Gündem
Anasayfa » ÖRNEK DİLEKÇELER » Maddi Manevi Tazminat Davası Cevap Dilekçesi Örneği(Trafik Kazası)

Maddi Manevi Tazminat Davası Cevap Dilekçesi Örneği(Trafik Kazası)



……………… 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO :2021/………… E.

Cevap Veren
Davalılar : 1- ……………..
Adr: ………………..

Vekilleri : Av. ………………….
& …………………….
(Adres antette)

Davacılar :1-…………… – T.C. Kimlik No: …………
2- …………… – T.C. Kimlik No: ………………
3-……….
Adr: ……………………..

Vekilleri : Av. …………….
Adr: ………………………

Konu : Davaya cevap dilekçemiz ve delillerimizin sunumudur.

Cevaplarımız :

1-) ……….. tarihinde meydana gelen trafik kazasında sürücü müvekkil
…………….’in, kendi sevk ve idaresindeki …………….. plakalı araç ile seyir halinde iken; kullanmakta olduğu bisiklet ile aniden yola çıkan davacı ………………’e herhangi bir kusur ve ihmali bulunmaksızın çarpması sonucu yaralamalı maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir.

2-) Davacılar, …………….. tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle davacı ………………’in geçici iş göremezlik ve kazanç kaybı bulunduğunu beyan ederek; bu maddi ve manevi zararın giderilmesi amacıyla maddi/manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.3-) Davacının açmış olduğu dava usul ve esas bakımından yersizdir. Yasal süresi içinde davaya cevaplarımızı sunuyoruz. 4-) Davacılar, ………… Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2020/……………… soruşturma no’lu dosyasında davalı müvekkil …………….t’ten şikayetçi olmadıklarını ve herhangi bir taleplerinin bulunmadığını belirttiklerinden, artık söz konusu davayı açma hakları bulunmadığından, mevcut davanın öncelikle esasa girilmeden usulden reddi gerekmektedir. Husumete ilişkin itirazlarımız

Huzurunuzdaki dava, davacılar tarafından trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası şeklinde açılmış olup, kazaya karışan araç sürücüsü müvekkil ………….. ile babası ……………….’e husumet yöneltilmiştir. Her ne kadar müvekkil …………..’in kazaya karışan araç sürücüsü olarak hukuken kendisine husumet yöneltilmesi mümkün ise de, diğer müvekkil …………….. açısından böyle bir durum söz konusu değildir. Trafik kazası nedeniyle husumet yöneltilebilecek kişiler kazaya karışan araç sürücüsü ve araç işleteni ile sınırlı tutulmakta; araç işleteni kavramı da ilgili mevzuat hükümlerinde açıkça tanımlanmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3.maddesinde “İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse bu kimse işleten sayılı.” Şeklinde “işleten” sıfatı hakkında açıklama yer almaktadır. Bu madde hükmüne göre gerek maddi anlamda gerekse şekli anlamda değerlendirme yapıldığında müvekkil ………………….’in herhangi bir sıfatla herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı görülecektir. Müvekkil ….., trafik sicilinde, sigorta poliçesinde veya vergi kayıtlarında herhangi bir kayıtta yer almadığı gibi; müvekkilin dava konusu aracın kendi menfaati doğrultusunda işletmesi ve bu şekilde ekonomik yarar sağlaması gibi bir durum da söz konusu değildir.

Açıklanan nedenlerle; Sayın Mahkemenizde açılan iş bu davanın ilgili mevzuat hükümleri kapsamında hukuki veya maddi açıdan herhangi bir sorumluluğu bulunmayan müvekkil ……………… açısından husumet yokluğu nedeniyle esasa girilmeksizin reddedilmesini talep ediyoruz.

Kusura ilişkin itirazlarımız;

Trafik Kazalarında kusur temel öğedir. Tazminat hesapları genellikle “kusur oranları” üzerinden hesaplanır. Kusursuz sorumluluklarda dahi, bazı ayrık durumlar dışında, bir kusur (sorumluluk) ölçüsü belirlenmek gerekmektedir. Kişilerin sosyal ve kültürel düzeyleri, olayın ağırlığı, kusur ve sorumluluk dereceleri gibi unsurlar özenle değerlendirilerek uygun bir tazminat miktarının belirlenmesi gerekmektedir.

