ÖZET :

  • Tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu 4721 sayılı TMK’nın “III. Tapu idareleri 2. Sorumluluk” başlığı altında 1007. maddede düzenlenmiştir. 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi ” Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
  • Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
  • Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. ” hükmünü taşımaktadır.
  • Tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulması gerekir. İşte devletin denetimi ve gözetimi adına tutulan tapu sicilindeki kayıtlarının doğruluğuna güvenen kişilerin bu yüzden uğradığı zararların tazmini, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan devletin sorumluluğuyla sağlanır.
  • Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalinin istenmesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır.
  • Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hale getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’i değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Velidedeoğlu, H.V./ Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd; Akipek, J.: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303).
  • Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eş söyleyişle, Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. Diğer bir anlatımla Devletin “tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna” ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/ tehlike sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır.
  • İdare illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya hakkında zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir. Yine tapu görevlisine rücu edilebilmesi, tapu görevlisinin kusurunun varlığı hâlinde mümkündür.

Hukuk Genel Kurulu

2019/788 E. , 2020/983 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

  1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacılar vekili 22.09.2014 tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi … adına 100.000/436.800 hisse oranında kayıtlı 22.11.1974 tarihli ve 9 sıra numaralı tapu kaydının kadastro çalışmaları sırasında 2807 parsele uygulandığını ancak kadastro tespitinin Antalya Kadastro Mahkemesinin 2000/178 E., 2004/9 K. sayılı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tesciline karar verildiğini, murisin taşınmazı satın aldığı dönemde o tarihteki yasal düzenlemelere göre oluşturulmuş geçerli bir tapu kaydının mevcut olduğunu ve tapu dairesinde yapılan akitle satın alındığını, daha sonrasında Devletin değiştirdiği yasalar nedeni ile tapunun geçersiz sayılması karşısında müvekkillerin uğradığı zarardan Hazinenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 1007. maddesi gereğince sorumlu olduğunu ileri sürerek önceden tapulu olup, muris adına 2807 parselde tespit gören hissenin dava tarihi ile belirlenecek olan piyasa rayiç değerinin faizi ile birlikte (bu talep uygun görülmediği takdirde kadastro mahkemesi kararının kesinleşme tarihi itibari ile piyasa rayiç değerinin kadastro mahkemesi kararının kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte) fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000.00TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
  2. Davacılar vekili 26.04.2017 tarihli ıslah dilekçesinde; ileride tekrar arttırma ve ek dava açma hakları saklı kalmak kaydıyla taleplerini 99.000TL daha arttırarak 100.000,00TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
    Davalı Cevabı:
  3. Davalı Hazine vekili 04.12.2014 tarihli cevap dilekçesinde; kadastro mahkemesi kararının 01.06.2009 tarihinde kesinleştiğini dolayısıyla davacı tarafın tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçmesini sağlayan davanın kadastro tespitine itiraz davası olması nedeniyle müvekkil kurumun 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca sorumluluğunun bulunmadığını ve dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydı kapsamı dışında olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin Kararı:
