Dilekçe Örnekleri Kira Artışı 2026 Kıdem Tazminatı Ceza Davaları Boşanma İcra Takibi İcra Takip Programı Tüketici Hakları Yargıtay Kararları
POPÜLER

Eşlerden birinin ölümü neticesinde konusuz kalan boşanma davası hakkında feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

Eşlerden birinin ölümü neticesinde konusuz kalan boşanma davası hakkında feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

Boşanma Davası – Eşlerden Birinin Ölümü – Feragat

  • ÖZET :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 307 nci maddesi şöyledir:

” (1) Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.”

6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi şöyledir:

“(1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.

(2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir.

(3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.”

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 181 inci maddesi şöyledir:

Boşanma – Ölüme Bağlı Tasarruflar

“Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.

(Değişik ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

Değerlendirme

Evlilik birliğinin ölümle sona ermesi kavramı ile devamında davayı takip yetkisi ve feragat kavramları

Direnmeye konu uyuşmazlığın niteliği dikkate alınarak öncelikle evlilik birliğinin ölümle sona ermesi kavramı ile devamında davayı takip yetkisi ve feragat kavramlarının üzerinde durulmalı, bu hususlarla ilgili açıklama yapıldıktan sonra somut uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmelidir.

Bilindiği üzere; boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik birliği sona erer ve birliğin gereği olan haklar ve yükümlülükler ortadan kalkar. Boşanmanın eşlerle ilgili sonuçları kişisel ve mali olmak üzere ikiye ayrılır. İşte 4721 sayılı Kanun’un 181 inci maddesi ile boşanmanın eşler açısından malî sonuçlarından biri düzenleme altına alınmıştır. Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarrufta anlaşılmadıkça kaybederler. Boşanma davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu için bu hak kural olarak bizzat kullanılmalıdır.

Eşlerden birinin ölümü hâlinde ise evlilik ölümle sona ermiş olup, birlik kendiliğinden son bulur. Uyuşmazlık konusu madde ile boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi üzerine, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve sağ kalan eşin kusurunu ispatlaması hâlinde sağ kalan eşin, ölen eşin mirasçısı olamayacağı ve aksi ölüme bağlı tasarruftan anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufla kendisine sağlanan hakları kaybedeceği hükme bağlanmıştır. Bu nedenle eşlerden birinin ölümüne rağmen, ölen eşin mirasçılarından birisinin devam ettirdiği bu davada, artık eşlerin boşanması değil, boşanmaya sebep olan olaylarda sağ kalan eşin kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Yani boşanma davası eşlerden birinin ölümü neticesinde konusuz kalmıştır ancak diğer bir yönden de ölen eşin mirasçılarından birisinin açılmış olan davaya devam etmesi hâlinde ise açılan boşanma davası kendiliğinden sağ kalan eşin kusurlu bir davranışının olup olmadığı yönünde inceleme yapılması gereken kusur tespiti davasına dönüşmüştür.

Bir davada, davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf vardır. Davacı veya davalı tarafta birden fazla kimse bulunabilirse de bir davada ikiden fazla tarafın bulunması imkânsız olup, taraf kavramı bir davada tarafların yapacakları bir çok taraf işlemi olması nedeni ile büyük önem taşımaktadır. Davanın taraflarının kimler olduğu, davacı tarafından dava dilekçesinde gösterilir. Bu aşamada gösterilen kişilerin gerçekten o davada taraf sıfatına sahip olup olmadıkları henüz belli değildir. Bu husus yargılama aşamasında belli olacaktır. Davaya ilk olarak, davacının dava dilekçesinde kendisi ile davalı olarak gösterdiği kişi arasında devam edilir. Dava sırasında her ikisinin de taraf ve dava ehliyeti ile taraf sıfatlarının mevcut olduğu anlaşılırsa, o zaman taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan incelenip, karara bağlanır.

Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Diğer bir ifadeyle taraf ehliyeti, maddi hukuktaki medeni haklardan istifade edebilme ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şeklidir. 4721 sayılı Kanun uyarınca yalnızca gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyeti vardır. Yani yalnız gerçek ve tüzel kişiler, hakların ve yükümlülüklerin sahibi olabilirler ve bu nedenle haklarının korunması için dava açabilir ve yükümlülüklerinden dolayı kendilerine karşı dava açılabilir.

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine diğer bir ifadeyle fiil ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Kural olarak, dava ehliyeti davayı takip yetkisini de içerir. Yani dava ehliyetine sahip olan kişi, davacı veya davalı olarak taraf bulunduğu bir davayı kendisi takip edebilir. Davayı takip yetkisinin, dava konusu hakkın sahibinden başkasına verilmesi ancak özel bir kanun hükmü ile mümkün olur. Davayı takip yetkisine sahip olan kişi, takip ettiği davanın tarafı değildir, davanın tarafı bu sıfata sahip olan kişidir. Davayı takip yetkisine sahip olan kişi, davayı asıl taraf adına takip eder. Bu yönüyle davayı takip yetkisi sıfattan ayrılır.

Sıfat, dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkiyi ifade eder. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişilerin kimler olduğu, diğer bir ifadeyle bir davada davacı veya davalı sıfatının kimler olduğu tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi ise; bir davanın taraflarının o davada gerçekten davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip olmadığı hâllerde mahkeme dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapıp karar veremeyeceğinden, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi zorunluluğunu doğurduğu için kendini gösterir.

Yukarıda ilgili hukuk bölümünde yer verilen 6100 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinde feragat kavramı tanımlanmış ve buna göre feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. Bilindiği gibi özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir.

Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK, md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK, md. 309/2). Ne var ki bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragat açık, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır. Davadan feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurucu nitelikte olması nedeniyle bütün bu özellikleri içermesi zorunludur.

Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir karar kanun yolları aşamasında iken ortada usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmaması nedeniyle, davacının davasından feragat etmesi mümkündür.

Eldeki davada evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma davası 26.03.2018 tarihinde açılmış, ilk derece mahkemesince verilen yetkisizlik kararının davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosya bölge adliye mahkemesinde inceleme aşamasındayken davalı eş 22.12.2019 tarihinde ölmüştür. Bu aşamada davacı vekili tarafından dosyaya sunulan 23.12.2019 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği bildirilmiş, bunun üzerine bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada ilk derece mahkemesinin yetkisizlik kararı kaldırılarak, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmün davalı eşin mirasçıları tarafından temyiz edilmesi üzerine ise Özel Dairenin kararı, eşler arasındaki evlilik birliğinin ölüm ile sona erdiği, dolayısıyla boşanma davasının konusuz kaldığı, hâl böyle olunca davalı eşin ölümünden sonra davacı eşin boşanma davasından feragat etmesinin hüküm ve sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle bozduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ifade edildiği gibi somut olayda, davacı sağ kalan eş tarafından 26.03.2018 tarihinde açılan boşanma davası, davalının 22.12.2019 tarihinde gerçekleşen ölümü ile konusuz kalmış olup, eşlerin evlilik birliği ölümle sona ermiştir ve ortada davacı tarafından sürüdürebilir nitelikte bir boşanma davası kalmamıştır. Dolayısıyla davacının; talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilen 23.12.2019 tarihli feragat dilekçesinin hüküm ve sonuç doğurmayacağı hususu tartışmasızdır.

Öte yandan birliğin ölümle sona erdiği eldeki boşanma davası, ölen eşin mirasçılarının 4721 sayılı Kanun’un 181/2 nci maddesi uyarınca davaya devam etmeleri neticesinde kusur tespiti davasına dönüşmüştür. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisinin aksine, taraf sıfatının dava konusu subjektif hakka ilişkin olduğu yönünde yukarıda yapılan ayrıntılı açıklamalara göre, davalının ölümü ile elde kalan kusur tespiti davasındaki dava konusu subjektif hak ölen eşin mirasçılarına geçmiştir. Mirasçılar, devam edilen bu davada artık sadece sağ kalan eşin kusurlu davranışlarını ispatlamaya çalışacaklarına göre, davacının kusur tespiti olarak devam edilen eldeki davada artık feragat edebileceği subjektif bir hakkı da bulunmamaktadır. Öyle ise Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş sağ kalan eşin yetkisizlik kararına yönelik istinaf talebi hakkında bir karar verilmesi iken, eşlerden birinin ölümü neticesinde konusuz kalan boşanma davası hakkında feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

  • Hukuk Genel Kurulu         2021/360 E.  ,  2023/12 K.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma davası eşlerden birinin yazılı bir dilekçe ile yetkili aile mahkemesine başvurusu ile açılır.

Evlilik birliğini sona erdirmek için boşanma davası açmak isteyen eş, iki nüsha dava dilekçesi, varsa eklemek istediği belgeler ve kimlik fotokopisi ile adliyede tevzi bürosuna başvurarak ve dava harçlarını yatırarak boşanma davasını açabilir.

Boşanma davası tarafların durumuna göre anlaşmalı boşanma ya da çekişmeli boşanma olmak üzere iki şekilde açılabilir.

İLGİLİ ;

Davalının anlaşmalı boşanma talebine karşı çıkmasıyla dava kendiliğinden çekişmeli hale gelir.

Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Boşanma davasında  mahkeme masraflarını kim öder?

Param yok nasıl boşanma davası açabilirim?

Boşanma davasını ilk önce kim açarsa avantajlı olur?

Çekişmeli açılmış boşanma davası, dava sürerken anlaşmalıya çevrilebilir mi?

Bir yıl geçmemesi sebebiyle çekişmeli açılmış boşanma davası, dava sürerken anlaşmalıya çevrilemez. Her dosya açıldığı koşullardaki şartlara tabidir. 1 yıl kuralı davanın açıldığı an için gözetilir.

➡️ Eşlerden birinin diğerine  “oğlum” diye hitap etmesi boşanma sebebi midir?

➡️ Boşanma davasında kadının eşit kusurlu olması halinde kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmez.Boşanma davasında delil olarak kullanılmak üzere gizlice fotoğraf çekmek suç değildir.

➡️ Dava dilekçesinde dayanılmayan bir vakıanın tanık beyanlarında geçtiğinden bahisle davalıya kusur olarak yüklenmesine imkan bulunmamaktadır.

➡️ Eşine “Sen kimsin bana karışamazsın, sen salak mısın, sen erkek misin” şeklinde mesaj atan kadın boşanmada ağır kusurlu olup yoksulluk nafakası alamaz.

➡️ Sadakatsizlik ve Eşlerin Kusur Durumu

➡️ Yargıtay; Cinsel ilişkiden kaçınanın kadın olduğuna dair bir delil bulunmaması halinde, cinsel ilişkinin sağlanamamasından erkek eşin kusurlu olduğu kabul edilmelidir.

➡️ Boşanma Davası Dilekçe Örneği

➡️ Anlaşmalı Boşanma Davası Dilekçe Örneği

➡️ Bir yıl geçmemesi sebebiyle çekişmeli açılmış boşanma davası, dava sürerken anlaşmalıya çevrilemez. Her dosya açıldığı koşullardaki şartlara tabidir. 1 yıl kuralı davanın açıldığı an için gözetilir.

➡️ Boşanmada maddi-manevi tazminat  belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınmalıdır.


SANAL HUKUK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sanal Hukuk – Footer
HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Scroll to Top