Kusur incelemesi yapılırken, eylemin yasa, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara aykırılığını saptamak yeterli olmayıp, ayrıca hangi eylem ve davranışın zararı doğurduğu üzerinde durulmalıdır. Bir eylem ve davranış, kurallara aykırı olmakla birlikte, zarar bu eylemin sonucu değilse, kurallara aykırı davranan zarardan sorumlu tutulamaz.Trafik kurallarına göre, yan yoldan çıkan araç, ana yoldan geçene öncelik tanımalıdır. Ancak ana yoldan gelen çok hızlı araç, yan yoldan çıkan araca çarpıp içindekileri öldürmüşse, burada kazanın asıl sorumlusu hızlı araç kullanan olacaktır. Çünkü sürücü hız kurallarına uysaydı, maddi hasar ve yaralanma ile geçiştirilecek kaza, ölümle sonuçlanmazdı.

Trafik kazalarında kusur değerlendirmesi için görevlendirilen teknik bilirkişiler, hukuk bilgileri olmadığı için, yalnızca trafik kurallarına uyulup uyulmadığı yönünden değerlendirme yapmakta, eylem ile zararlı sonuç arasındaki nedensellik bağını, zararın hangi eylem ve davranıştan doğduğunu dikkate almamaktadırlar. Öncelikle kusur değerlendirilmesi için görevlendirilecek bilirkişi veya bilirkişilerin belirtmeye çalıştığımız çerçevede somut olayı değerlendirmeleri gerekmektedir.

Davacılar, dava konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkil ………………….in kusurlu bulunduğunu iddia etmişlerdir. Ancak davacıların kusur oranına ilişkin bu iddiaları gerçeğe uygun olmadığından, tarafımızca kabul edilmemektedir.

Her ne kadar müvekkilin Karayolları Trafik Kanunu’ndan doğan yükümlülüklerin ihlali nedeniyle tam kusuru bulunduğu iddia edilmiş olsa da; davacıların bu iddiası yalnızca olay yerine düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağına dayanmaktadır. Kaza tespit tutanağı ise, mahkeme tarafından karar verilmesi için yeterli delil niteliğini arz etmemektedir. Zira Kaza Tespit Tutanağının geçerliliği, aksi ispat oluncaya kadar söz konusu olup; Sayın Mahkemenizce aldırılacak bilirkişi raporu tespitleri ile sona erecektir. Bu nedenle davacılar tarafından kaza tespit tutanağına dayanarak müvekkil sürücüye kusur izafe edilmesinin ve bu kusur oranları doğrultusunda talep edilen tazminatların kabulü mümkün değildir.