  4. Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.04.2017 tarihli ve 2014/475 E., 2017/120 K. sayılı kararı ile; kadastro çalışmalarında dava konusu taşınmazın 2807 parsel numarası ile 115.525 m² yüzölçümünde, 22.11.1974 tarihli ve 9 nolu tapu kaydı uygulanarak 100.000/436.800 hissesinin… oğlu … adına tespit edildiği, tespite itiraz edilmesi nedeniyle Antalya Kadastro Mahkemesinin 2000/178 E. sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda parselin 4298 m²’lik kısmının 4 hisse itibariyle … ve arkadaşları adlarına, kalan 111227 m²’lik kısmın ise Hazine adına tapuya tesciline karar verildiği, yargılama sürecinde 3194 sayılı İmar Kanun’nun 18. maddesine göre imar uygulaması yapıldığından tarafların tavzih talebinde bulunması üzerine Antalya Kadastro Mahkemesinin tavzih kararı ile taşınmazın 4298 m²’sinin 3297 parsel olarak … ve müşterekleri adına, 101183 m²’sinin 2807 nolu parsel olarak Hazine adına tapuya tescil edildiği, 2708 ada 1 nolu parselde muris …’dan davacılara isabet edecek olan kısmın 1543.27 m², 2807 parselde davacılara isabet edecek olan kısım ise 23.164,61 m² olduğu, iddia, savunma, tapu kayıtları, keşif, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacıların tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle zarara uğradıkları gerekçesiyle davanın kabulüne, 100.000TL tazminatın dava tarihi olan 22.09.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara payları oranında verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
  5. Davalı Hazine vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
  6. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince 20.02.2018 tarihli ve 2017/1080 E., 2018/182 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazda pay sahibi olan bir başka hak sahibinin açmış olduğu sorumluluk davası sonucunda, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 2010/381 E., 2012/375 K. sayılı kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22.12.2014 tarihli ve 2014/20879 E., 2014/1094 K. sayılı kararında, sicillerin doğru tutulması görevini üstlenen ve taahhüt eden devletin gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, davacılar mirasbırakanı …’nın 1974 yılında satın aldığı taşınmazın 1989 yılında yapılan kadastro çalışmalarında revizyon gördüğü 2807 parsel sayılı taşınmazla ilgili açılan kadastro tespitine itiraz davasında, davacıların tapusunun geldisi olan 1944 tarihli kök tapu kaydının ortaklığın giderilmesi davasındaki miktar fazlalığı nedeniyle yolsuz olarak oluştuğu kabul edilerek kadastro tespitinin iptaline karar verildiği, davacının bu şekilde mülkiyet hakkını yitirmesi nedeniyle uğradığı zararın tazmini için açtığı davada, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesindeki devletin sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğu, davalının sorumluluğun koşullarının oluşmadığına ilişkin istinaf itirazının yerinde olmadığından reddine, TMK’nın 1007. maddesinden kaynaklanan tazminatlarda davacıların mülkiyet hakkı kadastro kararının kesinleştiği 01.06.2009 tarihinde yitirildiğine göre zarara ilişkin değerlendirmenin bu tarihteki verilere göre yapılması gerektiği, mahkemece dava tarihindeki verilere göre yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen raporun hükme esas alınmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalının incelemenin eksik yapıldığına ilişkin istinaf itirazının kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılarak, taleple bağlılık kuralı da nazara alınarak 100.000,00TL tazminatın dava gününden işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
    Özel Dairenin Bozma Kararı:
  7. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
  8. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 24.01.2019 tarihli ve 2018/2686 E., 2019/454 K. sayılı kararı ile; “…Dava, TMK’nın 1007. maddesince tazminat istemine ilişkindir.
    Dosya kapsamından davacı tarafından dayanılan tapu kaydının kökü olan Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının miktarının 2.000 dönüm (1.838.000 m²) yüzölçümlü olduğu, maliklerinin gerçek kişiler ile Hazine olduğu, bir kısım tapu malikleri tarafından diğer tapu malikleri gerçek kişiler ile Hazine taraf gösterilerek açılan ortaklığın giderilmesi davası üzerine Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.01.1940 tarih 15/1 sayılı kararı ile Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 23.079.766 m² olduğuna, 878.564 m²’sinin tarım arazi niteliğinde olduğundan taksimine, geriye kalan 22.201.202 m² yüzölçümlü bölümünün tarıma elverişli olmadığından satılarak ortaklığın giderilmesine karar verildiği, 878.564 m² yüzölçümlü tarıma elverişli taşınmazın