dışında, isteğe bağlı sigortalı olarak veya hak sahibi olarak gelir veya aylık almaları hâlinde önceden aldıkları ölüm geliri veya aylığın kesilmesini önlemek, 5510 sayılı Kanun’un düzenlemesine kadar gelir/aylık almalarını devam ettirmek ve gelir/aylık kesilmişse istirdadını engellemek ve 506 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile ilgili farklı uygulamaları gidermek amaçlanmıştır.
  13. Sonuç olarak, 02.07.1973 tarihinde 1753 sayılı Kanun ile getirilen 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinde düzenlenen “evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir” hükmü aynı Kanun’un Geçici 91. maddesi ile yürürlükten kalkmamış olup uygulanmaya devam etmiştir. 02.07.1973 tarihinden sonra 506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla hem eşten hem de ana/babadan gelir veya aylığın ikisi bir arada alınamayacak ve hak sahibi aksini talep etmediği sürece bu ölüm aylıklarından fazla olanı ödenecektir. Kaldı ki 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi kapsamında kazanılmış haktan da söz etmek mümkün değildir.
  14. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2017 tarihli ve 2015/10-841 E., 2017/787 K. ile 29.11.2017 tarihli ve 2017/21-2617 E., 2017/1453 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.
  15. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayda; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olan eşi Sabri Gündoğdu’nun 09.11.1997 tarihinde vefatı üzerine davacıya ölüm aylığı bağlandığı, 21.02.2002 tarihinde vefat eden babası …’dan da yetim aylığı tahsisi için yaptığı başvurunun ise Kurumca 11.12.2014 tarihli ve 43/79589 sayılı yazı ile, 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (VI) numaralı bendi hükmü uyarınca aylık miktarı daha yüksek olan eşinden dolayı ölüm aylığı bağlandığı belirtilerek reddi nedeniyle dava açıldığı anlaşılmaktadır.
  16. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; davacının hak sahibi olduğu eşi ve babasının aynı Kanun kapsamında sigortalı olduğu dikkate alındığında 506 sayılı Kanun’un 68. ve Geçici 91. maddelerindeki düzenlemeler karşısında her iki aylığa birden hak kazanması mümkün olmadığından davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  17. Ayrıca direnmeye ilişkin gerekçeli kararda “12.01.2015” olan dava tarihinin “30.05.2016” olarak yazılmış olması mahallinde her zaman düzeltilebilecek bir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve işin esasına etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
  18. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  19. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.12.2020 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.