Bununla birlikte; davacıların dayandığı kaza tespit tutanağının kusur oranlarına ilişkin tespitleri açısından da irdelenmesi gerekmektedir. Kaza tespit tutanağında müvekkile atfedilen kusur oranı tarafımızca kabul edilmemektedir. Dava konusu kaza müvekkilin değil; davacı küçüğün kusurlu hareketi nedeniyle yaşanmıştır. Her ne kadar kaza tespit tutanağında, müvekkilin “sağa dönüş kurallarına riayet etmemek” nedeniyle kusurlu olduğu şeklinde bir tespit yapılmışsa da; bu tespitin hangi kuralın ihlali olduğu, hangi gerekçeye dayanarak yapıldığı ifade edilmemiştir. Tutanakta bahsedilen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 53/1-a maddesinde ise “sağa dönüşlerde sürücüler; sağa dönüş işaretini vermeye, sağ şeride veya dönüşe ayrılmış şeride girmeye, hızını azaltmaya, dar bir kavisle dönmeye, dönülen karayolunun gidiş şeridine veya gidişine ayrılmış en sağ şeridine girmeye zorunludurlar.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm, maddede tanımlanan kural ihlalinin söz konusu olması için gerçekleşmesi gereken durumları teker teker saymıştır. Ancak somut olayda müvekkilin maddede sayılanlardan herhangi birini ihlali gibi bir durum söz konusu değildir. Müvekkil yol şartlarına ve trafik kurallarına uygun olarak emniyet şeridinin yanında sağ şeritte, 30-40 km arası bir hızla ilerleyerek; kavşağa geldiğinde de yine sağa dönüş sinyalini vererek ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde hareket etmiştir. Müvekkil, kazanın gerçekleştiği ………. Caddesinden aşağı doğru inerken, sağa dönüş yapmak amacıyla sinyalini vermiş ve hızını azaltmıştır. Ancak dönüşünü gerçekleştireceği esnada hızlı bir şekilde ilerleyen davacı küçüğü, arabanın arka camından görerek direksiyonunu sola kırmış; sağ tarafa dönüşü gerçekleştirmemiştir. Müvekkilin bu hamlesi sayesinde davacı çocuk yalnızca bisikletinin direksiyonu ile müvekkilin kullanmakta olduğu aracın arka tarafına çarpmış, çarpmanın etkisiyle dengesini kaybederek düşmüştür. Müvekkil kazanın ardından davacı çocuğun ilk müdahaleleriyle ilgilenmiştir. Bu sırada davacının bisikletini kontrol etme imkânı bulan müvekkil, bisikletin frenleri olmadığını fark etmiştir. Yani DAVACI, FRENİ BULUNMAYAN BİSİKLETİ İLE ………… YOLUNDAN AŞAĞI DOĞRU HIZLA İNERKEN KONTROLÜNÜ KAYBETMİŞ; KAZAYI ÖNLEMEK İÇİN HER TÜRLÜ ÖNLEMİ ALAN MÜVEKKİLİN ARACINA ÇARPARAK DAVA KONUSU KAZANIN GERÇEKLEŞMESİNE SEBEBİYET VERMİŞTİR. Kazanın gerçekleşmesine ilişkin tüm bu anlatımlarımız, Sayın Mahkemenizin takdiriyle kaza mahallinde yapılacak keşif ile doğrulanacaktır. (Keşif, bilirkişi raporu, tanık beyanları)

Davacıların Maddi Tazminat Talepleri Hakkında;

Davacıların, huzurunuzdaki dava ile ödenmesi talebinde bulundukları maddi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54.maddesi ile yürürlüğe girmiştir. Maddede bedensel zararlar; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak sayılmıştır. Ancak somut olayda, maddede sayılan tazminat kalemlerinden hiçbiri gerçekleşmediğinden davacılar nezdinde tazminat hakkı doğmamıştır.

a- Geçici İş Göremezlik tazminatı açısından;

Tıbbi Şifa süresi, bir başka deyişle “tam iyileşme” veya “mesleki işten kalma” süresi ya da “çalışılamayan süre”dir. İşte bu sürenin farklı bir yöntemle belirlenmesi, yaralanan kişinin mesleği, yaptığı işin özellikleri, bu işi yaparken daha çok hangi organını kullandığı, işyeri ile evi arasındaki uzaklık ve buna göre gidip gelme zorlukları gibi durumlar yöntemince araştırıldıktan, gerekiyorsa tanık da dinlendikten sonra, uzman bilirkişilerden görüş alınmak suretiyle ne kadar sürede yeniden işe başlayabileceği belirlenmek ve buna göre sonuca ulaşmak gerekmektedir.