taksimle 28 parçaya ayrıldığı, Hazinenin payına karşılık olarak ayrılan 353.815 m² yüzöçümlü taşınmazın iskanen Cihadiye köyünde bulunan göçmenlere dağıtıldığı, tarıma elverişsiz 22.201.202 m² yüzöçümlü taşınmazın ihale ile satılarak alıcıları … ve … adlarına 13.04.1944 tarih 118 sıra nolu tapu kaydının oluştuğu, yapılan ifraz ve pay satışı sonucu 24/11/1953 tarih ve 53 sayılı kayıttan bölünen 17.578,632 m2’lik kısmın pay satışı sonucu 29/4/1958 tarih ve 30 sıra nolu kayıtla …, … ve … adlarına paylı mülkiyet üzere kayıtlı iken, ifraz sonucu 13.357,447 m2’lik bölümünün 1968 tarih ve 7 sıra nolu tapu kaydı ile …, … ve … adlarına tescil edildiği, Çamköy, Koyunlar ve Varsak sınırlarında kalan 13.357.447 m2’lik bu bölümün, 1968 yılında krokiye bağlanarak ifraz ve taksim sonucu 113 parçaya bölünerek, 30/07/1968 tarih 8 ila 120 sıra nolu müfrez tapuların oluştuğu, anılan ifraz tapularından 55 adedinin Varsak köyü çalışma alanında, 55 adedinin ise Çamköy çalışma alanında tespit gördüğü, davacıların murisi …’nın 21/11/1974 tarihli ve 7566 sayılı akitle 436.800 m2’lik taşınmazın 100000/436800 oranındaki payını maliklerinden satın aldığı, Varsak köyünde yapılan kadastro çalışmasında davacıların murisi tarafından satın alınan taşınmazın 115,525 m2 olarak ölçülen 2807 parsele revizyon gördüğü ve davacının murisi … adına payı oranında tespit edildiği, anılan tespite 3. kişilerce ve davacının murisi … tarafından ise taşınmazın yüzölçümünün arttırılması yönünde itiraz edildiği, Hazinenin de davaya müdahil olduğu Antalya Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucu mahkemece 2000/178 E.- 2004/9 K. sayılı 01/06/2009 tarihinde kesinleşen kararı ile tapu kaydının kökü olan Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının ilk tesisindeki miktarına (1.838.000 m²) itibar edilip, miktarından fazlasıyla dava konusu parsel ve dava dışı parsellere revizyon gördüğü, dava konusu parselin kök tapu kapsamı dışında kaldığı, kök tapu miktarının 1800 dönüm iken 23.00 dönüme çıkarıldığı, izaleyi şuyuu davası sonucu tapu miktarının arttırılmasının yolsuz tescil niteliği taşıdığı gerekçesiyle taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile müdahil Hazinenin davasının kabulüne, taşınmazın 111.227 m2’lik kısmının Hazine adına tapuya tesciline, 4298 m2’lik kısmının ise zilyetliğe dayanılarak davacı … mirasçıları adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de davacıların dayandıkları tapunun, Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kapsamı dışında kaldığı, yolsuz şekilde oluşan tapu kaydına dayalı olarak tazminat istenemeyeceği, davacının murisi adına kadastroca oluşmuş ve daha sonra mahkemelerce iptal edilmiş geçerli bir tapu kaydı da bulunmadığından tazminata hak kazanılamayacağı ve Dairenin aynı gün incelemesi yapılan 2018/1780 E sayılı dosyasında 2807 parsele ilişkin diğer paydaş tarafından aynı kök tapuya dayanılarak açılan tazminat davasında, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince isabetli şekilde davanın reddine karar verilmişse de davacının temyizi üzerine 5. Hukuk Dairesince, hükmün “davacının 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğundan işin esasına girilip, talebin kabulüne karar verilmesi” gerektiğinden bahisle bozulması ve davalı Hazinenin karar düzeltme isteminin Dairenin 05/12/2016 gün ve 2015/4421 E.- 2016/11646 K. sayılı kararıyla reddi ile anılan dosyada davacı lehine usul kazanılmış hak oluşmakla eldeki dosya yönünden emsal teşkil etmeyeceği de gözetildiğinde davanın reddi gerektiğinden, davalı Hazinenin istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  9. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 18.06.2019 tarihli ve 2019/492 E., 2019/885 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ilave olarak; Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleşen Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.01.1940 tarihli ve 15/1 numaralı kararı neticesinde yapılan taksim ve taşınmazın bir kısmının açık artırma ile satışından oluşan tapu kayıtlarının o tarihten bu yana düzenli bir biçimde tedavül ettiği, nihayetinde 21.11.1974 tarihli ve 7566 sayılı akit ile bir kısım hissenin de davacıların murisi … tarafından resmi bir şekilde satın alındığı, bu şekilde yaklaşık 30 yılı aşkın süreyle tapusu oluşmuş ve tedavül görmüş hisseye ilişkin murisin