ÖZET :

  • ISLAH DİLEKÇESİNİN TEBLİĞ EDİLMEMESİ
  • HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI-SAVUNMA HAKKI
  • TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN ARALANMASI
  • İŞYERİ DEVRİ-İŞVERENLERİN İŞÇİLİK HAKLARINDAN SORUMLULUĞU
  • Savunma hakkı Anayasa’mızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
  • İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.
  • Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
  • Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir.
  • Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır.
  • Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır.
  • Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
  • Somut olayda, davacı tarafından dava 24/01/2016 tarihinde ıslah edilmiş olup, ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davalıya ıslah dilekçesi tebliğ edilerek, davalının ıslah dilekeçesine karşı beyanları alındıktan sonra karar vermekten ibarettir. Yazılı şekilde davalının savunma hakkı kısıtlanarak karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
  • TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN ARALANMASI
  • Davalı şirketin, dava dışı şirket bünyesinde geçen çalışmalardan sorumlu tutulabilmesi için bu şirketler arasında işyeri devri (işçiler, araçlar, demirbaş ve makinalar vb devredilip devredilmediği), işçi devri, geçici iş ilişkisi vb gibi bir ilişki veya davacının her iki şirketçe birlikte istihdamı yahut tüzel kişilik perdesinin aralanması amacıyla hareket edildiğinin, böylece şirketler arasında organik bağ bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
  • Bu itibarla davalı şirket ile dava dışı şirket arasında açıklanan türde bir bağ olup bulunup bulunmadığının, davacının çalışmasının geçtiği … Yapı Sanayi A.Ş ile davalı şirket arasında irtibat bulunup bulunmadığının, her iki şirket ortaklarının, işyerlerinin, faaliyet alanlarının aynı olup olmadığının titizlikle araştırılarak, tüm deliller yeniden bir arada değerlendirildikten sonra varılacak sonuca göre, davalı şirketin dava dışı şirket bünyesindeki çalışmalardan sorumlu olup olmadığına karar verilmelidir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

2016/29852 E. , 2020/2033 K

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı ve davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin, davalının …/… bölgesindeki inşaat işlerini yapan iş yerinde aylık 2.200,00 TL net maaşla 15/12/2011 tarihinden fesih tarihi olan 01/06/2013 tarihine kadar iş makinesi operatörü olarak çalıştığını, iş akdinin müvekkil tarafından haklı sebeplerle ve tek taraflı olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, yıllık izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre taraf vekillerinin aşağıda bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2- Taraflar arasında davalılar …, … adına dava açılıp açılmayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı dava dilekeçesinde hem kollektif şirket adına hem de gerçek kişiler adına dava açmış ise de, 23/10/2014 tarihli dilekçesinde ise bunun maddi hataya dayalı olduğu şirket ünvanının bu şekilde olması nedeni ile bu şekilde açıldığını, ortaklara ayrı ayrı husumet yöneltmediklerini, davalı ünvanının … -…- … olduğunu, yazım hatasından kaynaklanan hata olduğunu, dava dilekçesi içeriğinden de davalı şirket ortaklarının sorumlu olduklarına dair bir taleplerinin bulunmadığı beyan etmiş olup, dava dilekçesi içeriğinden davalı şirket ortaklarının ayrıca sorumlu olmaları nedeni ile bu kişilerden ayrıca bir taşepte bulunduğuna dair bir beyan yoktur. Mahkemece bu dilekçe dikkate alınmadan sıra numarası ile gerçek kişilerde davalı gibi gösterilerek karar başlığı hazırlanmıştır. Oysa ki, Hukuk Usulü Muhakameleri Kanunun 124/3 maddesi gereği, davacının taraf değişikliği talebi maddi bir hatadan ibaret olup, mahkemece davacının vermiş olduğu 23/10/2014 tarihli dilekçesi dikkate alınmadan …, …’in karar başlığında ayrıca davalı olarak gösterilmesi hatalı olmuştur.
3-Taraflar arasında davalı şirketin, davacının dava dışı … Yapı Sanayi A.Ş bünyesindeki çalışmalarından doğan alacaklarından sorumlu olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda, davacı dava dilekçesinde 15/12/2011-01/06/2013 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını ileri sürmüş, davalı ise cevap dilekçesinde davacının … – … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş iş ortaklığında kısa bir süre çalıştığını savunmuş, olup dosya içindeki Sgk kayıtlarına göre, davacı … Yapı Sanayi A.Ş ‘de 20/11/2011 tarihinden 31/12/2012 tarihine kadar çalışmış, 30/04/2013-10/06/2013 tarihleri arasında ise … –… İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş iş ortaklığında çalışmıştır. Mahkemece ise, davacının tüm dönem çalışmasından davalı şirket sorumlu tutulmuştur. Ancak davalı şirketin, dava dışı şirket bünyesinde geçen çalışmalardan sorumlu tutulabilmesi için bu şirketler arasında işyeri devri (işçiler, araçlar, demirbaş ve makinalar vb devredilip devredilmediği), işçi devri, geçici iş ilişkisi vb gibi bir ilişki veya davacının her iki şirketçe birlikte istihdamı yahut tüzel kişilik perdesinin aralanması amacıyla hareket edildiğinin, böylece şirketler arasında organik bağ bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla davalı şirket ile dava dışı şirket arasında açıklanan türde bir bağ olup bulunup bulunmadığının, davacının çalışmasının geçtiği … Yapı Sanayi A.Ş ile davalı şirket arasında irtibat bulunup bulunmadığının, her iki şirket ortaklarının, işyerlerinin, faaliyet alanlarının aynı olup olmadığının titizlikle araştırılarak, tüm deliller yeniden bir arada değerlendirildikten sonra varılacak sonuca göre, davalı şirketin dava dışı şirket bünyesindeki çalışmalardan sorumlu olup olmadığına karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4-Davalının hukuki dinlenilme haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Savunma hakkı Anayasa’mızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Somut olayda, davacı tarafından dava 24/01/2016 tarihinde ıslah edilmiş olup, ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davalıya ıslah dilekçesi tebliğ edilerek, davalının ıslah dilekeçesine karşı beyanları alındıktan sonra karar vermekten ibarettir. Yazılı şekilde davalının savunma hakkı kısıtlanarak karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
5-Taraflar arasında davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 13. maddesi ;” Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” düzenlemesine haizdir.
Somut olayda ise, davacı dava dilekçesinde 250,00 TL dini bayram, 250,00 TL resmi bayram tatili, 250,00 TL asgari geçim indirimi alacağı talep etmiş mahkemece asgari geçim indirimi alacağı reddedilmiş olmasına rağmen davalı lehine 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir. Mahkemece avukatlık asgari ücret tarifesinin 13/2. maddesinin gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 10/02/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.