Davacılar, Sayın Mahkemenize sunmuş oldukları dava dilekçesi ile davacı çocuğun kazanın ardından kolunun kırılması nedeniyle geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Ancak henüz 15 yaşında olan ve herhangi bir işte çalışmayıp herhangi bir gelir elde etmeyen davacı ………………………’in geçici iş göremezlik kaybına uğraması gibi bir durum söz konusu değildir. Geçici iş göremezlik tazminatı, kaza geçiren kişinin kalıcı sakatlık durumu söz konusu olmayıp bir süre tedavi görmesi, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu yüzden iş ve kazanç kaybına uğraması durumlarında ödenecek tazminat türü olup; söz konusu tazminat hakkının doğabilmesi için kişinin iş sahibi yahut gelir elde etme durumunun olması gerekmektedir. Oysaki somut olayda davacı küçük, kaza tarihi itibariyle ………………..yaşında bir öğrencidir. Ancak bir süre okuluna gidemeyen ve bu yüzden yıl kaybına uğrayan öğrenci, çalışma yaşamına bir yıl geç atılacak olması nedeniyle gelecekteki kazanç kaybını tazminat olarak isteyebilir. Davacının yıl kaybına uğradığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmadığı gibi davacı tarafın böyle bir iddiası da bulunmamaktadır. Davacının kazanın ardından çalışmamış olması nedeniyle herhangi bir kazanç kaybı söz konusu değildir.
Kaldı ki ‘davacının geçici iş göremezlik zararının’ kabulü anlamı taşımamak kaydı ile, Geçici iş göremezlik durumu, sigorta kapsamında olduğundan, bu tür zararlar, araç hasarlarında söz konusu “kazanç kaybı” ile karıştırılmamalıdır. Mesleki işten kalma süresindeki kazanç kayıplarına ilişkin istekler ZMMS poliçesi kapsamındadır.
Yargıtay’ın bu konudaki görüşleri kesindir. Taşımacı veya işleten “geçici işgöremezlik” zararlarından sorumlu olduklarına ve sigortacı da bu sorumluluğu belli bir oranda üzerine almış bulunduğuna göre, kaza geçiren kişinin iyileşme süresi içerisindeki “kazanç kayıplarından” veya her türlü maddi zararlarından sigortacı da sorumludur ve bu tür tazminat isteklerinin yerine getirilmesi zorunludur.
Yargıtay’ın doğrudan sorumluluk sigortalarıyla ilgili bir kararında “Trafik kazası sonucu uğranılan maddi zarar sebebiyle, kişinin işinden ve gücünden kaldığı süre içinde oluşan gelir kaybından zorunlu mali sorumluluk sigortacısı sorumludur” denilerek bu konuya, sigortacı yönünden, açıklık getirilmiştir.

b- Tedavi giderleri açısından; Huzurunuzdaki davada, davacılar tarafından davacı küçüğün bir süre hastanede tedavi gördüğünü beyanla tedavi giderlerinin ödenmesini talep etmiştir. Ancak ilgili yasal mevzuat ve kanuni düzenleme gereğince tedavi giderlerinin müvekkillerden tahsili imkanı bulunmamaktadır. Zira 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 59, Geçici 1 ve 2.maddeleri, 25.02.2011 tarihli ve 27857 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup Geçici 1.madde hükmünce;

“Bu kanunun yayınlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedelleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. Ayrıca Karayolları Trafik Kanunu’nun Değişik 98.maddesi de bu hususa atıf yaparak; Madde 59- 2918 sayılı kanunun 98.maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi:

Madde 98 : Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.” demektedir.

Açıklanan bu yasal düzenlemeler gereğince, 2918 sayılı kanunun 98.maddesinde belirtilen fatura edilmiş veya belgelendirilmiş tedavi giderleri yönünden sorumluluk “Sosyal Güvenlik Kurumu”na geçtiğinden yasal olarak ancak “Sosyal Güvenlik Kurumu”na dava yöneltilebilecektir. Davacı tarafından talep edilen kaçınılmaz ve belgeye bağlanamayan tedavi giderlerinin ise sigorta şirketinin sorumluluğunda karşılanması gerekmektedir. Bu durumda davacıların, bahse konu tedavi giderlerinin müvekkiller tarafından ödenmesi söz konusu olamayacağından; davacıların bu yöndeki taleplerinin reddini talep ediyoruz.

c- Çalışma gücünün azalmasından doğan maddi zarar açısından;

Sürekli işgöremezlik olarak adlandırılan bedensel zararlara “kalıcı sakatlık” denildiği gibi, Yargıtay kararlarında ve Adli Tıp Kurumu raporlarında “beden gücü kaybı” veya “çalışma gücü kaybı” ya da “meslekte kazanma gücü kaybı” da denilmektedir.