ve mirasçılarının kazanımlarının korunması gerektiği, aksi durumun mülkiyet hakkının özüyle çeliştiği, tapu siciline ve Devlete güven ilkelerini zedelediği, sicillerin doğru tutulması görevini üstlenen ve taahhüt eden Devletin, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlü olduğu, kaldı ki Antalya ilinde ilk derece mahkemelerinde görülen aynı mahiyette, aynı taşınmazla ilgili birçok davada, uyuşmazlıklara 4721 sayılı TMK’nin 1007. maddesi tatbik edilmek suretiyle tazminatlara hükmedildiği, anılan kararların temyiz denetiminden geçmek suretiyle kesinleştiği, aksi durumun kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağı, aynı mahiyetteki dosyalarda davalı Hazinenin davacılara yada murislerine dava dışı yerin yakınından Varsak ve Çobanlar köyünden fazlasıyla yer verildiği veyahut da tapuların başka yerlere revizyon gördüğünü savunduğu ancak tüm kayıt ve belgeler elinde bulunan tapu ve kadastro teşkilatı emrinde olan Hazinenin bu savunmalarını somut olarak ispatlayamadığı, davacıların mülkiyet ve bağlantılı haklarının yok sayılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerine, Anayasa ve Medeni Kanun’un mülkiyet, tapu sicili ile alakalı hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle oy çokluğu ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  10. Direnme kararı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çekişmeli 2807 parsel sayılı taşınmaza kadastro çalışmaları sırasında revizyon gören ve davacılar murisi tarafından tapu müdürlüğünde yapılan resmî işlemle satın alınan 100.000/436.800 hisseli 22.11.1974 tarihli ve 9 numaralı tapu kaydının tespite itiraz davası neticesinde yolsuz olarak tescil edildiği kabul edilerek tespitin iptaline karar verilmesi neticesinde davacıların mülkiyet hakkını yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini için açılan davada, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluğuna ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı, aynı kök tapu kaydına dayanılarak başka hak sahipleri tarafından açılan tazminat davalarında 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğunun kabul edilmesinin eldeki dosya bakımından güçlü delil teşkil edip etmeyeceği, burada varılacak sonuca göre davacılar lehine tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.
  2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın, “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesi:
    “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
    Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
    Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklindedir.
  3. 4721 sayılı TMK’nın “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesi:
    “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
    Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
  4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1. maddesi:
    “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
    Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” şeklindedir.
  5. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde ise:
    “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

    Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.( iptal cümle: Anayasa Mah.12.5.2011 Tarih ve 2009/31 E. 2011/77 K. s.k.)
    Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.
    Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” düzenlenmesine yer verilmiş olup, aynı Kanun’un 20. maddesinin ilgili kısımları ise;
    “Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yeri tayinde;
    A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.
    B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.
    C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas alınarak yapılır…” şeklindedir.
  6. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve kanunlarla iç hukuk yönünden, gerekse AİHS ve ek protokolleri ile uluslararası hukuk yönünden kabul edilmiş temel haklardandır. Kişiye bir eşya üzerinde en geniş yetkileri sağlayan aynî hak, mülkiyet hakkıdır. Aynî haklar, eşya üzerinde doğrudan hakimiyet sağlayan ve bu nedenle herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. Bu nedenle bir eşyanın maliki, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde o eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip kılınmıştır (TMK m.

683/1).