Adli Tıp dilinde, “kalıcı” bedensel zararlar, iki ana bölüme ayrılmaktadır:
1) Organ yitimi , 2) Organ zayıflaması.

Organ yitimi, genellikle el, ayak, kol, bacak, göz gibi organlardan birinin ya da bir kaçının yitirilmesidir. Ayrıca iç organlar ile beş duyu da (görme, işitme, tatma, koklama, dokunma) organ sayılmaktadır.

Organ zayıflaması, kişinin bedensel yapısını oluşturan organlardan birinin veya bir kaçının işlevinin azalması veya büsbütün işlevsiz kalmasıdır.
Bunların dışında, kişini geçirdiği kaza veya uğradığı saldırı sonucu aklını ve belleğini yitirmesi, ya da ruhsal ve sinirsel dengesinin bozulması, yüzünde kalıcı iz oluşması veya yüz biçiminin değişmesi (estetik zararlar) ayrı bir derecelendirme ve değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Sürekli iş göremezlik zararları, beden gücü kayıp oranlarına göre de ikiye ayrılmakta, bunlar: 1) Sürekli kısmi iş göremezlik, 2) Sürekli tam iş göremezlik olarak adlandırılmaktadır.

Sürekli kısmi iş göremezlik, organ eksilmesi veya organ zayıflaması sonucu beden gücünün belli bir oranda azalması durumudur. Bu durumdaki kişi çalışmasını sürdürebilir ise de, yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında) daha fazla güç ve çaba harcayacağından, kazançlarında bir azalma olmasa bile (sakatlığı oranında) tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilmekte; buna öğretide ve Yargıtay kararlarında “güç kaybı-efor kaybı” kuramı denilmektedir.

Sürekli tam işgöremezlik, beden gücünün bütünüyle yitirilmesi durumudur. Bu durumdaki kişi artık çalışamayacak ve kazanç elde edemeyecektir.

Davacı tarafça, davacı ………………………’in sürekli kısmi işgöremezlik zararının olduğu iddia edilmiştir. ……………… tarihinde meydana gelen kazanın ardından, …………….. yaşındaki davacı küçüğün sol kolunda kırık oluşmuş; bu nedenle sol omzuna platin takılmıştır. Davacılar ise bu işlem nedeniyle davacının ileriye yönelik olarak çalışma gücünün azalmasından doğan maddi zararları bulunduğunu iddia etmişlerdir. Ancak somut olayda böyle bir durumun söz konusu olup olmadığı hususu, davacıların hiçbir somut veriye dayanmadan sundukları beyanları ile değil; ancak uzman hekim bilirkişi tarafından hazırlanacak rapor ile tespit edilecektir. Kısacası, davacı ………………l’un sürekli kısmi iş göremezlik zararının varlığının, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre uzman hekimce belirlenmesi gerekir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere; müvekkil kazanın ardından davacının ilk müdahaleleriyle ilgilenmiş, hastaneye götürülmesine yardımcı olmuştur. Ancak müvekkilin davacılara sağladığı destek, yalnızca bununla da sınırlı kalmamıştır. Müvekkil tedavi süresince de davacılara maddi ve manevi destek sağlamaya devam etmiştir. Sayın Mahkemenizce yapılacak maddi tazminat hesaplamasında, müvekkilin davacılara sağladığı ve belgelenmesi mümkün olmayan bu maddi desteklerin de göz önünde bulundurulmasını talep ediyoruz.
Davacıların Manevi Tazminat Talepleri Hakkında:
1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.maddesinde ise manevi tazminat hususu düzenlenmiş; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar tazminat ödenmesine karar verebilir. AĞIR BEDENSEL ZARAR veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” denmiştir. Görüldüğü üzere ilgili mevzuat hükmünde, zarar görenin yakınları lehine manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi AĞIR BEDENSEL ZARAR veya ölüm halinin yaşanması şartına bağlanmıştır.
Nitekim 6098 sayılı Kanuna dair Adalet Komisyonu Raporu’nda “ağır bedensel zararların takdirinde zarara uğrayan organların, oluşan iş göremezlik derecesi oranının, uğranılan ruhsal zararın niteliğinin ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği belirtilmiştir. DOKTRİNDE VE YARGITAY KARARLARINDA İSE “AĞIR” OLARAK NİTELENDİRİLEBİLECEK BEDENSEL ZARARLARA ÖRNEK DURUMLAR SAYILMIŞTIR. Buna göre; bedensel zararın ağır olmasından maksat, kazaya uğrayan kişinin el, kol, bacak, göz, böbrek gibi önemli organlarını kaybetmesi, ya da felç geçirerek yatalak kalma gibi daha önemli bir zarara uğramasıdır. Ancak bu durumlardan birinin gerçekleşmesi halinde, zarara uğrayan kişinin yakınlarının hukuken korunan ruhsal bütünlüklerinin ağır bir şekilde bozulduğu, doğrudan manevi zarar gördükleri manevi zararla haksız eylem arasında illiyet bağı bulunduğu kabul edilebilecektir.
Bu hususta Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından 2003/9485 E. 2003/9701 K. sayılı dosyada 01.12.2003 tarihli karar ile “Somut olayda, 29.06.1997 tarihinde 15 yasında olan davacının oğlu Fatih’in geçirdiği iş kazası sonucu %5.1 oranında iş göremezliğe uğradığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmakta olup, yukarıda açıklanan ilkeye göre ağır bir cismani zarara uğradığı söylenemez. Hal böyle olunca davacının ruhsal ve sinirsel bütünlüğünün ağır bir şekilde bozulduğunu söylemek mümkün değildir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular nedeniyle olayda uygun illiyet ve hukuka aykırılık bağı koşulları oluşmadığından davacı baba Mehmet Ceylan’ın manevi tazminat isteminin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.” şeklinde hüküm tesis edilmiştir.

Bu bağlamda davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesine karar verilebilmesi için öncelikle davacı küçükte ağır bedensel zarar mevcut olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Yukarıda yer alan beyanlarımız doğrultusunda Sayın Mahkemenizce tayin edilecek bilirkişi tarafından hazırlanacak raporda da görülecektir ki; davacı küçükte meydana gelen zarar, ilgili kanun hükümleri kapsamında tanımlanan ağır bedensel zararlardan değildir. Bu nedenle davacı anne ve baba lehine manevi tazminata hükmedilmesi için gerekli şartlar, somut olayda doğmamış olacağından; davacıların manevi tazminat taleplerinin reddi gerekecektir.