  1. Bunların yanında mülkiyet hakkı, kamu yararının bulunduğu hâllerde sınırlandırılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Ancak bu sınırlandırma ya da kaldırma gerçekleştirilirken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin 30.05.2006 tarihli ve 1262/02 sayılı kararında ifade edildiği üzere “…bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…” “…kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…” bu önlem alınırken “başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir denge olması gerektiği…” kişinin “…kişisel ve haddinden fazla yük taşımak zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır. Bir başka ifadeyle kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin menfaati arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
  2. Mülkiyet kavramının farklı hukuk sistemlerinde farklı şekilde ele alınmasının yanı sıra zaman içinde içeriği de değişiklere uğramıştır. 19. yüzyıla kadar mutlak ve sınırsız bir hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkı, günümüzde değişmiş ve mülkiyet hakkı malikine toplum yararına bazı ödevler ve görevler yükleyen sosyal bir hak olarak görülmeye başlanmıştır. Mülkiyet hakkının sadece bir hak değil, aynı zamanda topluma karşı bir ödev olduğu anlayışı yaygınlaşmıştır (Şimsek, S.: Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı, Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yayın No: 2011/413, Ankara 2011, s. 1-2).
  3. Osmanlı Devleti döneminde mülkiyet sistemi günümüzdekinden farklı olup, İslâm hukukunun mülkiyet esasları kabul edilmiştir. Bugünkü Türk hukukunun aksine İslâm hukukuna göre bir nesnenin ayn’ı ve menfaati farklı kişilere ait olabileceği kabul edildiğinden özellikle Osmanlı toprak sisteminde tek bir mülkiyet anlayışından söz etmek mümkün olmayıp, araziler mülk, vakıf, metruk, mevat ve mirî arazi olmak üzere çeşitli kısımlara ayrılmaktaydı. Toprağın büyük bir kısmı kuru mülkiyeti (rekabesi) Devlete ait olup yaralanma hakkı (intifa hakkı) belli bir bedel karşılığında süresiz olarak kişilere tevfiz olunan miri arazi (Arazi Kanunanmesi m. 3) niteliğinde olup mutasarrıfına geniş yetkiler tanıyan tımar sistemi uygulaması yaygın olarak bulunmaktaydı.
  4. Cumhuriyetin kurulmasından sonra 17.02.1926 tarihinde kabul edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi taşınmaz mülkiyeti konusunda önemli yenilikler getirmiş, tapuda kayıtlı olan ya da olmayan taşınmazların zilyetleri adına tesciline imkan tanınmıştır (TKM m. 639) . 1934 yılında çıkarılan Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile de miri arazinin zilyetleri adına tesciline olanak sağlanmıştır. Ayrıca 766 sayılı Tapulama Kanunu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu mutasarrıfların zilyetliğinde bulunan taşınmazların bu kişiler adına tespit ve tescil edilmesini öngörmüştür.
  5. 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33. maddesine göre zilyetliğin tasdikli irade suretleri ve fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senedi, kayıtları bulunmayan tapu ve mülga Hazine-i hassa senedi veya muvakkat tasarruf ilmühaberi, gayri musaddak tapu yoklama kayıtları, mülkname, muhasebatı atıka kalemi kayıtları, mübayaa istihkam ve ihbar ücretleri gibi belgelere dayandırılması halinde miktar sınırlaması gözetilmeksizin zilyetler adına tescili öngörmektedir. Benzer bir hüküm de 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde yer almıştır. Bununla birlikte kadastro uygulaması geç başladığından ve uzun süre aldığından kadastronun geçmediği alanlarda kişilerin sahip olduğu tapu belgeleri; genellikle harita, plan ve krokiye dayanmayan ve sabit sınırları göstermeyen belgelerdir (Anayasa Mahkemesi, Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 56 ).
  6. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kayıt ve belgelerin kapsamını tayin” başlıklı 20. maddesinin A fıkrasında; kadastro uygulaması yapılırken tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yerin tayini kayıt ve belgelere, harita, plan ve krokiye dayanmakta; bunların yerlerine uygulanması mümkün ise harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunacağı ancak harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı hükmü getirilmiştir. Aynı maddenin C fıkrasında ise harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar; değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise bunlarda gösterilen miktara itibar olunacağı ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibarıyla belli bir yeri kapsıyorsa tespitin o sınır esas alınarak yapılacağı hükmü yer almaktadır.
  7. Yapılan bu kadastro faaliyeti ile amaçlanan taşınmaz malların sınırlarının ve hukuki durumlarının belirlenerek tapu sicilinin oluşturulmasıdır. Nitekim 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi veya harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekansal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır” şeklinde ifade edilmiştir.
  8. Tapu sicili, taşınmazlar üzerindeki mevcut hakları göstermek, bunların tesis ve devirlerini sağlamak için tutulan resmî bir sicildir. 4721 sayılı TMK’nın 997 ve devamı maddelerinde düzenlenen tapu sicili, ana ve yardımcı sicillerden oluşan ve çeşitli defter ile belgeleri kapsayan bir bütündür. Zirâ, tapu sicilinin en önemli unsuru tapu kütüğü olmakla birlikte tek başına kütük kaydının bir taşınmazın geometrik ve hukuki durumunu göstermeye yeterli olduğu söylenemez. Bu anlamda devletin yetkili kıldığı memurlar tarafından tutulan defter, belge ve planlar; taşınmazın malikini, taşınmazı takyit eden sınırlı ayni hakları, konumunu, yüzölçümünü, miktarını, türünü ve şeklini, yine varsa taşınmazla ilgili bazı şahsi haklar ile devir ve temlik hakkı üzerindeki kısıtlamaları da gösterir.
  9. Kural olarak taşınmazlar üzerindeki ayni haklar tescille kazanılır (TMK m. 705/1). Tescil, tapu kütüğünde ayni hakka ilişkin kaydı ifade eden teknik bir terimdir. Tapu sicilinin taşınmazlar üzerindeki ayni hakları gösterebilmesi için öncelikle taşınmazın tapu siciline kaydı gerekmektedir. Çünkü TMK’nın 1000/1. maddesinde, her taşınmaza kütükte bir sayfa açılacağı belirtilerek, tapu sicilinin oluşturulmasında “ayni sistem” adı verilen sistem kabul edilmiştir. Bu sistemi kadastrosu yapılmamış yerlerde uygulama imkânı bulunmadığından ülke topraklarının kadastrosunun yapılması, tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların çap kaydının oluşturularak tapulanması çok önemlidir.
  10. Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan öteki unsur da topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiştir.
  11. Tapu sicilinin tutulmasından devletin sorumluluğu 4721 sayılı TMK’nın “III. Tapu idareleri 2. Sorumluluk” başlığı altında 1007. maddede düzenlenmiştir. 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi ” Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
    Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
    Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. ” hükmünü taşımaktadır.
  12. Tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulması gerekir. İşte devletin denetimi ve gözetimi adına tutulan tapu sicilindeki kayıtlarının doğruluğuna güvenen kişilerin bu yüzden uğradığı zararların tazmini, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan devletin sorumluluğuyla sağlanır.
  13. Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalinin istenmesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır.
  14. Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hale getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’i değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Velidedeoğlu, H.V./ Esmer, G.: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd; Akipek, J.: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303).
  15. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eş söyleyişle, Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. Diğer bir anlatımla Devletin “tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna” ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/ tehlike sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır.
  16. İdare illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya hakkında zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir. Yine tapu görevlisine rücu edilebilmesi, tapu görevlisinin kusurunun varlığı hâlinde mümkündür.
  17. Aynı hususlar Hukuk Genel Kurulu (HGK)nun 09.05.2007 tarihli ve 2007/4-212 E., 2007/261 K. sayılı, 06.06.2018 tarihli ve 2017/5-22 E., 2018/1168 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
  18. Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; davacılar tarafından dayanılan 22.11.1974 tarihli ve 9 sıra nolu tapu kaydının kökü olan Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının miktarının 2.000 dönüm (1.838.000 m²) yüzölçümlü olduğu, maliklerinin gerçek kişiler ile Hazine olduğu, bir kısım tapu malikleri tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davası üzerine Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.01.1940 tarihli ve 15/1 sayılı kararı ile Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 23.079.766 m² olduğuna, 878.564 m²’sinin tarım arazi niteliğinde olduğundan taksimine, geriye kalan 22.201.202 m² yüzölçümlü bölümünün tarıma elverişli olmadığından satılarak ortaklığın giderilmesine karar verildiği, 878.564 m² yüzölçümlü tarıma elverişli taşınmazın taksimle 28 parçaya ayrıldığı, Hazinenin payına karşılık olarak ayrılan 353.815 m² yüzöçümlü taşınmazın iskanen Cihadiye köyünde bulunan göçmenlere dağıtıldığı, tarıma elverişsiz 22.201.202 m² yüzöçümlü taşınmazın ihale ile satılarak alıcıları … ve … adlarına 13.04.1944 tarihli ve 118 sıra nolu tapu kaydının oluştuğu, yapılan ifraz ve pay satışı sonucu 24.11.1953 tarihli ve 53 sıra nolu kayıttan bölünen 17.578,632 m2’lik kısmın pay satışı sonucu 29.4.1958 tarihli ve 30 sıra nolu kayıtla …, … ve … adlarına paylı mülkiyet üzere kayıtlı iken, ifraz sonucu 13.357,447 m2’lik bölümünün 1968 tarih ve 7 sıra nolu tapu kaydı ile …, … ve … adlarına tescil edildiği, Çamköy, Koyunlar ve Varsak sınırlarında kalan 13.357.447 m2’lik bu bölümün, 1968 yılında krokiye bağlanarak ifraz ve taksim sonucu 113 parçaya bölünerek, 30.07.1968 tarih 8 ila 120 sıra nolu müfrez tapuların oluştuğu, davacıların murisi … tarafından 30.07.1968 tarihli ve 35 nolu, senkistan ve fundalık vasfında, sınırları şarken 23 parsel, kısmen yol ve ötesi 39 parsel, garben Düden, şimalen eşek alanını fasleden yayla yolu, cenuben 37 kroki nolu parsel olan 436.800 m2’lik taşınmazın 100000/436800 oranındaki payını 21.11.1974 tarihli ve 7566 yevmiye sayılı senetle maliklerinden satın alındığı, Varsak köyünde yapılan kadastro çalışmasında davacıların murisi tarafından satın alınan taşınmazın 115,525 m2 olarak ölçülen 2807 parsele revizyon gördüğü ve davacının murisi … adına payı oranında tespit edildiği, anılan tespite 3. kişilerce ve davacının murisi … tarafından ise taşınmazın yüzölçümünün arttırılması yönünde itiraz edildiği, Hazinenin de davaya müdahil olduğu, Antalya Kadastro Mahkemesinde görülen davada, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde 25.03.2004 tarihli ve 2000/178 E., 2004/9 K. sayılı kararı ile, davacıların dayandıkları tapu kaydının kökü olan Mayıs 1325 tarihli ve 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu tapu kayıtlarının miktarı 1800 dönüm iken izaleyi şuyu davası sonucunda 23.000 dönüme çıkarıldığı, izaleyi şüyuu davası sonucu tapu miktarının arttırılmasının yolsuz tescil niteliği taşıdığı, dava konusu parselin kök tapu kapsamı dışında kaldığı, taşınmazda … ve müştereklerinin kullanımında olan bölümün tarım arazisi olarak kullanıldığı, bu bölüm dışında evlerin bulunduğu kısmın 10-15 yıl önce ayrılarak kullanılmaya başlanıldığı ve imar ihyasının tamamlanmadığı, diğer bölümlerin ise hiç imar ihyaya konu olmadığı gerekçesiyle taşınmazın davalılar adına olan kadastro tespitinin iptali ile müdahil Hazinenin davasının kabulüne, taşınmazın 111.227 m2’lik kısmının Hazine adına, 4298 m2’lik kısmının ise zilyetliğe dayanılarak davacı … mirasçıları adına tapıya tesciline karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 01.06.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
  19. Kadastro Mahkemesi kararından, davacıların dayandığı tapu kaydının kök kayıtlarının miktar itibariyle geçerli olduğu, miktar itibariyle geçerli olan kayıtların dava konusu taşınmazı kapsamadığı ve dolayısıyla davacılar murisine ait tapu kaydının bu parsele uygulanamadığı, davacılar murisi yönünden taşınmaz üzerinde zilyetlikle mülk edinme koşullarının da oluşmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davacıların çekişmeli 2807 parsel sayılı taşınmazda geçerli bir mülkiyet haklarının varlığından söz etme imkânı bulunmadığı gibi kayıtların yanlış tutulması sebebiyle zarara uğradıklarını da kanıtlayamamışlardır.
  20. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 05.11.2015 tarihli ve B. No: 2013/1178 nolu kararında; “Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).
    Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).
    Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır.” ifadelerine yer verilmiştir (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, § 52-54).
  21. Diğer taraftan, aynı kök tapu kaydına dayalı olarak başka hak sahipleri tarafından açılan davalarda Devletin TMK’nın 1007. maddesi uyarınca sorumluluğu bulunduğu kabul edilerek karar verilmesinin eldeki davaya etkisine gelince; dayanılan Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kaydının Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.01.1940 tarihli 15/1 sayılı kararı sonrasında satışa konu olan 22.201.202 m2’lik bölümünün Çamköy, Koyunlar ve Varsak sınırlarında kalan 13.357.447 m2’lik kısmı için müfrez tapular oluştuğu, bu tapuların 58 adedinin Varsak Köyü, 55 adedinin Çamköy sınırlarında tespit gördüğü hususlarının Antalya Kadastro Mahkemesinin 10.06.1997 tarihli ve 1996/27 E., 1997/151 K. sayılı kararı ile yine aynı mahkemenin 25.03.2004 tarihli ve 2000/178 E., 2004/9 K. sayılı kararları ile sabit olduğu, her taşınmaz bakımından revizyon gören tapu kayıtlarının ve taşınmazdaki zilyetlik durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekeceğinden aynı nitelikte dava olmadıkları, aynı taşınmaz hakkında başka bir paydaş tarafından aynı konuya ilişkin açılan davada verilen karar, diğer paydaş yönünden güçlü takdiri delil niteliğinde sayılabilecekse de, eldeki davada saptanan olgular karşısında takdiri delile itibar etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
  22. Bundan ayrı, Özel Daire bozma kararının 6. paragrafında “…davacıların dayandıkları tapunun, Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kapsamı dışında kaldığı, yolsuz şekilde oluşan tapu kaydına dayalı olarak tazminat istenemeyeceği” ibarelerine yer verilmiş ise de, yukarıda 27-37. paragraflarda belirtildiği üzere tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulmamasından illiyet bağını kesen bir durum olmadıkça Devletin asli ve kusursuz sorumlu olduğu, somut olayda davacıların dayandıkları tapu kaydının yalnızca yolsuz oluşması nedeniyle değil çekişmeli taşınmazı kapsadığı ispatlanamadığından davacıların tazminat isteyemeyecekleri nazara alındığında, tazminat istenemeyeceği ibaresinden önce gelen “yolsuz şekilde oluşan” ibaresinin “davacıların dayandıkları” kelimesinden sonra yazılarak, anılan cümlenin “davacıların dayandıkları yolsuz şekilde oluşan (22.11.1974 tarihli ve 9 nolu) tapunun, Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kapsamı dışında kaldığı, bu tapu kaydına dayalı olarak tazminat istenemeyeceği” şeklinde yazılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
  23. Hâl böyle olunca; direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Özel Dairenin bozma kararının 6. paragrafında yer alan “…davacıların dayandıkları tapunun, Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kapsamı dışında kaldığı, yolsuz şekilde oluşan tapu kaydına dayalı olarak tazminat istenemeyeceği…” ibarelerinin bozma kararından çıkarılarak yerine “…davacıların dayandıkları yolsuz şekilde oluşan (22.11.1974 tarihli ve 9 nolu) tapunun, Mayıs 1325 tarih 71 ilâ 80 ve 136 ilâ 141 sıra nolu 1800 dönüm miktarlı kök tapu kapsamı dışında kaldığı bu tapu kaydına dayalı olarak tazminat istenemeyeceği…” ibarelerinin yazılmasına,
2- Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01.12.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verild

Bir Cevap Yazın