2- Bununla birlikte; Yerleşik Yargıtay İçtihatları ve doktrindeki hâkim görüş manevi tazminat miktarının belirlenmesinde “olayın oluş şekli, müterafik kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, tarafların sosyal ekonomik durumları ve hakkaniyet ilkesi gibi unsurların göz önünde bulundurulması gerektiğini benimsemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/21-737 E. 2012/824 K. sayılı 21.11.2012 tarihli ilamında “Manevi tazminat, beden gücü kaybı nedeniyle bozulan ruh huzurunun, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından hakim, Medeni Kanun’un 4.maddesi gereğince hak ve nefasete göre takdir hakkını kullanarak manevi tazminatın miktarını tespit etmelidir.” denmekle; manevi tazminatın belirlenmesinde mahkeme hakimine somut olayın şartlarına göre belirlenecek takdir yetkisi açıklanmıştır. Bu doğrultuda; manevi tazminatta takdir hakkı verilen Yerel Mahkemenin, hukuk kuralları ve ilkeleri ile birlikte somut vakıaları da değerlendirmesi gerekecektir. Huzurunuzdaki davada ise, davacılar tarafından somut olayın şartlarına uygun olmayan gerekçelere dayanılarak fahiş miktarda manevi tazminat ödenmesi talep edilmiştir. Davacıların manevi tazminat hakkının doğduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte; talep edilen manevi tazminat tutarına da itiraz etmekteyiz. Zira davacıların bu talepleri, manevi tazminata hükmedilmesinin şartlarını taşımamakta; aynı zamanda manevi tazminat ödenmesinin amacına da aykırı düşmektedir. Sayın Mahkemenizce yapılacak yargılamada da tespit edileceği üzere; davacı ……………’in davacılar tarafından iddia edildiği gibi bir çalışma gücü kaybı ve tedavi süresi söz konusu değildir. Aynı şekilde davacılar bahse konu edilen şekilde bir manevi zarara da maruz kalmamıştır. DOLAYISIYLA DAVACILAR LEHİNE BU DENLİ FAHİŞ MİKTARDA MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLMESİ DAVACILARIN SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMESİNE VE UĞRADIKLARI İDDİA EDİLEN ZARARDAN DA FAZLA MADDİ KAZANIM ELDE ETMELERİNE NEDEN OLACAKTIR. Yargıtay BGK. 22.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında denildiği gibi: ”Manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Hakimin manevi tazminat miktarını tayin ederken, Borçlar kanununu 43 ve 44 üncü maddelerindeki kuralları, "özel hal ve şartları" takdir ederken kıyasen uygulaması, kusursuz sorumluluk hallerinde ve olayda kusur bulunmadığı takdirde, kusurun dışında kalan amilleri, alelıtlak kusurun mevcudiyeti halinde ise kusur da dahil bütün faktörleri takdirine mesnet yapması gerekir.” Yukarıda belirttiğimiz gibi davacı …………….’un kusuru kazaya birinci derece etken olmuştur. Davacı ……………………..’un yaralanmasının basit nitelikte olması ve de davacı ………..l’un basit yaralama sonucu doğuran ağır kusuru dikkate alındığında davacı Tuğrul içinde manevi tazminatın takdiri son derece düşük olması gerekecektir. Açıklanan nedenlerle; somut olayın şartları ve kusur oranları göz önünde bulundurulmak suretiyle haksızlığı tespit edilecek manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Faiz Konusunda İtirazlarımız;

Dava dilekçesinde ticari faiz anlamına gelen “avans faiz” istenmiş ise de, sigortanın ‘şirket’ olması davacı tarafa ticari faiz (avans faizi) isteme hakkı vermemektedir. Çünkü davacılar ile davalılar arasında bir ticari ilişki (örneğin yolcu veya yük taşıma ilişkisi) yoktur. Bu bir ticari dava olmayıp, basit bir trafik kazası olduğundan sadece “yasal faiz” istenebilir. Bu hususta Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından verilen 2013/2862 E. 2014/3439 K. sayılı 11.03.2014 tarihli ilamda yer alan “… Olayda tam kusurlu bulunan davalı A… Sigorta A.Ş’ye ZMMS poliçesi ile sigortalı araç özel araç olduğundan hükmolunan tazminata yasal faiz işletilmesi gerekirken yazılı şekilde avans faizine hükmedilmesi de doğru bulunmamıştır.” Kararı da göz önünde bulundurulmak suretiyle; davacıların haksız ve hukuka aykırı “avans faiz” talebinin reddedilmesini arz ve talep ediyoruz.

Hukuki Dayanak : TMK, TBK ve ilgili mevzuat

Deliller :
1- Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmaları,
2- Doktrin ve Yargısal İçtihatlar,
3- Tanık,
4- Yemin,
5- İsticvap,
6- Bilirkişi incelemesi,
7- Her türlü yasal delil

Sonuç ve İstem : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ve Sayın Mahkemenizce re’sen tespit edilecek hususlar doğrultusunda;

• Davaya cevaplarımızın dosyaya kabulü ile,
• Davacıların haksız ve hukuka aykırı davasının reddine,
• Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekâleten arz ve talep ederiz. 01.04.2021

Davalılar Vekilleri
Av. ……………

EKLER :
1- Yargıtay Kararları
2- Davacılar için dilekçe fazlası
3- Onanmış vekâletname sureti

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir